|
|
|
|
Moğol
çadırı çubuklar üzerine kurulurdu!
Moğollar’ın
çadırları Çingiz Han zamanında çubuklarla (herhalde çubuk kafes halinde)
dikilir ve üzerleri keçe ile örtülürdü. Ortalarında,
yukarıya doğru bir baca vardı. Kapısı cenuba karşı olup keçe bir perde
ile kapalı idi. Çadırlar halkın göçebe hüviyetine uygun olarak –hem de
hiç katlanmadan- araba ile nakledilebilecek surette imal edilirdi; öküzlerin
çektikleri bu arabalar içinde ise halk bu kendi meskenlerinde oturarak gidip
gelirlerdi. Hükümdarın çadırı bilhassa güzel bir kumaştan yapılmış
olup, kısmen sırma veya altın pullu bir mafazaya malikti. (Altın çadır= Türkçe
Altın Ordu) Çok
geçmeden büyük hanlar saray inşa ettiler. Ögedey Kara Korum’da iki
pavyonlu büyük bir köşkte otururdu. Bu köşkten halefleri de istifade etmişti. Bunun
etrafında kibarların binaları
vardı. Köşkün önünde bir fıskiyeli havuz bulunuyordu ki bunu söylendiğine
göre Parisli Wilhelm Buchier Paris’ten getirtmişti. Bunun
da kapısı cenuba (güneye) karşı idi. Ögedey ayrıca birçok bahçe binaları
daha açtırmıştı. Sabit
binaların mevcudiyetine rağmen çadır kurmak adeti bazı vesilelerle, mesela
seçim esnasında, devam etmişti; göçebelik devrinde Çin’deki Büyük
Hanların olduğu kadar İlhanlılar’ın da âdetleri arasına karışmış
olan muntazam yaylak ve kışlak değiştirme adeti yüzünden göç esnasında
çadıra da ihtiyaç hasıl olmuştu. ... Hükümdar
çadırının etrafında maiyet efradıyla kadınların çadırları kurulurdu,
vezirler, katip ve memurlar yakında bulunurlardı. İbadet hep birlikte yapılırdı. Bidayette
çadırın içi pek basitti; yatak odası, ocak, oturacak yerler ve puthane kısımlarına
ayrılırdı; çok defa da ehil hayvanlar için yatacak yerler bulunurdu.” (Bertold
Spuler, İran Moğolları, S.485-486) |