|
|
|
|
Moğol Türk şehri: Saray“İbn Batuta, bilindiği gibi,
1333’de Saray’da kısa bir süre kalmıştır. Bu bakımdan onun kişisel gözlemlerine
dayanan tasvirlerine ayrı bir değer verilebilir: ‘En güzel şehirlerden
(biri) olan Saray şehri son derece büyük olup ahalisi çoktur. Çarşıları
güzel ve sokakları geniştir. Şehri çepeçevre dolaşmak ve genişliğini öğrenmek
maksadıyla büyüklerden biri ile bir gün ata bindik. Şehrin bir ucunda
oturuyorduk. Sabahleyin yola çıktığımız halde ancak öğleden sonra diğer
ucuna varabildik... (Bütün) evler birbirine bitişik olup ne harabeler, ne de
bahçeler vardır. On üç Cuma mescidi vardır, bunlardan biri Şafiiler’e
mahsustur. Bundan başka, birçok mescitleri daha vardır. Burada birçok milletler (oturur). Şehre
hakim olan Moğollar’ın bir kısmı Müslüman’dır. Aslar da Müslüman’dır.
Şehirde Kıpçaklar, Çerkezler, Ruslar ve Bizanslılar da vardır. Bu sonuncular Hıristiyan’dır. Her
millet ayrı bir mahallede oturur; orada onların çarşıları vardır. Irakeyn,
Mısır, Şam vesaire ahalisinden olan tacir ve yabancılar, mallarını
muhafaza etmek için etrafı sur ile çevrili (ayrı) bir yerde ikamet ederler. ... Bu gün tarihçilerin elinde bulunan bütün
bu malzemeye göre, Saray Berke’nin 14.yüzyılın ilk yarısında Özbek Han
devrinde, yüz binden çok nüfusu olduğu anlaşılıyor. Altın Ordu başşehrinin süratle büyümesi,
kendi üretim kuvvetlerinin normal gelişmesine atfedilemez. Burada göze çarpan
binalar (saraylar, camiler, medreseler vb.) hükümdar imalathaneleri (kârhaneler)
ve diğer şehir tesisleri, feodal Rus prensliklerindeki köylü ahaliden cebren
toplanan vergiler sayesinde yapılmıştır. Altın Ordu şehirlerinin, özellikle
iki Saray’ın zenginliği, işgal olunan alanların ve her şeyden önce
feodal Rusya’nın 13., 14. ve 15. yüzyıllarda sistemli bir şekilde soyulmasıyla
izah edilebilir. Saray’ın, şehrin sosyal yapısını yansıtan topoğrafik
kuruluşunu bir yana bırakarak, en ilginç yanını teşkil eden sanayi hayatı
ve ticari ilişkileri üzerinde duralım. ... Tereşçenko’nun (arkeolog,
b.n.)raporundan ufak bir parça aktaralım: İki yüz kadem büyüklüğünde ve
on beş buçuk kadem genişliğinde küçük
tuğlalarla örtülü dört köşe bir alanda, yanmış halde kırık,
renkli cam kaplar, bardaklar, hokkalar, deri parçaları, çizme ve ağaç
ayakkabıları için biçilmiş deriler, keten bezi, ipek kumaş, elbise, sonra
bıçaklar, yatağanlar, kılıçlar, baltalar, kürekler, tavalar, aptes leğenleri,
köseğiler, kavlar, çakmaklar, kazanlar, bakır maşrapalar, bakır kupalar,
bakır şamdanlar, örgü işlerine mahsus kemik şişler, makas parçaları,
kolyeler, yanık kağıtlar, bıçaklar, kayın ağacı kabukları, koğa
otundan örülmüş yanık hasırlar, çiviler, çengeller, kapı rezeleri,
takma ve asma kilitler, yanık ekmek parçaları, çavdar, buğday, ceviz
ve fındık, mazı, palamut, badem, kuru üzüm, erik kurusu, erik,
incir, keçiboynuzu, şeftali, fıstık, karanfil, biber, bakla, pirinç ve
kahve (?) bulundu. Burada üç taş bodrumda, yığın yığın
kristal parçaları, boyalar (mavi, sarı, gök, yeşil, kırmızı ve beyaz),
hamut ve gem kalkanları, gemler, demir zincirler, nallar, demir tekerlek
bilezikleri, katran bakır levhalar, bileği taşları, taş tahtalar, boya
ezmeye yarayan taşlar, çamurdan yapılmış mahrut (?) ve toplar, bakır
teller, kazmalar, kükürt, şap, güherçile, darı göze çarpıyordu. Toplu olarak bulunan eşyaların bolluğuna
bakılacak olursa, burada bir çarşı yeri bulunduğu tahmin edilebilir. Eşyalar
için taş depoları bulunan bu cins pazarlara hemen hemen her Asya şehrinde
rastlanır.” (A.Yu.Yakubovskiy, Altın Ordu ve Çöküşü,
S.85-86) |