|
|
|
|
ÖNSÖZ V.ReiffsteckBu masalların ve destanların okunması basit bir
yolculuktan çok daha öteye götürür bizi. Aymara Kültürü, gerçekte,
bizim batılı dünyamızdakinden çok farklı bir görü sunar varoluş üzerine.
Okur insanın kendisini çevreleyen doğadan kopuk olmadığı bir ortamın içine
itilmiş bulacaktır kendisini. Bilinmeyen çağlardan beri, toprak insanları besliyor; güneş
ısı ve ışık veriyor. Toprağı işlemeksizin, insan asla hayatta kalamazdı. Altiplano’nun Aymara ve Quechua yerlileri için, Pacha
Mama ile sembolize edilen Toprak, bir kadını, bir anneyi sevdiğimiz gibi
sevilmeye ve saygı duyulmaya layıktır. Bağrından gelen ve insanı besleyen
tüm ürünlerde aynı şekilde. Toprak (bir alt seviyedeki güneş ‘baba’
Inti ile) her hareketin, her adağın, her şenliğin merkezindedir. Ona
yiyecek, içecek verilir, onunla tartışılır, ona dualar yollanır. İnsan, böylece her unsurun birbirine bağımlı olduğu
bir dünyada gelişir. Her şeyin bir anlamı ve bir sözü vardır. Öyleyse
anlamaya çalışmak gerekir. Bir zamanlar. İnsan kendisini çevreleyen her şeyle uyum
içinde yaşıyordu. Öyle ki, çiçeklerin, ağaçların, toprağın ve dağların
dilini anlıyordu (çoğu masallar bu dönemi anlatır). Ama bu dilin aydınlığı
birdenbire bulandı. Şimdi, bu sözleri aydınlatmak için insanın bir
yorumcuya gereksinimi var. Andin topluluklarında, bu rol eskilere düşüyor,
özellikle de doğayı açık bir kitap gibi okuyan bilge doktora, Yatiri. Doğayı daha çok bir ergenlik ve sahiplik ilişkisi içinde
değerlendiren batılı kavramdan oldukça uzağız. 16. yüzyıldaki İspanyol istilacılarla mücadelenin ne
kadar şiddetli olabildiği hayal edilebilir. Kızılderilileri, kültür ve
geleneklerini geri ve değersiz olarak değerlendirerek (doğal yoldan
topluluklara ait olan) topraklarından zorla sürdüler, onlara İspanyol dilini
ve Hıristiyanlar’ın ‘sivilleştirilmiş’ tanrısını empoze ettiler. Masallar boyunca görüleceği gibi, aziz Hıristiyan
patronların tapınma şenlikleri, Pacha Mama’ya adaklar yapmak için ayrılmış
dönemlerdir. Böylece eski tapınmalara gizlice karışır. Andin topluluğu, bu şekilde ağır bir dönüşüme
zorlanmıştır (‘Cyrilles’ masalında, örneğin, Yatiri’nin ‘Babamız’,
ezbere yüksek sesle okuduğunu göreceğiz). Buna rağmen, yeni elemanlar
bularak ve tamamen özümseyerek, geleneksel örgütlenmesinin doğasını ve
aynı şekilde inançlarının çoğunu korumasını bildi. Her zaman için Altiplano sakinleri topluluklarda örgütlenmiş,
Ayllus, olarak yaşar. Aymara ve Quechualar için, topluluklar bir toprak, bir
örgütlenme, bir dil ve bir kültürle örtüşürler ve bunda toplumsal bir çimento
rolü oynarlar. İster toplumsal, ister kültürel ya da toprak sınırları
olsun, topluluğun koruyucu sınırlarının ötesinde, tahmin edilemeyen,
sihirli ve tehlikeli bir dünya başlar. Bu, şeytanların, ölülerin günahkâr
ruhlarının, Khari Khariler’in (Gizemli Dansçı Kız masalına bakınız)
alanıdır. Oralarda dolaşanlar gizli hastalıklara yakalanır, ölüme varan
risklere girer (‘Jawira Katar’ın Boğası’ masalına bakınız.) Aynı biçimde, grubun gücü olmaksızın tek başına
hareket ettiğinizde, güçsüzsünüzdür (‘Küçük Sinekçik’ masalına
bakınız). Aynı şekilde, genelde meleze ve özelde Cholita’ya karşı
yerlinin bir hoşgörüsünü fark edeceksiniz (‘Buz Satıcısı’ ve ‘Altın
Flüt’ masallarında, melezin efsanevi güvensizliğinden, Cholita’nın
ticarete yatkınlığından vb.) Gringo’nun parasına kapılanlar, kökenlerine
ihanet eden ve alay eden kişiler olarak görülürler (‘Kullawa’ amasalında,
yerlilere karışmayı reddeden Cholita garip bir biçimde ölür). Kızılderili’yi çevreleyen doğanın her zaman üstünlüğü
vardır. Atların vatanı, kutsal varlıkların yerleştiği mekânla örtüşür
(İnsan ya da hayvan, zamanla mineral veya bitkiye dönüşür). Vu bunlar son
anda cezalandırmayı tercih eder. Onları göstermek bu yüzden tehlikelidir (çocuklara,
örneğin gökkuşağını parmakla göstermemesi öğretilir, çünkü yanma
tehlikesi vardır). Üstelik, ‘Beyazların’ her şeyin üstünde olduğunu
düşündükleri tıp biliminde bile, bir kötülüğe karşı hiçbir şey
yapamayacağı söylenir. Bir tek, doğanın sırrını bilen, onunla iletişim
kurabilen Yatiri, bunu başarabilir. Tabii kutsal güçler bunu isterse. Adaklarla, insanlar, saygıdeğer dinleyici doğanın
gizemli gücüne yaklaşabilir. ‘Sihirli Trompet’ masalında, Cyrille, Şelalenin
suyu ile kulaklarını yıkadıktan sonra doğaüstü sesleri duyabilir. Masalların rolü, böylece tüm bunları çocuklara öğretmektir.
Burada, çevre Batılı insanın alışık olduğu çevreden çok farklıdır.
Doğa orada tüm çıplaklığıyla betimlenir, aynı şekilde yaşamın ve ölümün
tüm anları da. Masal çocuğa, kendisini çevreleyen saf olmayan, ama gerçek
bir görüntüsüne bağlı olarak kendisini oluşturabileceği bir çerçeve
verir. La Fontaine masalları gibi, masalların eğitici bir rolü
vardır ve yetişkin yaşamına hazırlar. Altiplano’da, daha çok büyükanneler,
Awichas, anlatır. Bu gelenek, ne yazık ki modern dünyamız tarafından
gitgide tehdit edilmekte... Bu masallardan, gerçekte anlamak istersek eğer, büyük
bir bilgelik yayılıyor. Ayrım yapmaksızın bizi çevreleyen her şeye karşı
yoğun bir saygıyı anlatıyorlar bize. Zira varolan her şey canlıdır. Burada, korumaya kendimizi adadığımız bir bütünün
parçasıyız bizler.
|