|
|
|
|
BOLİVYA MASALLARI KATAR JAWİRA’NIN BOĞASI“Pasante
görevinin kendilerine düştüğünü öğrendiklerinde, cesaretsizlikten
kolları kanatları kırıldı. Geleneğe göre, her Ayllu ailesi sırasıyla
topluluğun şenliğini kasaba evinde hazırlar. Bu büyük bir onurdur; ama ağır
bir görevdir de. Kendini besleyecek bir şeyi olmayan Tata Raphaku ve mama
Sulika için, bu tam bir felaketti! Kader
günü yaklaştıkça, durumları daha da umutsuz görünüyordu. Bu yüzden
baba, oğlu Casimir ile vadiye inmeye kadar verdi. Yolculuk
için, iki manyitus de quina yüklü bir çift cılız eşek seçtiler. Onlarla
şiddetli yağmur altında yola koyuldular. Vadiye
varmak için uzun süre yol aldılar. İkinci sınıf mısıra karşılık
quina’yı zorla değiş tokuş yaptılar. Bunca zahmetli yolculuk hemen hemen
bir hiç içindi. İki
yolcumuz sıkıntılı şekilde dönüş yolunu tuttu böylece. Exeltetion á
chicopaca şenliği yaklaştıkça, Raphaku kötü kaderini suçluyordu. Parasızlık,
tören sahipliği görevini uygun şekilde yerine getirmesini engelliyordu. Ama
yine de inancını yitirmiyordu. Yolda,
Katar Jawira ırmağının hemen yanında, tam öğle vakti, iki büyük boğanın
kapışmasıyla durdular. Boynuz darbeleriyle, ölümüne bir düello ile
birbirlerini alt etmeye çalışıyorlardı. Şaşkınlıktan
dilini yutmuş baba ile oğul, boğalardan birinin diğerini alt etmesine kadar
müthiş mücadeleyi izledi. Galip gelen boğa güneşin battığı yöne doğru
kaçtı. Ölümcül yaralı, yenik boğa ağırca yere düştü ve oracıkta
hareketsiz kaldı. Raphaku
ve Casimir temkinli şekilde yerde uzanan hayvana yaklaştı. Ayaklarının
dibinde yatan hayvanın doğaüstü olduğunu fark ettiklerinde ne kadar çok şaşırdılar!
Derisi gitgide parlak metal görüntüsü alıyordu ve çok geçmeden kızıl tüyleri
saf altına dönüştü. Gördüklerinden
şaşkına dönmüş olan baba ve oğul, hayvanın yanına diz çöktü ve
kendilerine sunulan altını almak için bir süre bekledi. Ardından, bir örtü
ile boğayı örttükten sonra, sessizce yeniden yola koyuldular. Tata
Raphaku ve Mama Julika’nın evinde, üzüntü ve kaygı yerini sevince bıraktı.
Altın, çılgın bir rüyadan gelmiş gibiydi. Saman
damlı küçük evde toplanan aile, oy birliğiyle tuhaf serveti satmaya karar
verdi. Elde edecekleri tüm parayı, Efendi’yi layıkıyla kutsamak için
harcayacaklardı. Bir saniye kaybetmeden, projelerini uygulamaya koymak için dört
bir yana dağıldılar. En
değerli içkileri ve en iyi yiyecekleri satın aldılar. En ünlü orkestralar
ile bölgenin en iyi dansçılarını tuttular. Böylece
o kadar beklenen ve o kadar da korkulan gün gelip çattı. Şenliğin
odak merkezi, büyük rahip Yatiri’nin varlığıydı. Doruk noktasında, büyük
nehir Katar Jawira’ya bir kurban adadı. Yatiri’nin o anda gizemli büyük
boğayı onurlandırdığını hiç kimse bilmiyordu. Herkes, onun bu
hareketinin tek amacının, kavgaları önlemek olduğunu düşünüyordu. Yüceliş’e
adanan şenlikler böylece dört gün sürdü. Vispera, Alba ve sonra Utta’si
ve Tacharpaya şenliği yapıldı. Bu
müthiş, unutulmaz bir şeydi; öyle ki neşe içinde yüzüyorlardı! Tata
Raphaku ve Mama Julika, kimsenin hiçbir şeyinin eksik olmadığından emin
olana kadar koşuşturdular. İnsanlar sarhoş oldu ve uykusuzluktan yıkılana
kadar dans etti. Çoğu bu kadar paranın nereden geldiğini birbirine sor(madı)
bile. Bu bitmek bilmez gösteri, bu olağanüstü eğlence! Asla, ama asla
Chicapaca’da benzer şey görülmemişti. Bu
olağandışı olaylardan sonra yedi yıl geçti. Tata Raphaku, bir gün büyük
nehir Katar Jawira yakınında gezinirken birden ortadan kayboldu. Olayın
garipliği karşısında, altın boğa sırrını bilen Mama Julika sessizliğini
korumayı tercih etti; ve topluluğa ya da yakınlarına hiçbir açıklama
yapmadı.” |