|
|
|
|
BOLİVYA MASALLARI ALTIN FLÜT“Vadinin
hoş serinliğinde, zengin ve hırs dolu bir ailesi olan heybetli bir adam yaşıyordu. Bir
gün, çabucak zengin olmayı düşündüğünden, altın arayıcısı olarak şansını
denemeye karar verdi. Böylece
nehrin kıyısına yerleşti. Kumu iyice elerken, ailesini daha da zenginleştirebilecek
birkaç parça altın bulma umudu içinde, bakışları küçük taneciklere
sabitleşmişti. Üç
günlük sıkı çalışma, bu şekilde boşuna akıp gitti. Sonra bir gün, altın
arayıcısı, genç bir kadının esrarengiz ve yumuşak sesini işitti. Ona şöyle
mırıldanıyordu: ‘Sen,
buraya gel! Bu altın quena’yı al! Bu senin için! Onu hep sakla, yanından
asla ayırma!’ Bu
sözlerden sonra ses kayboldu. Adam
önce delirdiğini sandı, ama kısa süre sonra sesin geldiği yerden birkaç
adım ötede, bir altın quena buldu. Nehrin sularının altında tüm ışıltısıyla
parlıyordu. Hiç kuşkusuz büyülü bir quena idi bu. Bizim
altın arayıcısının keyfine diyecek yoktu! Garip nesneyi aldı ve titreyen
bakışlarıyla onu okşadı. Her şeye kuşkuyla bakmaya alışkın melez gözleri,
buna inanamıyordu. Sevincini daha fazla tutamayarak evine dönmeye karar verdi. La
Paz’ın ünlü bir semtinde oturduğu için, flütünü dikkatlice şalının
altına sakladı. ‘Ne
taşıyorsun orada’ diye sordu karısı. Büyük
bir dikkatle, değerli quena’yı ortaya çıkardı. Gözler yerinden fırladı
ve herkesin ağzı açık kaldı. Başlangıçta,
değerli nesnenin tamamen büyülü olduğuna ve korunması gerektiği konusunda
ailesini ikna etmeyi başardı. Yemeyi içmeyi unuttular ve saatlerini onu
seyretmekle ve okşamakla geçiriyorlardı. Bir
süre sonra, endişeli ve hayli kıskanç karısı, quena’yı satması için
onu sıkıştırmaya başladı. Elde edilen parayla, böylece kârlı bir iş
yapabileceklerdi. Örneğin biri minibüs alabilir, taşımacılık işine atılabilirlerdi! Zavallı
adam sonunda boyun eğdi ve kuyumcuya gitti. Değerli altın quena’sını
satacaktı. Vahşi Amerikan dolarlarına karşı onu yanından asla ayırmayacağına
dair söz vermişti. Kısa
zaman önce böyle bir buluntu karşısında mutluluktan haykırmış olan adam,
evet aynı adam, flütü kuyumcuya bıraktığı anda bir mezar taşı gibi
dilsizleşti birdenbire! Sözünü
tutmadığından ve ‘Suların Kadını’na ihanet ettiğinden ve sonuçta
idealine değer vermediğinden cezalandırılmıştı. Üzüntüden deliye dönen adam, açgözlülüğüne kızmaya başladı. Oysa biliyordu ki, artık asla bir tek söz söylemeye mahkum edilmişti; ve tüm Tıp Bilimi bir araya gelse bile, onun için hiçbir şey yapamazdı.” |