Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Marama ve Timsahlar Nehri

Bir zamanlar Marama adında küçük bir kız yaşardı. Anne ve babası ölünce, şef bakması için köyde bir kadına verdi onu. Ama kadın çok kötüydü. Çocuğu dövüyor, ona yemek vermiyordu. Sürekli çocuktan nasıl kurtulacağını düşünüyordu.

Bir gün Marama’ya pirinç kabuklarını ayıklamakta kullanılan ağır bir tokmak verdi.

“Git bunu timsahlar nehri Bama-Ba’da yıka. Pirinç temizleyeceğim” dedi.

Marama oturup hüngür hüngür ağladı, çünkü nehir hem çok uzak, hem de çok azgın ve derindi. Ayrıca timsahlardan ve yılanlardan geçilmezdi, insanlar oraya gitmeye korkardı. Yalnızca ceylanlar ve aslanlar gidebilirdi. Ama Marama analığından korktuğu için kalbi sızlayarak tokmağı aldı ve yola koyuldu.

Ormandan geçerken aslana rastladı. Aslan yelesini salladı ve ürkütücü bir sesle kükredi: “Kimsin sen nereye gidiyorsun?”

Çok korkan Marama titrek bir sesle şarkısını mırıldandı.

Maramayım ben, annem babam yok.

Analığımda sevgiden eser yok.

Yolladı beni ırmakların en azgınına,

Pirinç tokmağı yıkamaya.

Timsahlar ve yılanlar yaşar orada,

Dolaşır hep aslanlar da,

Ceylanın su içtiği bu ırmakta.

“Yoluna devam et, Marama” dedi aslan, “sakın korkma, su içmeye gelen ceylanlarla aslanların sana zarar vermemelerini sağlarım ben.”

Marama aslana teşekkür etti ve yoluna devam etti. Irmağın kenarına geldiğinde korkunç bir timsahla karşılaştı. Timsah ağzını açtı ve siyah gözleriyle kötü kötü baktı.

“Kimsin sen nereye gidiyorsun?”

Çok korkan Marama usulca şarkısını söylemeye başladı.

Maramayım ben, annem babam yok.

Analığımda sevgiden eser yok.

Yolladı beni ırmakların en azgınına,

Pirinç tokmağı yıkamaya.

Timsahlar ve yılanlar yaşar orada,

Dolaşır hep aslanlar da,

Ceylanın su içtiği bu ırmakta.

“İşine devam et, Marama” dedi timsah, “tokmağı yıka ve sakın korkma. Irmakta yaşayan timsahların ve yılanların sana bir zarar vermemelerini sağlarım ben.”

Marama timsaha teşekkür etti. Irmağın kenarına diz çöktü ve tokmağı yıkamaya başladı. Ama tokmak o kadar ağırdı ki, kaydı gitti ellerinden ve suya düştü. Yana yakıla ağlamaya başladı kızcağız. Tam ümitsizlik içinde ne yapacağını düşünürken timsah çıktı suları yararak ve ona yeni bir tokmak verdi. Pırıl pırıl, bembeyaz, altın ve gümüşlerle süslü bir tomaktı bu.

“Tokmağı evine götür, Marama ve köydeki herkese göster. O zaman herkes, timsahlar kıralı Subara’nın seni koruduğunu anlayacak.”

Timsaha teşekkür edip hemen eve koştu Marama. Kötü kalpli analığı tokmağı görünce hayran kaldı. Nereden bulduğunu sordu Marama’ya, o da timsahlar nehrinden bulduğunu söyledi.

Analığı hemen eski bir pirinç tokmağı bulup nehre koştu. Orada beyaz, altın ve gümüşlerle süslü başka bir tokmak daha bulmayı umuyordu. Ama ormandan geçerken aslanla karşılaştı. Aslan yelesini salladı ve ürkütücü bir sesle kükredi:

“Kimsin sen nereye gidiyorsun?”

Analık çok korktu. Ağzından tek kelime bile çıkmadı ve hemen koşarak kaçtı. Irmağın kenarına geldiğinde korkunç timsahla karşılaştı. Timsah ağzını açtı ve siyah gözleriyle kötü kötü baktı.

“Kimsin sen ve nereye gidiyorsun?” dedi kötü kalpli analığa. Kadın o kadar korkmuştu ki sanki dili tutuldu, bir kelime bile söylemedi. Kendini biraz toparlar toparlamaz hızla kıyıya koştu. Ama orada aslanlarla ceylanlar, timsahlar ve yılanlar sardı etrafını ve bütün hayvanlar hep bir ağızdan şu şarkıyı söyledi:

Yıkayabilir timsahlar nehrinde ancak,

Zavallı öksüz kız Marama tokmak.

Kıral Subara’dır onu koruyan.

Sıkıntı yokluk çektirdin sen,

Marama’ya hiç durmadan.

Kaçamazsın artık seni bekleyen

Suların altındaki kötü sonundan.

Ve hayvanlar korkudan dona kalmış kadını azgın nehre attı. Boğuldu gitti kötü kalpli analık.

(Afrika Masalları, M.Kosova, Okyanus yayınları)