|
|
|
|
Maii ve Kofi Maii, bir şef kızıydı. Dünyada ondan daha güzel kimse yoktu. Babası onu o kadar çok seviyordu ki, hiç ayrılmak istemiyordu. Bir gün iki kılıç yaptırdı. O kadar keskindiler ki, bir saç telini bile ikiye ayırabilirlerdi. Şef her yere haber saldı: “Ensesine vurulacak üç kılıç darbesine dayanabilen yiğit kızımı alabilir”. Birçok yiğit ve cengaver genç adam çoktandır güzle kızla evlenmeye talipti. Ama hiçbirisi bu zorlu sınava katılmaya cesaret edemedi. Cesaretini toplayıp bu işe girenler ise hemen bir kafa boyu kısaldılar tabii ki. Şefin güzel kızı ile acımasız babasının haberi kısa zamanda etrafa yayıldı. Başka bir ülkede güçlü bir şefin oğlu olan Kofi’nin de kulağına çalındı anlatılanlar. Gece gündüz bu güzel kızı nasıl alabileceğini düşünüp durdu. Sonunda adamlarına, şefin kızına armağan olarak değerli mücevherler ve kumaşlar hazırlamalarını emretti ve yola çıktı. Kofi, acımasız şefin köyüne yaklaşmışken, Maii de arkadaşlarıyla ırmağa yıkanmaya gidiyordu. Elbiselerini çıkarıp suya girdiler. Onları gören Kofi, şefin kızının güzelliği karşısında büyülendi ve bu zorlu sınava girmeye karar verdi. Ama önce Maii ile hiç olmazsa biraz konuşmak istedi. Hemen elbiseler arasından en güzelini aldı ve bir ağacın arkasına gizlendi. Sudan çıkan kızlar giyinmeye başladı. Sadece Maii elbiselerini bulamadı. O sırada saklandığı yerden çıkan Kofi, “Elbiselerini aldığım için bana gücenme, seninle biraz konuşmak istedim” dedi. Oğlandan çok hoşlandı genç kız. Gülümseyerek “korkma” dedi, “başını eğip babam kılıcı kaldırdığında üç kere benim adımı fısılda. Sana yardım edecek büyülü sözler bunlardır”. Kofi çok mutlu oldu. Cesaretle çıktı şefin karşısına ve güzel Maii ile evlenmek istediğini bildirdi. “Yürekli bir delikanlıya benziyorsun” dedi şef, “eğer üç kılıç darbesine dayanabilirsen kımızı alırsın, ama iyi düşün iki kılıcım var ve her ikisi de uçan saç kılını ikiye biçecek kadar keskin”. Ama Kofi kararlıydı. Korkusuzca eğdi başını ve şef kılıcını kaldırırken “Maii, Maii, Maii” diye üç kez fısıldadı. O anda ensesi çeliğe dönüştü. Ve ensesine inen kılıç kırılıp ikiye ayrıldı. Hayretle ikinci kılıcı eline aldı şef, daha kuvvetli kaldırdı, ama yine fısıldadı Kofi Maii’nin adını üç kere. İkinci kılıç da kırıldı çelik ensesinde. “Benim kızıma layık olduğunu görüyorum” dedi şef. “Ne yazık ki seni sınayacak üçüncü bir kılıcım yok. Ama bunu başka bir yolla yapacağım. Şu fasulye tohumlarını alıp ek. Akşam yemeğinde onları yiyeceğiz. Eğer bunu başarabilirsen Maii senindir”. Kofi fasulyeleri alıp ekti. Korku ve huzursuzluk kaplamıştı her yanını. Tohumlar nasıl akşama kadar filizlenip olgun fasulyeler verebilirdi ki?” “Ah keşke Maii burada olsaydı. Mutlaka bir çare bulurdu” dedi kendi kendine. Ama Maii ona yardım edemezdi. Annesi gözünün önünden ayırmıyordu onu. O sırada Kofi, Maii’nin söylediklerini hatırladı.”Benim adım sana yardım edecek olan büyülü sözlerdir” demişti. Ve daha Maii’nin adını fısıldar fısıldamaz fasulyeler çimlendi. “Maii” dedi tekrar, bu kez çimlerden yeşil filizler çıkıp uzamaya başladı. Ve Maii’nin adını üçüncü kez söylediğinde olgun fasulyeler sarkmaya başladı dallarından. Hemen bir sepet dolusu doldurdu ve şefe götürdü. Şef büyük bir iştahla bütün fasulyeleri yedi. Birkaç gün sonra düğün töreni yapıldı. Törenden sonra şef Kofi’ye: “Bizim ülkede âdettir. Evlenen kız kendi ailesiyle oturur. Maii bizimle oturacak, istersen sen de kalabilirsin bizimle” dedi. Kofi çok üzüldü, ama yapabileceği bir şey de yoktu. O sırada Maii eğildi kulağına ve: “Böyle bir âdet yok, İstersen bu gece senin ülkene kaçalım” dedi. Gece herkes uyuyunca iki iyi at eğerledi Kofi. Güzel Maii de bu sırada mutfağa, içinde beş yumurtanın olduğu sepete gidip üç tanesini aldı yanına. Atlara binip sessizce ayrıldılar oradan. Ertesi sabah şef ve karısı Kofi’yle Maii’yi hiçbir yerde bulamadı. Şefin karısı durumu anladı hemen. Maii’nin bıraktığı diğer iki yumurtayı alıp, bir at eğerledi ve peşlerine düştü. Bir süre sonra sevgililere yetişti. “Maii” dedi kızına sertçe, “neden bu sabah annene su getirmedin?Senin görevin bu, bilmiyor musun?” “Benim bildiğim, evli bir kadının görevi kocasının peşinden gitmektir” dedi Maii korkusuzca ve yumurtanın birini yere attı. Kırılan yumurtayla yer tanrıçası Assia’ya oradan ayrılmasına izin vermesini diledi. “Hayır tanrıça! Gitmesine izin verme” diye haykırdı anne ve o da yere bir yumurta attı. Hemen ikinci yumurtayı kırdı Maii ve annesi de onu takip etti. Maii üçüncü yumurtayı attığında annesinin tanrıçaya sunabileceği başka yumurtası kalmamıştı. Sanki taş olmuş gibi donup kaldı orda. Kofi ve Maii rahatça yollarına devam etti. Saatler saatler sonra Maii’nin yeni evine yaklaştılar. Kofi karısına dönüp: “Maii, karımı böyle sessiz sedasız köye getirmem hiç yakışık olmaz. Sen şu dere kenarındaki palmiyenin altında bekle, ben de babamla diğerlerine geldiğimizi haber vereyim, seni karşılamaya hazırlansınlar” dedi. Maii kabul etti. Tam Kofi uzaklaşmıştı ki yaşlı bir kadın su almaya geldi. Etrafına bakındığında ağaçta oturan Maii’yi gördü. “Ah, suda aksini gördüğüm güzel sensin demek” dedi kıskançlıkla, “aşağıya gel de saçlarını tarayayım, sonra da seni oğluma gelin olarak götüreyim”. “Aşağıya gelmem, saçlarımı da taratmam sana. Saçıma tarak değmemeli, yoksa bu benim sonum olur. Ayrıca oğlunu da istemem, zaten ben şefin oğlu Kofiyle evliyim”. Kötü kalpli ihtiyar sustu. Ama hızla ağaca tırmanıp bir tarak çıkardı ve Maii’nin saçlarını sert sert taramaya başladı. Saçlarına tarak değen Maii korkunç bir çığlık attı ve o anda çok güzel bir kuşa dönüştü. Acıklı acıklı ötüp palmiyenin etrafında uçmaya başladı. Kofi de döndü biraz sonra. Yanında güzel Maii’yi karşılamaya gelen babası, kardeşleri ve köy halkı vardı. “Nerede benim güzel Maiim” diye seslendi. “Ben Maii” dedi yaşlı kadın kahkahalarla. İnanamadı KOfi. Güzel Maiisi’ni kaybettiği için artık yaşamanın da bir anlamı kalmamıştı. Babası ve kardeşleri üzgün ve mutsuz Kofi’yi eve getirdi. Onun kendisine bir zarar vermesinden korktular. Ertesi gün Kofi’nin kardeşleri palmiye suyu çıkarmak için derenin kenarındaki ağaca geldi. Çok güzel bir kuşun ağacın etrafında uçuşup hüzünlü hüzünlü, “Kofi, Kofi” diye öttüğünü gördüler. Bu kardeşlere çok farip geldi. Eve döndüklerinde mutsuz Kofi’ye gördüklerini ve duyduklarını anlattılar. “Lütfen bana bir iyilik yapın. Yarın gidip o kuşu yakalayın ve bana getirin” dedi Kofi. Ertesi gün kardeşler dereye gitti. Kuşu yakalayıp Kofi’ye getirdiler. Onu görünce sevinçle “Kofi, Kofi” diye şakıdı kuş. Kofi’nin eline konup onun okşamasına izin verdi. Kofi kuşu severken birden renkli tüylerin arasındaki tarak düştü. Kuş bir anda güzel Maii’ye dönüştü. “Ah Maiim” dedi Kofi mutluluktan çılgına dönmüş bir halde. Birbirleriyle kucaklaştılar. O anda tüm köy mutluluk ve sevinç içindeydi. Yaşlı şef gelininin güzelliğine hayran oldu. Maii’nin ellerinden tuttu ve ona olanları anlattırdı. Maii’nin kötülüğünü isteyen biri olduğunu duyduğu anda öfkeden küplere bindi ve hemen bütün yaşlı kadınların meydana toplanmasını emretti. Maii içlerinden kötü kalpli ihtiyarı gösterdi. Köy halkı ellerine sopa alıp döve döve attılar yaşlı cadıyı köyden dışarı. (Afrika Masalları, M.Kosova, Okyanus yayınları)
|