Evlilik
“Evlendirilecek oğlu olan anne, uzunca bir süre oğluna uygun bir kız arar. Kızı,
bir düğünde veya imecede görür. Önce delikanlıya, bir kız beğendiklerini söyler.
Delikanlı, rıza gösterirse, kız tarafına bir elçi gönderilir. Kızın ailesinden
kadınlar, kıza elçiden bahseder. Eğer kıza, rıza gösterirse, kızı resmen isteme
girişiminde bulunulur. Önce, delikanlının annesi, kızın annesine, kız istemeye
niyetli olduklarını söyler. Her iki tarafın anneleri, kız isteme tarihini
belirler. Erkek tarafı, üç kadın ve üç erkekle kız evine gider. Kız tarafı da,
üç erkek ve aç kadınla gelenleri karşılar. Her iki tarafın yetişkinleri
görüşmeye oturur. Genç kız odasından çıkmaz8.
Söz
kesildikten sonra kenti inilir ve kıza birkaç kat giysi, altın, patiska, oya
için boncuklu yazmalar alınır. Damada da bir yüzük alınır.
Nişan
düğününün zamanı belirlenir ve herkes davet edilir. Çağrılanların bir kısmı kız
evine, bir kısmı erkek evine gider. Nişan, kız evinde yapılır. Damat, evinde
yalnız bırakılır, nişan düğününe getirilmez. Kız tarafı, kızı süsler, en güzel
elbiselerini giydirir. Kadınlardan biri, kızın nedimesi olur ve tören boyunca
kızın yanından ayrılmaz.
Erkek
tarafı, kız evinin kapısına gelir. Damadın sağdıcı gelenlerin önündedir. Kapının
önünde, ‘buradan öteye gidemeyiz, ayaklarımız ağrıyor, nişanlı kız gelip bizi
götürsün’ denir. Nişanlı kız, başı önünde nedimesiyle birlikte gelir. Kızın
başı, bir yazma ile örtülüdür. Sağdıç yazmayı kaldırır. Herkes ‘ne kadar güzel
kız’ der. Hep birlikte genç kız alkışlanır. Böylece erkek tarafı, nişanlı kızın
evine girer. Birlikte yemek yenir.
Yemekten sonra, nişan sandığı açılır. Nişanlı kıza yüzük takılır. Damada ise,
yüzüğü gönderilir. Alınmış olan bütün eşyalar, gelenlere gösterilir. Daha sonra,
erkek tarafı nişanlı kızı çağırarak önünde saygı duruşunda bulunur.
Nişandan sonra, damat yanına birkaç kişi alarak nişanlısının evine gider. Damat
oturmadan kimse sofraya oturmaz. Yemekten sonra kız, erkek, gençler birlikte
oturur ve ‘tek mi çift mi’ oynar. Yetişkinler erken uyur, evi gençlere bırakır.
Gençler de sabaha kadar eğlenir, türkü söyler ve oynar. Böylelikle hısımlık
başlamış olur.
Nişanlılık döneminde gençler, gizli gizli konuşmak için bir araya gelir.
Nişanlılık döneminde nişanlılar, her iki ailenin yardımına çağrılır. İki aile
de, birbirine işgücü bakımından yardımcı olur.
İki,
üç sene hısımlıkla geçer ve sıra düğüne gelir.
Önce,
eşya almak için kente inilir. Mantodan şemsiyeye kadar her şey satın alınır.
Düğüne katılacak olanlar, nişanda olduğu gibi ikiye ayrılır. Erkek tarafından
kadınlar, gelin için bohça hazırlar. Yanlarına erkekleri de alarak kız evine
gelin almaya gider.
Gelin
almaya gidince, erkekler horona durur. Daha sonra, ocağa çukali (küçük kazan)
asılır. Horona duranlar ocak başında türkü söyler.
Gelin, baba evinden çıkarken, bir kolundan erkek kardeşi, diğer kolundan da
erkek tarafından biri tutar. Gelin kız, evden çıkarken, erkek kardeşi havaya
birkaç el ateş açar.
Hep
birlikte erkek evine doğru yola çıkılır. Damadın evine yaklaşıldığında gelinin
nedimesi ‘buradan öteye gidemem’, diye dayatır. Damat, sağdıcıyla birlikte gelir
ve biraz ötede durur.
Damat, önce refakat ederek erkekleri düğün evine götürür. Kız tarafı kadınları
yolu kapatır, bir türlü eve girmez. Damat istediklerini yerine getirir, kadınlar
da yolu açar.
Yolun
bir ucunda gelin kız, diğer ucunda damat durur. Damat çağrıldığında gelir ve
cebinden küçük çükü kesilmiş renkli kağıtçıklar çıkararak gelinin başına
savurur. Gelinin nedimesi de aynı şekilde, damada renkli küçücük kağıtçıklardan
savurur.
Gelin, erkek evine girerken, yol boyunca şemsiyesini açarak yürür. Damat,
gelinin şemsiyesini elinden alır, kapatır ve geri verir. Gelin de şemsiyeyi açar
ve öyle yürümeye devam eder. Bu, üç kez tekrarlanır, en sonunda şemsiye gelinin
elinde açık kalır.
Damat, gelini koluna takarak düğün evine ilerler. Damadın kardeşi, kağıttan
yapılmış süsleri gelin ve damadın boynuna dolar, eve girilir.
Damat, geline evin dört köşesini gezdirir. Gelin, kapının önüne oturtulur ve
kucağına küçük bir çocuk verilir. Gelin, cebindeki bir mendili çocuğa verir.
Damat gelir gelir ve gelini odasına götürür. Gelin, üç kez yatağa oturur,.
Kaldırılır.
Herkesin bulunduğu en büyük odaya bir sandık konur ve gelin bunun üzerine
oturtulur. Türküler söylenir ve horona durulur. Damat da horona çağrılır.
Kadınlar horonda seyircidir. Yalnızca bazı ihtiyar kadınlar horona durur.
Sofra
kurulur ve nedime ile sağdıç sofraya oturur. Gelinin nedimesi olmayacak şeyler
ister. Erkek tarafı, bunları yerine getirmek zorundadır.
Yemekten sonra, artan pilavlar bir araya toplanır ve üç çatal saplanır.
Çatalların üzerine bir mendil atılır. Damadın bu mendili kapması beklenir. Damat
ile gelin beraber oturarak, mendil kapmaca oynar.
Damat
ile gelin yan yana durduklarında, kavrulmuş fındıklardan yapılmış uzunca bir
zincir ile birbirlerine bağlanır.
Düğünden üç gün sonra, gelin baba evine götürülür. Damat, bir gece kalır ve
döner. Gelin, baba evinde üç gün kalır ve baklava ve börekle geri döner.
Evlerine döndükten sonra, gelin ile damat yalnız bırakılır. Evin büyükleri başka
ailelere kalmaya gider9.”
8.
“Evlenme çağına girmiş olan bir Megrel kızı, farklı soyad taşıyan bir erkekle
buluşmaktan çekinir ve birbirlerine aşklarını açıklamak durumunda olduklarında
bile, onunla tek başına konuşmayı uygunsuz bir davranış olarak değerlendirir.
Evleneceği erkekle bir araya gelip konuşmak isteyen kız, ancak kendi akrabası
olan bir kızın da bulunacağı ve konuşmalara aracılık yapacağı bir ortamda
görüşebilir... Bir çift evlendiklerinde, her ikisinin geldiği aileler karşılıklı
akraba olur. Bu iki aile akraba olduklarından, Megrel töresine göre, bir kez
daha bu iki aileden gençler eş seçemez...” (T.Saxokia, a.g.y.)
9.
Nezire Koçiva, Laz Düğünü (Lazuri Ç’anda), Ogni Kültür Dergisi, Sayı 6,
Eylül-Ekim 1994.
(Dil Tarih Kültür ve
Gelenekleriyle Lazlar, s.35, Ali İhsan, Aksamaz)