Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Toprak kullanım Haklarının Miras Yoluyla Devri

“Yerleşim birimleri çoğunlukla vadiler boyunca yayılmış bulunan küçük köylerden (gund) ibarettir. Gund terimi gerçekte hem evleri hem de bu evleri çevreleyen tarımı ifade ettiği için kimi durumlarda karışıklığa yol açabilmektedir. Örneğin, Nawpurdan köyünde yalnızca iki ev varken Dergela Köyü’ndeki evlerin sayısı yüzden fazladır. Köylerin her biri bir toprak ağasının “mülküdür”. Eğer Ağa’nın, Nawpurdanlı Hamid Emin Ağa örneğinde olduğu gibi, tek bir köyü varsa o köyde kendisi oturur, eğer Walaşlı Şeyh Muhammed Ağa ya da Dergelalı Hamid Emin Ağa kendisi birden fazla köyü varsa, bu köylerin bir tanesinde Ağa kendisi otururken, diğer köylerde kendisini temsilen çalışacak bir kahya (koxe) görevlendirir. Teorik olarak, Ağa köydeki tüm toprakların mutlak sahibidir. Kiracı çiftçiler (yarıcılar) yani kapasitelerinin elverdiği oranda toprağı ekip biçen ve burada yaşayan köylüler, kira bedeli olarak Ağa’ya her yıl elde ettikleri ürünün belli bir kısmını verir, bu kira bedeli genellikle toplam ürünün yarısı kadardır.*

Yine teorik olarak Ağa hoşnut kalmadığı köylünün elinden işlediği toprağı alma hakkına kesin olarak sahiptir, benzer bir biçimde kiracı çiftçi de istediği zaman toprağı ekip biçmeyi bırakabilir. Kiracı çiftçinin sahip olduğu mal varlığı sadece sıradan ev eşyaları, evinin tavan direkleri ile birkaç hayvandan ibarettir. Pratik ise teoriden belirgin bir şekilde farklıdır. Şu ana kadar Balik Bölgesi’nde edindiğim yargı, bir köyün (gund) nüfusunun en azından yüzde 90’ı hem Balik Aşireti’ne hem de Ağa’nın kendi taifasına mensup, çoğu zaman Ağa’nın yakın akrabası olan kimselerdir. Öyle görünüyor ki, Ağa’nın köylünün elinden işlediği toprağı alma hakkı büyük tahriklerin söz konusu olduğu durumlar dışında yalnızca teoride kalır. Kiracılık hakkı pratikte miras ile devredilebilen bir haktır. Bunu, kendisiyle konuştuğum zaman Walaşlı Şeyh Muhammed Ağa da doğrulamış ve şöyle demişti: ‘Bir kiracı çiftçi öldüğü zaman Ağa geride kalan toprak için istediği kararı verebilir, ancak pratikte bu toprağı ‘bir kural olarak’ ölen kişinin oğluna ya da kardeşine, hangisi daha uygunsa ona verir.’ Böylesi bir uygulamanın, toprağın miras üzerinden birçok küçük parçaya bölünmesini önlediği ve aynı zamanda görece küçük olan geniş aile gruplarının üyeleri arasında ekonomik bir bağ kurduğu söylenebilir.

İlk bakışta farklı görünmelerine rağmen, bu durumda aşiret gelenekleri ile İslam Hukuk birbirinden farklı değildir. İslami kurallara göre kişinin vasiyet hakları sınırlıdır. Sahip olduğu ‘mülk’ün büyük bir kısmı miras üzerinden tanımlanmış oranlarda belli akrabalarına geçer. Ancak, toprak çoğunlukla buradaki ‘mülk’ tanımının dışında tutulur. Irak’taki toprak kullanım haklarının yasal çerçevesinin ne olduğu biraz muğlaktır. Konuyla ilgilenen okurlara Sir E. Dowson’un An Inquiry into Land Tenure and Related Questions (Irak hükümeti, 1932) adlı kitabını önerebilirim. Aşağıda, toprak kullanıma ilişkin uygulamaların yasal çerçevesini özetlemeye çalışacağım.

Toprak kullanım haklarına ilişkin yasal çerçeve 1858 Osmanlı Toprak Nizamnamesi ile eski Türk İmparatorluğu’nun dönem dönem çıkardığı ek kanunlar Mülk, Miri, Vakıf, Matruka ve Mewat olmak üzere beş başlık altında sınıflandırılmıştır. Ancak, bugünkü Irak koşullarında, tam anlamıyla söz konusu kategorilere göre düzenlenmiş bir toprak kullanımından bahsetmek mümkün değildir. Özellikle Miri teriminin, pratikte, Toprak Nizamnamesi’nde belirlenen anlamından daha farklı bir anlamı vardır. Şu an yürürlükte olan kategorilerin sayısı üç olarak belirtilmiştir.

1.Mülk : Mutlak sahiplik, sahip olan kişinin hakları ile miras, Kuran’a dayalı kutsal kurallarca belirtilmiştir.

2.Tapu : Devlet arazisi, bu topraklara yasal olarak sahip olma Toprak Nizamnamesi’nin birinci kitabında belirlenen kayıtlı imtiyazlara göredir. Asıl olarak devletin mülkiyetinde olan bu topraklar, yine Nizamname’de belirtilen miras haklarına göre daha önce toprağı elinde bulunduran kişinin çocuklarına verilir.

3.Miri : Devlet arazisi; yasal olarak tamamen devletin mülkiyetinde olan bu toprak dolaysız bir şekilde devlet tarafından kullanılabildiği gibi mevcut işgaliye haklarına göre bazı kişilere verilerek dolaylı olarak da kullanılabilir. Gerçekte miri topraklar mülk veya tapu topraklarının dışında kalan toprakları yani ülke topraklarının büyük bölümünü içerir.

Çalışmanın yapıldığı alanda, mülk olarak kullanılan tarımsal toprak varsa bile miktarı son derece sınırlıdır; bu kategoriye denk düşen topraklar gözlemleyebildiğim kadarıyla sadece kasabalarda mevcuttur. C alanının çoğu ile B alanının bazı kısımları tapu kategorisine giriyor. A alanı tamamen miri topraklardan oluşuyor. Dolayısıyla, yasal çerçeve düşünüldüğünde aşiretler devletin kiracısı konumundadır.

Kürt aşiret üyeleri böylesi ince ayrımların çok net bir şekilde farkında değildirler ve Dowson’un çalışmasının da gösterdiği gibi bu durum karışıklıklara ve rüşvet mekanizmasına zemin hazırlar. Balik’te, aşiret topraklarının klan liderleri adına tapu arazisine dönüştürme yönünde bir hareketin eli kulağında olduğu hissediliyordu. Örneğin, Rayatlı Ali Ağa Şevdinî Bölgesi’ni kendi adı üzerine ‘kaydetme’ gerginliği yaşıyor ve sorunun yalnızca doğru kişilere rüşvet vermek olduğunu düşünüyordu. Böylesi bir gelişme Walaşlı Şeyh Muhammed Ağa’nın yoğun muhalefetine uğrayacaktır, çünkü Ali Ağa istediğini başarabilirse Şeyh Muhammed Ağa’nın tüm balik Bölgesi üzerindeki lafzî sahiplik hakları çiğnenmiş olacaktır.

Miras sorununa gelince, durum yasal olarak gayet açıktır. Bölgede Kürtler’e ait ‘mülk’ arazisi yoktur ve dolayısıyla toprağın miras olarak devredilmesi İslamî kurallara tâbi değildir. Ancak, ağaların ne tür bir tutum içinde olacağı açık değildir. Örneğin, Şeyh Muhammed Ağa Balik Bölgesi’ndeki tüm toprakların kendisinin şahsi malı olduğu konusunda son derece ısrarcıydı. Ama bu iddia çok da tutarlı değildi, çünkü bu kastettiği şey, öldüğünde toprakların akrabaları arasında paylaşılması değildi. Gerçekte son derece net olan şey şu ki, toprak söz konusu olduğunda ortaya atılan ‘sahiplik’ iddialarının İslam miras hukukunun ilkeleri ile herhangi bir ilişkisi yoktur.”

*Toprak işleme bedeli karşılığında tam olarak ne kadar kira ödendiği konusunda bir bilgi elde edemedim. Ancak, Nawpurdan Walaş ve Dergela’da tanık olduğum birçok durum ve değişik bağlamlardan şu kadarını söyleyebilirim: “Kiracı toprağı işlerken tohum, çift için gerekli hayvan ile diğer araç-gereçleri kendisi sağlıyorsa toplam ürünün üçte ikisini elde eder. Hay’e göre Ağa ürünün yüzde 10’unu alır. Ancak, daha ileride açıklayarak göstereceğim gibi yüzde 50’lik bir kira bedeli, muhtemelen kulağa geldiği kadar yüksek bir oran değildir.

(Rewanduz Kürtleri, Toplumsal ve İktisadi Örgütlenme, s.36, Edmund R. Leach, Aram Yayıncılık)