|
|
|
|
Molla“Büyük köylerin neredeyse hepsinde, o köyde ikamet eden bir molla bulunur. Bu kişinin görevlerini ve toplumsal konumunu tanımlamak hiç de kolay değildir. Mollanın Arap dilini okuyup yazabildiği ve Kuran hakkında oldukça derin bir bilgiye sahip olduğu kabul edilir. Bu zihinsel donanım, gidilen köyde yıllar boyu bir asalak gibi, her türlü bedensel işten uzak ve sadakayla yaşanan uzun talebelik dönemi sayesinde kazanılır. Çoğu mollanın bu türden bir ya da iki, ama bazısının da bir düzine veya daha fazla talebesi vardır. Mollalar genellikle yerel akraba grubunun mensubu olmayıp, kendi gruplarından bir çeşit toplumsal uyumsuzluk nedeniyle ayrılmış ve gruplarından bir çeşit toplumsal uyumsuzluk nedeniyle ayrılmış ve dolayısıyla geçim kaynaklarından yoksun kalmış kişilerdir. Öyle sanıyorum ki, talebelikten ‘mezun olup’ mollalığa geçebilmek için bazı standartların yerine getirilmesi gerekmektedir, ancak bu standartların nasıl belirlendiği açık değildir ve şüphesiz, bu standartların çok yüksek olması mümkün değildir. Mollaların entelektüel kapasiteleri birinden ötekine büyük farklılıklar arz eder. Bazıları Arapça’ya, Farsça’ya ve kendi dillerindeki –Kürtçe- yazılı edebiyata gerçekten hakimdir, başka bazıları ise Kuran’ı sadece ezberlemiş ve uygun ortamlarda Kuran’dan belli parçaları, anlamını bilmeksizin ezbere terennüm etmeyi öğrenmişlerdir. Öyle ki, bazen, bir kişinin Kuran’ı bilmesi onun okuma becerisine sahip olduğu anlamına bile gelmeyebilir –Rayat’taki mollanın öğrencisi neredeyse kördü ama kitabın tamamını yavaş yavaş ezberliyordu. Yine de genelde mollalara, köy cemaatinin en gelişkin en sofistike kişileri olarak bakılabilir. Sıradan köylülerin hiçbirisi okur yazar değildir; ağalara gelince, çoğu bu konuda daha iyi olduklarını iddia etseler de, ben bu yöndeki iddialarını şüpheyle karşılıyorum –örneğin Rayatlı Ali Ağa, kendi mektuplarını okuyup yazması için mollayı çağırırdı; Dergelalı Hamid Emin ise okuyabiliyordu ancak akıcı bir biçimde okuyabildiği kesinlikle söylenemezdi. Önceleri, mollanın asli görevlerinden birisi ağanın katipliğini ve genel sekreterliğini yapmakmış. Şimdilerde, artık birçok ağa çocuğunun epeyce iyi bir eğitim alıyor olması dolayısıyla, bu durum hızla değişmektedir. Ağaya verilen bu kişisel hizmetler dışında, mollanın cemaate verdiği hizmet, aşağı yukarı köy papazınınkine benzer. Molla camide kılınan namazlara rehberlik etmenin yanı sıra, Cuma günleri dinleyenlerin anlamadıkları, Arapça kısa bir vaaz verir. Düğün ve cenazelerde dini gerekleri yerine getirir, Kuran’ın ilgili ayetlerini aktarır. Ayrıca, hastalıkları dua, muska ve cin çıkarma suretiyle iyileştirmek için de sık sık çağrıldığı söylenir. Söz konusu büyüsel prosedüre dair hiçbir bilgim yok, fakat muskaların ve cevşenlerin kadınlar ve küçük çocuklar arasındaki yaygınlığı bu konunun araştırılması gerektiğini gösteriyor. Molla verdiği hizmetler karşılığında ağadan bedavaya oturacağı bir ev ve ekebileceği bir arazi alır. Sıradan köylüler ise, borçlarını, aldıkları hizmetin türüne bağlı olarak çeşitli armağanlar vermek suretiyle ödüyor. Molla, genellikle içinde yaşadığı cemaatten bir kadınla evleniyor, doğan çocuklar da köyün sıradan Kırmancları oluyor. Mollanın aşiret reisi karşısında normlar itibariyle nasıl bir toplumsal konumda olduğunu söylemek zordur. Molla, genelde yalnızca yabancılar ve yakın akrabalara (xesm) mahsus bir hak olan ağanın Misafir Evi’ni kullanma hakkına sahiptir ve cemaatten her zaman formel bir saygı görür. Fakat bunların ötesinde bir genelleme yapmak oldukça zordur. İdeal olan, şüphesiz, dini nüfuzunu patronu olan ağanın saygınlığını ve otoritesini güçlendirmek üzere kullanmasıdır, ancak bu noktada fiili durum kimi çeşitlilikler arz etmektedir. Rayat’taki molla çok açık bir biçimde ağanın sağ kolu ve en sadık dostlarından birisiydi, yemeğini her akşam Misafir Evi’nde yer ve bütün tartışmalarda hazır bulunurdu. Walaş’taki molla ise, sık sık Misafir Evi’nde görülse bile kendisine önemsiz bir adam muamelesi yapılırdı. Ağayla sohbet ettiğineyse hiç tanık olmadım. Yine Dergela’da, çok önemli bir şahsiyet olarak kabul edilmesine rağmen, orada kaldığım bir hafta boyunca mollanın Misafir Evi’ne geldiğini hiç görmedim, üstelik onunla başbaşa görüşmemem için epey ciddi önlemler alındı. Bu durum ağa ile molla arasında var olan belirgin anlaşmazlığın ne ile ilgili olduğu konusunda bir fikrim yok. Özetlemek gerekirse molla toprağını ve konumunu doğrudan ağanın verdiği bir tımar olarak edinmişse de sahip olduğu işlevler sayesinde kayda değer miktarlara ulaşan müstakil bir servet ve nüfuz sahibi de olabilir. Eskiden herhalde köyün (gund’un) verimli olarak işleyebilmesi için ağa ve mollanın mutlaka birbirleriyle uyum içinde olması ve yakın bir işbirliği içinde çalışmaları gerekiyordu. Bugünkü koşullarda ise, mollanın tavrı, bir bütün olarak cemaat için daha cüzi bir anlam ifade eder görünmektedir. Öte yandan, ağanın çoğu zaman topraklarından uzakta olduğu ovalık bölgelerde, mollanın toplumsal nüfuzu, dağ köylerindekinden çok daha fazladır. Örneğin hay, mollanın toplumsal nüfuzuna, benim bulgularımla örtüşmeyecek ölçüde büyük bir önem atfetmektedir.” (Rewanduz Kürtleri, Toplumsal ve İktisadi Örgütlenme, s.96, Edmund R. Leach, Aram Yayıncılık) |