Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Kan davası

“Kan davasının arkasındaki ana tema, şu ifadeyle özetlenebilir: ‘kişinin yaptığı bir hatanın bedeline, yakın akrabaları ve kendisiyle aynı soydan gelenler de katlanmalıdır.’ Hemen belirtmeliyiz ki, partilokal (babanın yerleşim yerlerine göre belirlenen) ve neredeyse endogamik grupların sistemi, bu tür düşmanlıkları körüklemek için son derece elverişli zeminler sunar. Kişinin yakın akrabaları aynı zamanda onun komşularıdır, karısının yakın akrabaları muhtemelen kendininkilerle aynı olduğundan, kişi kendi köyünün dışındaki herhangi bir gruba herhangi bir sadakat bağı ile bağlı değildir. Saldırgana karşı köydeki herkes birleşir, köyün dışındaki herkes potansiyel düşmandır. Ailenin ve köyün çıkarı özdeştir, aralarında eksiksiz bir örtüşme mevcuttur.

Köyler arası münakaşaların arkasında, temelde iktisadi olan bir dizi sebep vardır. Su kaynaklarının ve otlakların kullanım hakkı çoğu zaman doğru düzgün tanımlanmış değildir ve bu durum kıtlık zamanlarında ciddi sürtüşmelere yol açar. Böylesi zamanlarda bir tarafın diğerinin ekinlerini yakması, ya da örneğin hayvanlarını çalması alışılmadık değildir. Ancak kan dökülmediği sürece hiçbir sorun o kadar ciddi kabul edilmez ve sözü dinlenen, iyi bir klan ağası sorun bir krize dönüşmeden tarafları kendi hakemliğinde anlaşma masasına oturmaya ikna edebilir. Kadınların işin içinde olduğu meselelerse daha ciddidir, kişinin namusuna yönelik bir hakaret ancak ölümle ödetilebilir, zinanın ortaya çıkmasının yalnızca tek bir sonucu olabilir. Ancak bu gibi olaylar ille de kan davasına dönüşmek zorunda değildir, eğer suçlu aşık, onuru çiğnenmiş kocayla aynı köydense, sorunun çözülmesi için tek bir cinayet yeterli olabilir. Ne var ki, eğer taraflar farklı köylerdense, durum çok vahimdir ve bir çözüme ulaşılmadan önce muhtemelen birkaç cinayet işlenecektir. Ve neticede, ağanın değil de sıradan köylülerin onuru söz konusu olduğu sürece, ilgili ağa aşiret reislerini bir araya getirip bir arabuluculuk girişiminde bulunur. Hay’e göre ‘Bir kan davası genellikle kan parası ödenerek çözümlenir, her kadın ve erkeğin, ait oldukları toplumsal konuma göre belirlenen belli bir fiyatı vardır, hatta çeşitli organların değerinin ne olduğu bile belirlenmiştir. Bir Kurmanci ya da orta sınıftan bir Kürt köylüsü 90 Pound değerindedir, karısı 45 Pound eder ve örneğin kollar ve bacakların her biri 20 Pound değerindedir. Bu tür ödemeler genelde aynî olarak yapılır, zarara uğramış tarafa birkaç besi hayvanı, bir at ya da büyük miktarda buğday verilerek anlaşmaya varılır. Kan parası olarak karşı tarafa evlilik çağında bir kızın verilmesi de oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Örneğin bir adamın kanının ederi 90 Pound ise , karşı taraf borcu bir kız, üç inek ve bir eşek vererek ödeyebilir.’

Hay’in verdiği rakamları kıyaslayabilecek verilere sahip değilim ama, yazdıklarının genel prensibi oldukça isabetli bir şekilde tasvir ettiğini düşünüyorum. Hay’in burada çalışma yürüttüğü dönemlerde hükümetin bir katili tutuklayabilmesi çok az rastlanan bir durumdu. Bu konuyla ilgili olarak Hay ‘öldürülen adamın akrabaları için, öçlerini almak, yapılması gereken gayet sıradan bir şeydi. Bu yüzden suçlu, dağlara kaçabileceği uygun bir an gelinceye değin saklanırdı’ diyor.

Bugün ise durum biraz daha farklı; sanıyorum katil genellikle hükümet güçlerince yakalanıyor. Ancak bu kan davasını sona erdirmiyor, kan davası cinayetleri yalnızca iki yıl hapisle cezalandırılabiliyorlar ve suçlu hapisten çıkar çıkmaz savaş yeniden başlıyor.*

Belirtildiği üzere, sıradan köylüler ve nispeten daha az önemli ağalar arasındaki davaları sonuçta aşiret hakemliğiyle çözülüyor. Ayrıca hükümet de artık olup bitenlere daha aktif bir alaka gösteriyor ve uzun süreli ve korkutucu cezai tehditler sayesinde, sorunun çoğu zaman henüz başlangıçta çözülmesini sağlayabiliyor. Önemli aşiret liderlerinin taraf olduğu kan davaları ise çok daha ciddidir, burada çözüm son derece zordur ve cinayetler nesiller boyu sürebilir.**

Bugün Rewanduz yöresi de bu türden büyük bir kan davası yüzünden ikiye bölünmüş durumdadır ve o kadar yaygın bir etkiye sahiptir ki, çatışan taraflar sahip oldukları nüfuz ve yaygınlıkla siyasi partiler gibi hareket etmektedirler. Karşılaştığım hemen herkes şu ya da bu tarafla, bir kısmı aktif tetikçi olarak, birçoğu ise sadece entrikalarda şu ya da bu şekilde yer alarak, bir şekilde ilişki içinde gibiydi. ‘Benim düşmanlarım’ teriminin siyasi karşıtlar ile öldürmek istenenler arasında kadarıyla sıradan siyasi karşıtlar ile öldürmek istenenler arasında herhangi bir net ayrım söz konusu değildi. Çatışmaya daha uzaktan taraf olanların sadakati kuşkusuz büyük ölçüde akrabalık bağları temelinde belirlense de, bu her koşulda geçerli bir durum değil. Dergelalı Hamid Emin’in bir yıl önce sırtından vurulmuş olan bir yeğeni, çatışan iki geniş aile ile de çok yakın akrabalık bağlarına sahipti, ve görünürde, neden taraflardan birinin değil de ötekinin yanında olduğunun anlaşılır bir sebebi yoktu.

Bu kan davasının tam olarak ne zaman başladığı bilinmiyor, fakat 1918 yılı itibariyle tam bir düşmanlığa dönüşmüş olduğu açık ve Hay bu kan davasından defalarca söz ediyor. Bu seri cinayetlerin sonuncusu ben Rewanduz’dan ayrıldıktan bir gün sonra işlendi. Katil daha önce işlediği bir cinayet yüzünden iki yıl hapis yatmış ve olaydan yalnızca üç gün önce serbest bırakılmıştı. Benim konu ile ilgili olarak tuttuğum kayıtlar tabii ki oldukça eksik, fakat bunlar bile kayda değer sayıda kayıp verildiğini göstermeye yetiyor.

Bawil Ağa’nın soyundan gelenler ve akrabaları –5 ölü, 2 yaralı, 2 kişi hapiste...

Abdullah Paşa’nın soyundan gelenler ve akrabaları 4 ölü.

Bugün sorun, başta Kürt milliyetçiliği olmak üzere daha geniş kapsamlı başka meselelerle de içiçe geçmiş bulunmaktadır. İngiliz yanlısı, Arap yanlısı ya da Kürt karşıtı olmak gibi suçlamalar çok yaygındır ve düşmanlara teker teker veya bir arada yöneltilebilmektedir. Ancak elimdeki kısıtlı süre içinde, o karmaşık kişisel karşıtlıklar ve rakip çıkarlar ağını çözümleyebilecek şansım olmadı. Irak Kürdistanı bugün artık Irak sınırları içinde yer alıyor ve doğrusu, bu yeni siyasi durumda eski düşmanlıkların, daha geniş meseleler kapsamında ve daha az kişisel bir yüzle nasıl yeniden şekillendirildiklerini hangi yeni ittifaklara yol açtıklarını görmek oldukça ilginçti.”

* İdari makamlar, aşiret töreleri uyarınca cinayet işlemiş kan davası katilleriyle adi katiller arasında bir ayrım yapıyor. İlki, ceza üst sınırının iki yıl olduğu, özel bir kanun uyarınca yargılanırken, ikincisi cezanın çok daha ağır (belki de ölüm) olduğu Irak Ceza Kanunu’na göre yargılanıyor. Ancak bu durum çok ilg3inç bir geri tapmaya yol açtı. Eskiden aşiret törelerine göre bir namus davası, adamın öldürülmesi ve kadının cemaatten kovulmasıyla bütünüyle çözülmüş olurdu. Bugün ise, intikam alan kocanın yetkililere bunu soğukkanlılıkla işlenmiş bir adi cinayet değil de, bir namus davası olduğunu ispatlayabilmesi gerekiyor. Bu sebeple, artık genellikle zinanın her iki tarafı da öldürülüyor.

** Bugün Filistin’de Hüseyniler ve Nahasibiler arasında  süren kan davası verilebilecek örneklerden birisidir.

(Rewanduz Kürtleri, Toplumsal ve İktisadi Örgütlenme, s.93, Edmund R. Leach, Aram Yayıncılık)