Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Araştırma Alanı

“Bu araştırmanın yapıldığı alan monografinin sonundaki iki haritada gösterilmektedir. Ancak, bölgenin çevre özelliklerini yeterince doğru bir şekilde göstermek basit bir renk çizgisi ile mümkün değildi ve yükseltiler sadece şekilsel olarak gösterildi. Bu alan Uluslar arası Dünya Haritası’nda (ölçek 1/1 000 000) I 38 ile J 38 bölümlerini kapsar. Öte yandan Rewanduz Bölgesi, 4 milin (bir mil 1,6 km.’ye eşit) bir inç (2,54 cm.) uzaklığa denk düştüğü, Savaş Bürosu’nun İran, Irak ve Türkiye’yi gösteren haritasında 1.D bölgesinde görülür.

Irak Kürdistanı Erbil livasının (vilayetinin) tümünü gösteren Harita I’de Kürdistan A, B ve C olmak üzere üç farklı bölgeye ayrılmıştır. Bu üç alan coğrafik ve etnografik olarak birbirinden farklı özellikler sergiler.

A.Rewanduz : Temel araştırma alanı olan bu bölge daha büyük bir ölçeğin kullanılarak çizildiği Harita 2’de gösterilmektedir. Yaklaşık on yıl önce, henüz karayolu inşa edilmemişken bu alana ulaşmak son derece zormuş. Pratikte, alana ulaşmanın tek yolu sarp Rewanduz Geçidi boyunca uzanan ve eşkıyaların denetiminde olan patikayı aşmakmış.

Bu bölge son derece dağlıktır. Rewanduz’un denizden yüksekliği 925 metre iken, İran sınırındaki doruklarda yükseklikler bazen 3700 metreyi aşar. Serin ve sulak bir bölge olması itibariyle Rewanduz ile Mezopotamya’nın kıraç düzlükleri arasında büyük zıtlıklar mevcuttur. Bir karşılaştırma yapacak olursak, bölgede tarıma elverişli toprak azdır ve oldukça dik olan eğim modern tarım tekniklerinin kullanımını engeller. Harita 2’de görülebileceği gibi, köyler çoğunlukla vadilerde kurulmuştur. Dargela köyünün doğusu hemen hemen bütün kış mevsimi boyunca karla kaplıdır. Savaştan önce, alan kağıt üzerinde Türk hakimiyeti altında olduğu halde, bölgedeki yerel Kürt liderleri pratikte bağımsızlıklarını sürdürüyordu. Savaştan sonra, bölge Irak manda bölgesine dahil oldu. İngiliz yönetimi tarafından uygulanan politikalar ve bunların doğrudan siyasal sonuçları Hay tarafından anlatılmıştır. Kabaca özetleyecek olursak: Yönetim, ‘yanlış adamı destekleyerek’ düştüğü birkaç hatanın ardından, tüm önemli liderlere, yönetimin istekleri doğrultusunda davranmaları karşılığında tatmin edici maaşlar ödemek suretiyle göreli bir sükunet sağladı. Bu politikanın iktisadi sonuçlarına daha sonra değineceğiz. Manda yönetimine son verilmesinin ardından, belki de daha önce, Bağdat yetkilileri daha kesin bir ‘pasifikasyon’ politikası uygulamaya karar verdi. Erbil ve Rewanduz arasındaki dağlık alan boyunca uzanıp Pers sınırına kadar devam eden stratejik bir karayolu inşa edildi. Yine Rewanduz’da, Rayat ile Celale’de kurulan yardımcı karakollarla desteklenen, büyük bir askeri kışla kuruldu. Bu yolun inşa edilmesinin doğurduğu ekonomik ve siyasal sonuçlar gerçekten de çok büyük olmuştur. Bu sonuçları daha sonra ayrıntılı bir şekilde tartışacağız.

Toparlarsak, A alanın ayırt edici özellikleri, tarımsal alanların azlığı, kış koşullarının çok sert olması, değişik vadilerde yaşayanlar arasında, çok yakın zamanlara kadar, iletişim kurulabilmesinin son derece zor olması ve aşiretlerin çözülme sürecinin, ancak çok yakın bir süre önce, büyük oranda stratejik yolun yapımı ve Rayat Vadisi’nde sürekli bir polis gücünün kurulması ile beraber başlamış olmasıdır.

B.Dağ Etekleri : Bu alan, neredeyse hiç geçit vermeyen bir dağ silsilesiyle A alanından ayrılan Şeqlawe idari bölgesinin aşağı yukarı tamamını kaplar. Diğer taraftan güneyde, derece derece C ovalık alanına doğru uzanır. B alanında yaşayanların, A alanı ile muhtemelen aynı kültürel kökenleri paylaştıkları halde, uzun yıllar boyu Arap dünyası ve ‘sofistike’ Batı etkileriyle genellikle daha yakın ilişki içinde olmaları, temel olarak coğrafi koşullardan kaynaklanan bir durumdur. Şimdilerde bu bölgedeki aşiretlerin siyasal işlevlerinin varlığından bahsetmek gerçek anlamında, polis tarafından ‘doğrudan yönetilmektedir’ Aşiretlerin parçalanma sürecinin hızlanmış olmasına rağmen Hay tarafından 1920’de tutulan kayıtlara bakılırsa, o zamanki koşulların neredeyse bugünkü koşullarla aynı olduğu görülmektedir. Bölgenin potansiyel iktisadi kaynakları, daha yumuşak olan iklim koşulları ve daha geniş tarımsal alanlar sayesinde A bölgesindekilere oranla muhtemelen çok daha fazladır.

Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yapılan sayısız katliam ve zulümler yüzünden Asuri (Hıristiyan) nüfusunun göç etmesi veya yer değiştirmesinin bölgenin iktisadi yapısı üzerinde önemli yansımaları olmuştur. Göç eden bu Asuri grupları, önceden Kürt köyleri arasında, daha çok A alanının kuzeybatısındaki bölgeye yayılmış bulunmaktaydı. Wigram ve diğerlerinin hararetli iddialarına rağmen, öyle görünüyor ki dini ayrım dışında, önceleri Kürtler ile Asuriler arasında çok az etnik ve kültürel farklılık vardı. Mevcut koşullarda bu iki halk arasındaki farklılıklar çok daha belirgindir. Zulümlerin ve aşırı-iyi Avrupalı Hıristiyanların himaye ilişkilerinin Asuriler üzerinde iki türlü etkisi olmuştur: Bölgede kalan Asuriler son derece yalıtılmış topluluklar halinde biraraya getirilmiş, diğer taraftan bu topluluklar Batı’daki gelişme ve teknik avantajları önemli oranda ve hızla benimsemişlerdir. Bu duruma örnek teşkil edebilecek bir Asuri kolonisi Batas’ta bulunmaktadır. Bu koloni, tütün üretimindeki bilimsel gelişmeler sayesinde önemli oranda zenginleşmiştir. Bu iktisadi başarının komşu Kürt grupları üzerinde etkisi olması mühtemeldir.

Böylece, B alanını diğer alanlardan daha yumuşak iklim koşulları, daha verimli topraklar ve mevcut aşiret örgütlenmesinin daha gevşek yapısı ile ayırmış olduk.

C.Ovalık Alanlar: Bu alan coğrafik olarak diğer iki bölgeden tamamen farklıdır. Büyük oranda düz ve tamamen ormansız olan bu bölgeye son derece az yağış düşer, her yılın dört beş aylık bir dönemi boyunca bölge aşırı sıcaklarla kavrulur. Bu özellikleriyle, bölge dağlık alanlarda yaşamaya alışmış insanlar için kesinlikle uygun değildir. Fakat toprağı dünyadaki en zengin topraklardan biridir. Bölge, arkeoloji ile ilgilenen tarihçilerin hep hayranlıkla bahsettiği Bereketli Hilal’in bir kısmını oluşturur. Binlerce yıldan beri bölgede her yıl çok verimli buğday ve arpa hasatları yapılagelmiştir. Tarihsel olarak, büyük Asur ve Hitit imparatorluklarının bir kısmını oluşturan bu bölgedeki arkeolojik kalıntıların sayısı, bölgenin antik çağlarda sahip olduğu iktisadi ve siyasal önemi kanıtlamak için yeterlidir. Bugün nüfus kültürel olarak birbirinden farklı iki gruptan oluşur: Bölgeye güneyden girerek göçebe veya yarı göçebe olarak yaşayan Araplar ve kasabalarda Türk ve Ermeni gruplarla birlikte yerleşik bir hayat süren Kürtler. Hay’e göre (s.77) Kürtler’in güneye, Erbil Ovası’nın içlerine doğru sokulması diğer gruplarla karşılaştırıldığında tarihsel olarak nispeten daha yakın dönemlere ait bir olaydır. Yine Hay’e göre bu bölge, yakın zamanlara kadar göçebe Arap topluluklarının yaşadığı bir yermiş, ancak bu topluluklar, Dizayî aşiretinin son dönemdeki genişlemesiyle bölgeden çıkarılmışlar. Bu iddia için gösterilen kanıtlar bana şüpheli görünmektedir. Tarihsel olguların gerçekte ne olduğu bir yana, ova Kürtleri’nin kullandığı teknikler ve oluşturdukları iktisadi düzen, şu an dağlık alanlarda yaşayanlarınkinden belirgin bir şekilde farklıdır.  Öyle ki, birçok bakımdan bu grup farklı bir kültür grubu olarak ele alınabilir. Ova Kürtleri, siyasal anlamda da dağ Kürtleri’nden farklıdır. Köy ağaları çoğunlukla tebaalarının sülale gruplarından farklı sülalelere mensupturlar, yani siyasal örgütlenme, kabilesel (aşiret temelli) özelliklerden çok feodal özellikler sergiler. Başlarda, bu durumun yakın zamandaki gelişmelerin bir sonucu olduğunu düşünmüştüm, ama benzer koşullar Hay’in 1920’de tuttuğu kayıtlarda da anlatılmıştır.

Göçebeler: Burada tartışılan üç alanda yerleşik bir hayat sürenler dışında, mevsimlik olarak bir alandan bir diğerine, hatta tamamen bölgenin dışına göç eden birtakım göçebe gruplar dav ardır. Yine bu göçebelere de birçok bakımdan ayrı kültürel gruplar olarak yaklaşmak gerekir. Yerleşik hayat sürenlerin tarım ve hayvancılığa dayalı ekonomilerinden farklı olarak, bu göçebe grupların tamamen hayvancılığı dayanan bir iktisadi örgütlenmesi vardır. En geniş göçebe aşiret Herkî Aşireti’dir. Herkîler, normalde İran’daki Urmiye Gölü’nün en güney ucuna yakın bir yerde yaşar. Son derece yüksek olan bölgede, hayvan sürülerini tüm yıl boyunca b.eslemek için yeterli otlaklar yoktur. Aşiretin önemli bir bölümü, sonbaharın sonlarında daha aşağıdaki Rewanduz Nehri civarına göç ederek dağ etekleri (B alanı) ve ovaların kuzey kenarları boyunca geniş bir şekilde yayılır, ilkbaharın sonlarında, karların erimesiyle birlikte İran’a geri döner. Bu insanlarla ilgili birinci elden bilgilere ulaşamadım, ikinci el bilgiler ise hem çelişkili hem de muhayyel görünüyor. Tahminen merkezi yönetimin müdahalelerinin daha sınırlı kalması nedeniyle, şu anda bu gruplardaki aşiret örgütlenmesinin yerleşik gruplardakilerden çok daha iyi işlediğini düşünmek için yeterli neden var.  Bu gruplar bazı alanlarda ve hatta sözde yerleşik grupların denetiminde olan bölgelerde, hayvanlarını otlatmak için belirli haklara sahiptir. Diğer bazı yerlerde ise sürülerini gütmek için bir tür kira bedeli öderler.* Mevsimlik göçler esnasında, önemli ticari faaliyetler de söz konusudur, göçebeler İran’dan gelirken beraberlerinde tuz getirir, dönüşte de buğday ve arpa götürür. Erbil pazarında, hem hayvanlarının önemli bir bölümü hem de topladıkları yünleri satar. Şüphesiz, tuzun gümrüksüz bir şekilde Irak’a getirilmesi kesinlikle yasaktır, ancak sorumlular buna göz yumar. 1938 yazında, İran yönetiminin, Herkî Aşireti’ni yerleşik bir hayata geçmeye zorlamayı tasarladığı bildirildi. Öyle görünüyor ki, bu grubunu bir bütün olarak Kürt bölgesinin iktisadi ve siyasal örgütlenmesindeki konumunun tam olarak belirlenmesi pek mümkün olmayacak.

Alan çalışmamda, neredeyse zamanımın tamamında, Soran ve Balik aşireti üyelerinin yaşadığı köylerde kaldım.  Aşağıda, daha önce tanımlamaya çalıştığımız A alanı için geçerli olan birtakım özellikleri vermeye çalışacağım. Bu bölgeyi, stratejik karayolunun açılışından önce, tek bir kültürün hakim olduğu, neredeyse dışa tamamen kapalı bir bölge olarak el almak mümkün olabilirdi. Ancak mevcut koşullar altında hem iktisadi ilişkiler hem de harici siyasal otorite A, B ve C bölgelerini birbirine sıkı sıkıya bağlamış görünüyor. Daha ilerde, Balik ve Dergela aşiretleri üzerine yaptığım çalışma sonucu elde ettiğim genellemelerin, hangi oranda bölgenin tümü için uygulanabilir olduğunu netleştirmeye çalışacağım. Çalışmamın bu bölümünü, A alanında yaşayan gruplar hakkında daha ayrıntılı bilgiler vererek sonuçlandıracağım.

Tam ismi Soran Beyzadeleri (yani Soran Beyleri’nin soyundan gelenler) olan Soran Grubu sayıca azdır. Tek bir birimden (taife) oluşan grubun en önemli şahsiyeti Dergela Ağası olan Mir Hamid Emin Bey’dir. Daha geniş bir aşiret olan Balik Aşireti, Şevdinî ve Şukrî –bunların arasında Molla Şerifî en büyük olanıdır- olarak adlandırılan üç alt kola ayrılmıştır. Rayat civarını merkez edinen ve kendi içinde gayet uyumlu bir topluluk oluşturan Şevdinî’de en önemli şahsiyet olarak Rayat Ağası Ali Ağa kabul görür. Öte yandan, Molla Şerifî grubu bir bütün olarak Walaş Ağası Şeyh Muhammed Ağa’ya ismen bağlı olmalarına rağmen, pratikte Walaş, Rast ve Celale’yi merkez edinmiş üç ayrı gruba bölünmüş görünmektedir. Küçük bir birim olan Şukrî hakkında hiçbir bilgim yok. En büyük kolun lideri olan Şeyh Muhammed Ağa, bu konumu nedeniyle hükümet tarafından tüm Balik’in en önemli ağası olarak kabul ediliyor. Ancak, şu an sahip olduğu otorite, kendi köyü olan Walaş’ın nüfuz alanlarının dışında, sözde kalmaktadır.

Xalan ile Zînûyî Şex, özellikle bahsedilmesi gereken iki köydür. Bu köylerin liderleri Şeyh Alaaddin ve Şeyh Ubeydullah, aynı zamanda merkezi Buhara’da olan Nakşibendî tarikatının liderlerindendir.** Köyler gerçekte bu tarikata ait imarethanelerdir. Bu dini cemaatin müritleri dışındaki nüfus son derece karışıktır ve baskın olan grup tüccarlardır. Cemaatin sahip olduğu belirgin zenginliği anlamak hiç de zor değil. Yaptığım üç günlük kısa ziyaret süresince en az iki tane büyük ve silahlı kaçakçı konvoyu sınırı geçti. Hatta beni de kendileriyle birlikte götürmeyi teklif ettiler, ancak ihtiyatlı davranma düşüncesi beni bu teklifi kabul etmekten maalesef alıkoydu.

Aşiret örgütlenmesine dayanmayan bu iki köyün dışında kalan Balik ve Dergela bölgesinde tüm toplulukların en az yüzde 95’i Kürt’tür. Kürt olmayan nüfusu az sayıdaki Yahudi ve Asuri Hıristiyanlar oluşturmaktadır. Bu gruplar neredeyse bir kural olarak, dokumacılık, terzilik gibi özel ticari faaliyetlerle ilgilenir. Bunun için de bu kişilere cemaatin yararlı üyeleri olarak hoşgörüyle bakılır.”

* Irak Hükümet yetkilileri Herkî Aşireti ile bütün müzakereleri en tepedeki bir tek ağa vasıtasıyla yapabiliyor. Bu durum, aşiretin küçük aile grupları halinde çok geniş bir alan boyunca dağılmış olmasına karşın, yüksek derecede bir bütünlüğünün olduğuna işaret etmektedir. 1938 yazında Herkî aşiretinin en tepedeki ağası ile Gerdî Aşireti’nden Baxrîkalı Cemil Ağa arasında, Gerdî toprağı olarak görünen bir alanda, Herkî Ağası’nın sürülerini otlatma karşılığında, Cemil Ağa’ya kira vermesi gerekip gerekmediği konusunda hukuki bir süreç başlamış. Cemil Ağa benimle konuşurken, Herkîler’in rüşvet verebilecek çok fazla mala ve kaynağa sahip olmaları sayesinde, bu davanın Herkîler’in lehine çözüleceği için yakınıyordu. Ancak, bu mesele şu önemli noktaya işaret etmektedir: Herkîler, geleneklere dayanarak, yerleşik bir hayat süren grupların nüfuzu altındaki toprakları otlak olarak kullanma hakkı iddia edebiliyorlar.

** Hay tarafından kuzen olarak anlatılan bu iki kişi neredeyse aynı yaşta olmalarına rağmen aslında yeğen ve amcadır. Yeğen olan Alaaddin, amcasından çok daha fazla ün ve etki sahibidir.

(Rewanduz Kürtleri, Toplumsal ve İktisadi Örgütlenme, s.22, Edmund R. Leach, Aram Yayıncılık)