Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Toprak kıtlığı konut inşası ve akrabalık

“Öyle görünüyor ki, toprak kaynakları mevcut teknik donanım izin verdiği ölçüde sonuna kadar kullanılıyor. Sadece ekonomik teşvikin artırılmasıyla tarıma açılabilecek verimsiz toprak miktarı çok azdır. Xalan’ın yukarısında, koşulların çok sert olduğu fundalıklı bölge dışarıda tutulacak olursa, toprağın sürüm yapmak için yeterince düz olduğu her yerde buğday yetiştirilir. Yağış miktarının elverişli olduğu yerlerde ise tepelerin dik yamaçlarına kadar, üzüm benzeri yan ürünler yetiştirilir. Yiyecek arzının yerel cemaatin ihtiyaçlarını karşılamaya ancak yettiğine dair açık göstergelere sahip olduğumuza göre, varolan nüfusun, yaklaşık olarak mevcut iktisadi sistemin kaldırabileceği maksimum nüfus olduğunu öne sürebiliriz.

Bu bölgede benimsenen son derece ilginç, mimarinin en makul açıklaması ise toprak kıtlığı olsa gerek. Köyler, daima, tarım için kullanılması hiçbir şekilde mümkün olmayan dik tepe yamaçlarında kurulur.Muhtemelen savunmaya ilişkin gerekçelerle, tepenin doruğunda değil de yamacında, sürüm alanı seviyesinin hemen üzerinde kurulur. Evler kimi yerlerde, söz gelimi Walaş ve Rayat’ta, neredeyse katı bir kütle gibi bir araya yığılmışlardır, başka yerlerde ise bir dizi küçük kütle öbek halinde kümelenir. Bu gözle görülebilir ev öbeklerinin bir aradalığı ile köy içindeki akrabalık birliğinin derecesi arasında yakın bir ilişki kurulabilir... Fotoğraf 3’te de görüleceği gibi, (kitapta herhangi bir fotoğraf verilmemiştir, TOL.) bir küme içindeki evler genellikle biri diğerinin üzerine olmak üzere ve bir dizi teras oluşturacak şekilde inşa edilmiştir ve böylece bir evin damı diğerinin ön verandasını meydana getirir. Fotoğrafta görülen ev bloğunda aileleriyle birlikte iki erkek kardeş yaşıyordu. Bu aileler en yukarıda duran iki binada ikamet ediyorlar. Aslında oturma amaçlı olarak inşa edilmiş olan alttaki bina, ben orayı ziyaret ettiğimde her iki aile için de kiler işlevi görüyordu. Bu istisnai bir durum değildir, evlerin buna benzer tek bir blok oluşturduğu yerlerde, genellikle ortak bir iktisadi grup oluşturan yakın akraba haneleri oturur. Böylesi dip dibe bir yakınlığın vereceği rahatsızlıklar düşünüldüğünde başka türlü olmasını beklemek de oldukça güçtür. Ancak, eğer gelecekte yaşanacak iktisadi gelişmeler birey haklarının akrabalık grubunun hakları karşısındaki önemini artırırsa, bu duruma paralel olarak daha birey merkezli bir mimari tarzın gelişeceğini öngörebiliriz. Öte yandan, bu birleşik konut tipleri, toprak kiralama ve işleme sistemini daha verimli kılmak için ağa tarafından girişilecek herhangi bir yeniden düzenleme çabasını zorlaştıran bir faktördür.

Tarımsal faaliyetin bütünüyle buğday üretimini üzerine yoğunlaştığı ve su kaynaklarının kısıtlı oluşunun cemaatin iktisadi örgütlenmesini kökten bir biçimde etkilediği ovalık alanlarda ise, sadece köylerin düzenlenişinin değil, evlerin mevcut mimarisinin, teknolojik inşasının da dağlık alanlardakinden tamamıyla farklı olduğunu belirtmek gerekiyor. Aşağıda tarif edeceğim yapı, yalnızca Rewanduz bölgesi ve yaklaşık olarak Harita 2’de gösterilen B alanı için geçerlidir. C alanı içinse bu tarif hiçbir şekilde geçerli değildir.

Söz konusu binaların teknolojik özellikleri şöyle özetlenebilir:

Evler şekil itibariyle dikdörtgendir ama boyut veya plan açısından hep bağlı kalınan bir prensip yoktur. Kuralm olarak evlerin ana kapıları bayır aşağı bakar ve hemen alttaki evin damına açılır, ama bu hususta da değişik uygulamalar mevcuttur. Duvarlar genellikle birbirine çamur sıvasıyla tutturulmuş kaba kesimli taşlardan yapılır ve yaklaşık iki feet (71 cm.) kalınlığındadır. Fakat bu malzeme –taş ve çamur- günümüzde yerini güneşte kurutulmuş çamur tuğlalara bırakmaktadır. İki katlı olan evler vardır, ancak bu oldukça az rastlanan bir durumdur. Bu tür evlerde üst kata dışarıdan bir merdivenle çıkılır. Bütün odaların dışarıya bakan pencereleri vardır ancak ağanınki dışında çok az evin penceresi kepenklidir. Ateş yerde açılmış küçük bir çukurda yakılır, bazen çatıda uygun bir baca vardır, ama dumanın dışarı pencerelerden çıktığı model daha yaygındır. Dam düz olup ön tarafı hafif aşağı doğru meyillidir, çatının ana kirişleri, tepenin kıvrımlarına paralel şekilde enlemesine uzanır. Kirişler, sarmaşık dalı kalınlığındaki ince dallardan oluşturulan kalın bir tabakayla örtülmüştür. Bu tabakanın üstü ise kireç, kül ve molozdan yapılan birkaç inç (bir inç 2,54 cm.) kalınlığındaki bir harçla kaplanır. Yağışsız havalarda sert ve mükemmel katılıkta bir zemin işlevi gören bu harç, hakiki bir çimento değildir, yağmur yağdığında çabucak yumuşar, sızıntı oluşmaması için bir silindirle sürekli düzlenerek takviye edilmesi gerekir. Kürt evlerinin mefruşatı son derece azdır. Temel eşyalar çeşitli mutfak araç gereçlerinden ibarettir. Masa veya sandalye nadiren mevcuttur. Yatak döşek birkaç keçe veya yün yorgan, bir iki kilim ve battaniyeden oluşur. Gündüzleri tüm bunlar katlanıp bir köşeye konarak ayak altından kaldırılır. Evin en değerli bölümünün çatı kirişleri olduğu söylenebilir.  Uygun boyda düzgün kereste kirişler bulmak oldukça zordur ve gerçekten değerli herhangi bir eşya satın almak yalnızca ağanın altından kalkabileceği bir iştir. Eğer bir köylü, herhangi bir sebeple yeni bir ev yapmak isterse eski evinin çatısını söker ve bu malzemeleri yeni evi için kullanır. Dolayısıyla, terk edilmiş bir köy, neredeyse anında orta malına viraneye dönüşür. Bu tür mimarinin sınırlılıkları en başta malzeme kıtlığıyla belirlenmiştir. Bunun en iyi kanıtı, nispeten daha zengin olan Şeyh ve ağaların evleridir, dizayn itibariyle esasen sıradan köylülerinkinden farklı olmayan bu evler, ahşap zemin, cam pencere ve menteşeli kapı gibi inceliklerle donatıldığında son derece rahat mekanlara dönüşür. Cemaatin genel iktisadi koşullarında meydana gelebilecek herhangi bir iyileşmenin köy mimarisini benzer şekilde değiştirmesi beklenebilir. İnşaatçılık günümüzde uzmanlık isteyen bir zanaattır. Bu iş için genellikle şehirden bir usta çağrılır, gerekli malzemeyi ise köylü kendisi temin eder. Şehirli ustaların istihdamının, yukarıda bahsedilen taş ve sıva yerine çamur tuğla (kerpiç) kullanımının başlamasına paralel olarak devreye girmiş olması muhtemeldir.”

(Rewanduz Kürtleri, Toplumsal ve İktisadi Örgütlenme, s.82, Edmund R. Leach, Aram Yayıncılık)