|
|
|
|
Tütün üretiminde meydana gelen artışın sonuçlarıMüzmin sigara tiryakileri olan Kürtler, yüzyıllar boyunca kendi özgün tütün çeşitlerini yetiştirmişlerdir. Kürtler tarafından hâlâ özellikle tercih ediliyor olsalar da, yaprakları çabuk kırılıp ufalandığı için bu tütün çeşitlerinin ticari değeri ya yoktur, ya da yok denecek kadar azdır. Ancak, son yıllarda Bağdat ve çevresinde açılan modern sigara fabrikaları iyi kalite tütün yaprağı için oldukça kazançlı bir Pazar yaratmıştır. Bu pazarın ihtiyaçları genellikle Süleymaniye gibi daha gelişkin Kürt bölgelerince karşılanıyorsa da, Rewanduz yöresindeki aşiretler de ürünlerini yavaş yavaş bu yeni koşullara uyarlamaya başlamaktadır. Bu süreçte hükümet tütüncülüğün gelişmesi için çeşitli teşvikler sağlarken fabrika sahipleri de üreticilere bedava tohum ve üretime yönelik eğitim hizmetleri vermektedir, tabii bu arada hükümetin, ürün üzerinden aldığı satış vergisi sayesinde verdiği teşvikleri fazlasıyla tazmin ettiğini belirtmeye gerek bile yok. Bu yeni koşullarda üretilen yüksek kaliteli tütün yaprağının nakit değeri, buğday ve pirince kıyasla çok daha yüksektir. Para iktisadı açısından bakıldığında, buğday ve pirinç ekilen arazilere, bu ürünler yerine tütün ekilmesinin mantıklı olacağı söylenebilir. Ayrıca, diğer tüm koşullar eşit kabul edildiğinde, tütün üretimine ayrılabilecek alan yine sadece sulama koşulları ile sınırlı olacağı için, mantıklı olan, pirinç üretimine tümden son vermek ve hem pirinç ekilen alanı, hem de buğday ekilen alanın büyük bölümünü tütün üretimine ayırmaktır (burada tütün tarımının pirinçten daha az sulama gerektirdiğini hatırlatmak gerekiyor). Bu gelişme, şu ana dek düzlük kesimlerdeki belli köylerde, özellikle de yoğun olarak Süryani cemaatin yaşadığı Batas civarında yaşandı ve çarpıcı miktarda bir maddi avantaj sağladı. Öte yandan, Balik yöresindeki tütün ekili alanlarda şu ana değin kayda değer bir genişleme görülmediğini söyleyebiliriz. Xalan ve Rayat gibi dağ köyleri için iklim koşulları tütün üretimi için muhtemelen pek elverişli değil ama, aşağılarda tarlalarında hâlâ yan yana pirinç ve tütün ekilen Merga ve Dergela civarlarındaki vadi köylerinde tütün ekiminin artırılmaması için böylesi bir teknik gerekçenin olduğunu sanmıyorum. Tabii ki su kanallarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin birtakım zorluklar olacaktır ve tütün ekimi için belli bir uzmanlık eğitimi gerekmektedir. Ancak buradaki temel engelin teknik değil toplumsal olduğu açıktır. Eğer her bir kiracı çiftçinin eşit miktarda tütün yetiştirmesi mümkün olsaydı, modern para ekonomisine geçiş süreci oldukça kolay olabilirdi. Pratikte ise mevcut kiracılık hakları tütün ekiminde meydana gelecek herhangi bir artışı cemaatin farklı kesimlerine eşitsiz bir biçimde yansımasını kaçınılmaz kılmaktadır –öyle ki, toprağında bu yeni ürünü ekmeye başlayan kiracı çiftçi, kaçınılmaz olarak, diğerlerinin zararına kâr etmeye başlar. Bu sorunu iktisadi bağlamda analiz edebilmek için meseleye müdahil olan üretim faktörlerine bakmalıyız. Toprak Verimliliğin üst sınırı toprak yapısı ve su kaynaklarına erişim olanakları tarafından belirleniyorsa da, genelde, ekilebilir tüm arazilerin , iyi bir sulama yapıldığı taktirde potansiyeli itibariyle tütün üretimi için elverişli olduğunu söylemek aşağı yukarı doğru olacaktır. Dolayısıyla, buradaki temel sorun su kaynaklarının dağılımıdır. Sulama sistemi mevcut haliyle birkaç amaca hizmet edebilir. 1.Pirinç üretimi için gerekli sulama –köylerin çoğunda pirinç tarlası, bildiğimiz anlamda bir kiracı çiftçinin mülkiyetinde olmayıp ağanın şahsına aittir. 2.Sebze bahçeleri için gerekli periyodik sulama. Bu, ne tür bir yeniden düzenleme yapılırsa yapılsın sağlanmak zorundadır. 3.Mevcut tütün alanları için gerekli periyodik sulama. Dergela gibi bazı köylerde, ağaya veya yakın bir akrabasına süreci çıkarları doğrudan birbiriyle çatışan çok sayıda kişiyi aynı anda etkileyecektir. Sözgelimi ağanın, sırf kiracıları tütün yetiştirebilsinler diye daha fazla su sağlamak için, kendi kişisel mülkü olan pirinç tarlalarından vazgeçmesi pek olası görünmüyor, öte yandan, eğer ağa tütün üretimini tamamen kendi elinde tutmaya çalışırsa, arazilerine müdahale edilmiş olan köylüler de haklı olarak itiraz edecektir. Ve zaten, tütün üretimini artırmak için yapılacak her türlü yeniden sulama düzenlemesi, pratikte toprak sahipliğinin yapısını ve köy topluluğunun her üyesinin sahip olduğu toprak miktarını değiştirecek bir reformu gerektirecektir, ki bu da her köy için başa çıkılması oldukça güç sorunlar yaratacaktır. Bu noktada, bu tür bir tarımsal yeniden düzenleme yaşandığı Batas’taki Süryani kiracıların bölgeye henüz yeni yerleşmiş oldukları ve bu bölgede atadan kalma geleneklerce korunan yerleşik, köklü bir kiracılık sisteminin olmadığı belirtilmelidir. Herhangi bir yeniden düzenleme sürecinde çıkar ve dolayısıyla çatışma konusu olacak bir başka sorun da, ‘marjinal’ toprakların nasıl düzenleneceğidir. Bern-Oberland’daki** Alp köylerinde olduğu gibi, buralarda da, ekilebilir arazinin sınırlarını toprak yapısı konfigürasyonu belirler, ancak bu bölgede, şu anda çalılık halinde olup suyun daha verimli kullanılması ve gerekli ekstra emeğin ücretini karşılayabilecek nakit teşvikin tedarik edilmesi ile tarımsal faaliyete açılabilecek olan bir dizi küçük marjinal toprak bulunmaktadır. Böylesi temizlenmemiş toprak parçalarının mülkiyet ‘hakkı’ halihazırda tümüyle ağaya aittir. İşgücü Tarımsal faaliyette mevcut işgücü, kiracı çiftçiler ve aileleriyle sınırlıdır, tahılın yerini tütünün alması, gerekli iş hacminden ziyade iş dengesini değiştirecek gibi görünmektedir. Mevcut sistemde buğday hasadı haziranın sonunda kaldırılıp harman işlemi temmuzdan ekime kadar kesintisiz devam eder. Daha küçük ölçekte yapılan pirinç hasadı yaklaşık olarak eylül sonuna denk düşer. Buğday üretimi azaltılıp pirinç üretimine son verildiği zaman harman işlemi eylülün ortasında bitirilebileceği ve böylece tütün hasadının yapılması için gerekli işgücünün bu tarihten itibaren boşa çıkacağı düşünülebilir. Öte yandan, tütün ekimi özellikle ilk yetişme safhalarında fazlaca dikkat gerektiren bir iştir ve bu dönem buğday hasadı dönemine denk gelmektedir. Dolayısıyla tütün ekiminde radikal bir artış meydana gelmesi muhtemelen daha modern harmanlama tekniklerinin geliştirilmesine bağlı olacaktır. Karşılaşılacak daha büyük bir zorluk ise işgücü gereksinimindeki değişimin farklı haneler arasında eşit olarak dağılmayacağı gerçeğidir. Bugün her hane aşağı yukarı aynı çalışma programına sahipken, komşusu buğday üreten bir kişi toprağını tütün üretimine ayırdığında oldukça müşkül bir durumla karşı karşıya kalınacaktır. Bu zorluk ancak tütün yetiştirme işi bütünüyle ağanın “mülkiyeti altında” yapıldığı taktirde aşılabilir, çünkü, sıradan bir köylü, bir başka sıradan köylü için değil, ama ağa için çalışmak zorundadır. Ancak böylesi bir sistem de, aşiret üyelerinin liderleri tarafından ‘sömürülmesi’ olarak görüleceğinden, hiçbir zaman hükümet tarafından desteklenmeyecektir.** Sermaye Tütün üreticiliği, buğdaya kıyasla önemli bir ek sermaye gerektirmez. Hükümet bedava tohum ve uzmanlık hizmeti vermeye hazır, bildiğim kadarıyla kurutma işlemi için de özel bir teknik donanım gerekmiyor. Söz konusu cemaatin yapması gereken ‘sermaye’ harcamalarının ilki, sulama sisteminin yeniden düzenlenmesi olacaktır. Teknik Öte yandan, hükümetin uzmanlık hizmeti vermeye hazırlandığını söylemekle yetinmek, teknik sorunların toplumsal boyutlarını basite indirgemek olur. Daha önce, geleneksel yöntemlerle işlenen yerel Kürt tütününün, modern fabrikaların işine yaramayacak tozumsu bir maddeye dönüştüğünü söylemiştim. Pazar değeri olan bir ürünün elde edilebilmesi için çiftçiye tamamen yeni birtakım yöntemler öğretilmesi gerekmektedir. Ancak bu noktada, reformcu kişi çeşitli zorluklarla karşılaşacağını bilmelidir. İlk olarak, tipik muhafazakar bir direnişle yani yeni metotlara yönelik bir hoşnutsuzlukla karşılaşacaktır –sadece bu metotlar yeni olduğu için değil, aynı zamanda, eski metotla üretim yapan kişi en iyisini bildiğine inandığı için. Fakat reformcuyu bekleyen birtakım daha çetrefil zorluklar da bulunmaktadır. Bunu, yaşanmış bir olayla örnekleyebiliriz. Hükümet, tütün üretiminin yapılacağı her köye ürünün yetiştirilmesi ve hasat edilmesi işlemlerini düzenleyip denetleyecek bir uzman göndermeye karar vermiştir. Böyle bir kişi Walaş köyüne gönderilir. Kürt’tür fakat ova bölgesinden bir kasabalıdır ve ahlaki nitelikleri dağ standartlarına göre oldukça zayıftır, köylüleri içki ve kumarla yozlaştırdığı iddia edilir, kızlarını, özellikle mollanın kızını taciz etmeye kalkışmıştır, yok yok, aslında bu adam tam bir alçaktır. Ve bir gün yol kenarında bedeninde iki kurşun sıkılmış halde bulunur. Polis harekete geçer, sonuçta başka bir aşirete mensup, oldukça zararsız görünen iki göçer mahkemeye çıkarılır ve kulaktan dolma delillerle cinayet suçundan hüküm giyer. Ancak ceza hiçbir zaman uygulanamaz, çünkü ‘suçlular’ davadan birkaç gün sonra esrarengiz bir biçimde kayıplara karışır. Bu olayın doğruluk derecesi ne olursa olsun, yerel fısıltı gazetesinin olan biten hakkında hiçbir kuşkusu yoktur. Kurşun yarları, tutuklama olayı ve göçerlerin parçalarıydı. Polis ki, bulanık suda balık avlamaya kalkışmayacak kadar uyanıktır. Katledilen adam aslında boğularak öldürülmüştü- Walaş’ın ağası ve Balik Reisi Şeyh Muhammed’in Misafir Evi’nde asılmıştı. Bu hikayeyi bana kuzeni Şeyh Muhammed’e her an çamur atmaya hevesli Nawpurdanlı Hamid Emin anlattı. Ancak hikaye, kendisinin kuzenine beslediği husumetin dışında da bir geçerliliğe sahipmiş gibi görünüyordu, sonradan, bir gün Rayat Ağası ile okul müdürünün uygunsuz davranışlarını konuşurken Ağa Walaş hikayesini zikrederek, bana, ‘Ah şu küçük hükümet memurları! Ne bekliyorsun? Her biri ahlak yoksunu sefil birer yaratık’ diyecekti. Burada hikayenin gerçekte doğru olup olmadığı önemsizdir. Balik civarında yarattığı etki, tamamen doğru olduğu kabulüne dayanır. Şeyh Muhammed’ın saygınlığı eskiye oranla zayıflamışsa da, onun kendisini tarımsal faaliyetler konusunda bilgilendirmek için yanına gelen ilk ve tek danışmanı asmış olduğu gerçeği veya söylentisi, kendi cemaatleri içinde tarımsal reforma sıcak bakan küçük ağaları bu fikirden uzaklaştırmak için yeterli bir baskı unsuru yaratmıştır. Bu örnek, görünürde tamamen iktisadi olan bir sorunun, pratikte yine görünürde ilgisiz görünen bir dizi ahlaki tutumla, aşiret kanunlarıyla, siyaset ve dinle olan yakın ilişkisini ortaya koyuyor. Toparlamak gerekirse, Buraya kadar ihracata yönelik bir ticari faaliyetin geliştirilebilmesinin büyük oranda tahıl üretiminden tütün üretimine geçmeyi gerekli kıldığını gördük. Ayrıca, bu gereklerin karşılanmasının önündeki yakın engelleri analiz etmeye çalıştık. Ancak, tütün tarımına geçme yönündeki istek ve çaba oldukça barizdir. Örneğin, anlatılanlara göre, Batas’ta eskiden köyün toplam tarımsal üretiminin nakit değeri 50 sterlin iken, 1937’de sadece tütün satışından elde edilen gelir 2500 sterlin gibi tutarı bulmuştur. Bu nedenle, yakın bir gelecekte, dağlık alanlarda bile tarımsal üretimde köklü bir değişim yaşanacağına inanıyorum. Fakat, böylesi bir gelişmenin hem insanların dünya görüşlerinde hem de toplumsal örgütlenmede köklü birtakım değişimleri beraberinde getireceği bilinmelidir. Mevcut yapılanmada, dağlık alanlarda yaşayan çiftçi her şeyden önce kendisi ve ailesi için yeterli miktarda yiyecek üretebilmek amacındadır. Tütün gibi lüks tüketim mallarının tarımına ancak bunu garantiye aldıktan sonra yönelir. Kısacası, çiftçi, kendi kendine yetecek ölçüde bir üretim düzeyini hedefler ve ticarete, sadece eğer elinde bir artı ürün kalırsa yönelir. Değişen koşullarda ise yerel tahıl üretimi ihtiyacı karşılamayacak, arz ile talep arasındaki fark tütün satıp karşılığında tahıl almak suretiyle kapatılacaktır. Dolayısıyla, sıradan köylü ilk defa kendi temel gıda maddelerini para ekonomisinin terimleriyle değerlendirmeye başlayacaktır, ki bu durum çok ciddi sonuçlar doğurabilecektir. Bugünkü şartlar altında tütün, Kürtler’in ürettiği diğer tarımsal ürünlere kıyasla –nakit getiri anlamında- öylesine değerlidir ki, yörenin önde gelen köyleri, diğer ürünleri tamamen dışlayarak salt tütün ekimine yönelebilirler ve böylece de cemaatin refah düzeyini Bağdat pazarında dalgalanan tütün fiyatlarına bağımlı hale getirebilirler –ki bu hiç de istenesi bir durum değildir. Tütüncülüğün gelişmesinin toplumsal sonuçları da eşit ölçüde vahim olabilir. Örneğin, kira meselesini ele alalım. Önceki bölümlerden birinde sıradan bir köylünün ağaya toprağından elde ettiği gelirin yüzde 50’sini kira olarak vermek zorunda olduğunu belirtmiştim. Geriye kalan yüzde 50’lik kısım köylünün hane içi ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli olduğu için bu durum bir sorun yaratmamaktadır. Dahası, bu kira nakit olarak düşünüldüğünde de çok büyük miktarlara denk düşmez –örneğin, 1938 yılı fiyatlarına göre 1 ton buğday ile sadece 50 kg. civarında şeker alınabilmektedir. Fakat yeni sisteme göre sıradan bir köylü sadece hanesinin yiyecek ihtiyacını karşılamak için ticari ilişkilere görmek zorunda kalmayacak, diğer yandan yüzde 50’lik bir kira ödeme yükümlülüğü, göreli olarak ağırlığınca altın ödemek anlamına gelecek, dahası, tütün ticaretine girişecek olan köylü ilk defa hükümete doğrudan vergi ödemekle yükümlü olacaktır. Bu koşullar altında ‘kiralar’ hiç kuşkusuz düşecektir. Bu süreç sonucunda finansal statülerde bir yakınlaşma olacak, örneğin ağa ile sıradan köylü arasındaki finansal statü farkı azalacaktır, ben bunun mevcut aşiret örgütlenmesi üzerinde ölümcül bir etki yaratacağını düşünüyorum. Aslında, ovada yaşananlara bakıldığında, böylesi bir evrim sürecinin nihai olarak nasıl bir hat takip edeceği oldukça açıktır. Ağa, akrabalık ilişkilerinden ve misafirperverlikten doğan yükümlülüklerini yerine getirmekte gün geçtikçe daha fazla zorlanır, sonunda kendisini bir borç batağı içinde bulur ve bu borçlar karşılığında aşiret toprağı yasal bir oldubittiyle ipotek edilir***, artık ağa yerel cemaatle hiçbir kişisel ilişkisi olmayan yeni bir ağadır –bu noktada artık aşirete dayalı örgütlenmenin çözülme sürecinin her anlamda tamamlanmış olduğu da söylenebilir. Böylesi bir gelişme hükümet için tamamen arzu edilmez değildir. Aşirete dayalı örgütlenmenin tamamen çözüldüğü bir cemaati idare etmek, en azından kısa vadede, bir aşireti idare etmeye göre birçok açıdan daha kolaydır. Söz konusu durumu benzer yönde etkileyen başka etkenler de mevcuttur. Kerkük’teki petrol yataklarını işletmek için gerekli işgücü, büyük ölçüde, Süleymaniye bölgesinden, aşiret ilişkilerinin çözüldüğü Kürt toplulukları arasından sağlanmaktadır. Daha kuzeyde yaşanacak benzeri sınai gelişmeler Erbil’de yaşayan Kürtler için yeni bir işgücü pazarı sağlayacaktır. Ama iyi bilinir ki, en ucuz emek en az örgütlü olan emektir. Güney Afrika’daki gelişmelerle ilgili benzetme burada bir kez daha aklımıza geliyor.” * Oberland: İsviçre’nin iç kısımlarında yer alan dağlık bir kanton. ** İşlev olarak köy ağasının yerini Süryani papazının aldığı Batas’ta, üretilen tütünün sahibi Kilise olduğu için, kişisel işgücü gereksinimlerine ilişkin sorunlar yaşanmamıştı. Ancak, bir aşiret ağasının Hıristiyan bir papazlar bir tutulamayacağı da açıktır. *** Bu aslında teorik olarak imkansızdır çünkü Irak’ta aşiret arazisi mirî arazi olarak kabul edilir. Buna rağmen geçmişte ovalık kesimlerde ve dağ eteklerinde mülkiyetine geçirme işlemleri açık açık yaşanmıştır. (Rewanduz Kürtleri, Toplumsal ve İktisadi Örgütlenme, s.66, Edmund R. Leach, Aram Yayıncılık) |