Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Ağanın harcamaları

“Böylesi bir uygulama şu ilginç soruyu akla getiriyor. Misafir Evi ağa için kârlı mı, değil mi? Kürtler’in bakış açısına göre, Misafir Evi ağanın sahip olduğu kaynaklar üzerinde son derece büyük bir yüktür. Ancak, böylesi bir eğilim şaşırtıcı değildir, çünkü ağanın sahip olduğu ün komşularını, misafirperverliğindeki cömertlik yüzünden iflas etmek üzere olduğuna inandırabildiği oranda artacaktır.

Örneğin, Walaşlı Şeyh Muhammed sürekli ve ısrarlı bir şekilde Misafir Evi’nin kendisini iflasın eşiğine kadar getirdiğini söylüyordu. Ben de bu konu hakkında kendisine detaylı sorular yönelttim. Şeyh Muhammed, Misafir Evi’nin giderlerini anlatırken tamamen kişisel olan bazı giderleri de saymış, elde ettiği gelirlerin içine, aldığı hediyeleri katmamıştı. Örneğin, Misafir Evi yüzünden otuz insanı beslemek ve her gün en az bir oğlak kesmek durumunda olduğundan yakınmıştı. Şeyh Muhammed’in otuz kişi gibi bir sayıya nasıl ulaştığını bulmaya çalışırken şu sonuca vardım:

Ağanın kendisi   1

Karısı               1

Erkek çocuklar   3

Kız çocuklar       4

Kadın hizmetçi    7

Erkek hizmetçi    4 (genellikle ağanın birinci derecede akrabaları)

Molla                1

Erkek kardeşi     1

Misafir              5

Abartı               3

Toplam            30

Ağanın tüm hane giderlerini Misafir Evi giderleri altında topladığı gayet açık görünüyor. Fakat, ağanın misafirler için yaptığı harcamalar, aslında toplamın ancak çok küçük bir kısmını oluşturuyor.

Misafir Evi giderlerinin en önemli kısmını, her gün bir oğlağın kesilmesi değil, çay, kahve ve özellikle de şeker harcamaları oluşturur. Yaklaşık son 50 yıldır Rus usulü çay içme bütün Kürdistan’da yaygınlık kazanmış. Semaverlerde yapılan demli çaylar büyük miktarda kesme şekerle birlikte sunuluyor. Misafir gelir gelmez semaver çalıştırılıyor ve misafir evden ayrılana kadar sürekli aralıklarla çay ikram ediliyor. Yüksek ithal vergileri ve nakliye giderleri yüzünden 36 kiloluk bir şeker çuvalı yaklaşık olarak 45 dinara mal oluyor. Bana anlattıklarına göre, cenaze veya evlilik gibi özel durumların olmadığı zamanlarda Dergela’daki gibi bir Misafir Evi’nde ayda yaklaşık olarak bir çuval şeker kullanılıyor. Söylenenler doğruysa, bir yılda yalnızca şeker için harcanan para ortalama olarak 27 sterline denk düşer. Nakit para kazanmaya yönelik faaliyetlerin sınırlı olduğu düşünüldüğünde, bu gerçekten de çok yüksek bir tutardır. Aslında, herhangi bir yere misafir giden kişinin ev sahibine yukarıda bahsettiğim gibi hediyeler sunması, durumu kökten değiştiriyor olmalıdır. Tahmin edileceği üzere, en makbul ve en sık sunulan hediyeler daha önce bahsettiğimiz çay, şeker ve kahve gibi lüks ithal ürünlerdir. Saygınlık değeri bir tarafa, ağanın çok sayıda misafiri olmasının ekonomik anlamda bir avantaj mı dezavantaj mı olduğu konusunda pek emin değilim. Ağaya yüksek miktarlarda pirinç ve ete mal olan, bir aydan daha uzun bir süre boyunca kibar taziyelerin kabul edildiği cenaze törenleri bile uzun vadede kârlı olabiliyor.

Öte yandan ağanın net geliri ile Misafir giderleri arasındaki gerçek ilişki ne olursa olsun, Misafir Evi giderlerinin bir bütün olarak grubun ekonomik yaşamındaki öneminin küçümsenmemesi gerekiyor. Şeker, çay ve kahve tüketimi büyük oranda Misafir Evi ile sınırlıdır ve bunlar nakit para ile satın alınan tüketim mallarının başlıcalarıdır. Küçük cemaatler, basit yiyecekler, buğday, pirinç, et, meyve gibi ürünler açısından büyük oranda kendi kendine yeterlidir, sadece Misafir Evi ile anılan lüks yiyecekler nakit para ile satın alınmaktadır.* Bu durumun genel iktisadi örgütlenme üzerindeki etkilerini aşağıda tartışacağız.

Bu arada, Kürtler’in bakış açısına göre Misafir Evi’nin masraflarıyla ağanın masrafları arasında ne derecede yakın bir ilişki olduğunu tekrar belirtmemiz gerekiyor. Bu tutum, ilk bakışta göründüğü gibi, kendi içinde tutarsız değildir. Misafir Evinin içerisinde hiçbir zaman görünmemesine rağmen, bu kurumla ilgili işlerin hepsini kadınlar yapar. Keçileri sağan, mast yapan (yoğurda benzer bir süt ürünü), ekmek yapan, yemek pişiren hep kadınlardır. Tüm bu işler birçok kadının çalışması anlamına gelir. Sıradan bir köylünün evinde, evin kadını yapmak zorunda olduğu işleri tek başına yapabilir, fakat ağanın misafir Evi’nde gösterdiği misafirperverlik ancak birkaç kadının üstesinden gelebileceği işler yaratır. Bu durum, ağanın hanesinin, normalde cemaatteki tek polijinik grup olmasıyla tutarlılık gösterir.

Bu bağlamda belirtilmesi gereken bir başka nokta, ağanın misafir evindeki kadınların sayısının ve bu kadınların giderlerinin ortalamanın çok üzerinde olduğudur. Balik Bölgesi’ndeki erkeklerin neredeyse hepsinin elbiseleri köyde dokunan kumaşlardan yapılır. Sıradan köylülerinkinden daha kaliteli kumaş kullanılmasına rağmen ağa ve oğulları bile genelde Kürt kumaşlarını tercih eder, kasabalılar ve ova ağalarının giydiği lüks elbiseleri giymekten kaçınırlar. Bu durum, ekonomik zorunluluktan değil, ağaların katı püriten tercihlerinden kaynaklanır. Örneğin Rayat ağasının yeğeninin üzerinde sıradan Kürt tarzında bir takım vardı, ancak süssüz ve parlak renkli kumaşından daha pahalı bir ithal olduğu açıktı. Ağa’nın yeğeninin Kürt usulünde giyinmiş olması çok takdir ediliyordu. Ama aynı anda Yakın Doğu Pazarları için gayet tipik olan, gösterişli ve zevkten uzak şeritlere boyalı kumaştan yapılmış, Japon tarzı kıyafet giyen Rewanduzlu bir tüccar zevksiz bir adam olarak alay konusu olmuştu. Her halükarda mevcut örf-âdetlere göre, ne ağa ne de sıradan köylüler kendi elbiseleri için çok fazla nakit harcama yapmıyorlardı, ama kadınlar için durum farklıydı. Eski zamanlarda, kadınlar da yerel tezgahlarda üretilen basit kumaşlardan memnunmuş, ancak şimdilerde kadınlar ‘fırfırlı ve püsküllü’ elbiseler giymeye heves ediyor ve bu eğilim her geçen gün daha da belirginleşiyor. (Sıradan köylü kadınlar için Japon basma kumaşlar, ağaların eşleri için Hint ipeği). Bu durum, kısmen ‘pasifikasyon’la birlikte ticari ilişkilerin çok daha fazla kolaylaşmasının ve karayolu yapımının kaçınılmaz sonucudur. Ancak bu eğilim şüphesiz ki Büyük Savaş’tan sonra harici idarenin uygulamaya başladığı politikalar yüzünden çok daha fazla yaygınlaşıp ağırlık kazanmıştır.

Daha önceleri, köy cemaatleri göreli olarak düşük yaşam standartlarına sahip olmakla birlikte kendi başlarına geçinebilecek bir durumdaymış. Hem ticari sirkülasyon hem de nakit para sirkülasyonu çok düşük bir düzeydeymiş. İngiliz İdaresi’nin aşiret ağalarının sadakatlerini nakit ödenen maaşlar karşılığında satın alma politikası cemaat içindeki nakit para miktarını çok büyük oranda artırmış.** Bu nakit parayla alınabilecek tek şey lüks tüketim mallarıydı. Nakit paranın kullanıldığı başka harcama alanı mevcut değildir. Ayrıca, elde edilen bu paralar cemaat içinde eşit olarak bölüşülmüyor, lider konumunda olan birkaç ağanın elinde toplanıyordu. Ortaya çıkan sonuçla, Afrika’da gözlemlenen benzer olgular arasında birçok anoloji kurmak mümkündür. Yapılan ilk harcamalar cemaatin çok küçük bir bölümü içerisinde lüks mallar satın almak gibi ani bir eğilim yaratmaktadır. Bu yeni talepler, cemaatin karşılayabildiği oranda ve cemaat üyelerini memnun etmek için, hem kapsam hem de yoğunluk itibariyle gelişmektedir. Sonuçta cemaatin iktisadi dengesi kaçınılmaz olarak altüst olur, önceleri varlıklı olan grup, pahalı zevklerin gelişmesi yüzünden nihai olarak cemaatin iktisadi yapısında kara bir delik haline gelir. Bu süreci, bizim toplumumuzda da geçerli birtakım ekonomik terimler ile ifade etmek mümkündür.

Hükümetin yaptığı bu tür harcamalar belirli bir zaman için yeni, büyük ve etkili talepler yaratabiliyor, ancak hükümet harcamalarının kesilip cemaatin gelirinin düştüğü durumlarda yaratılan yeni talepler karşılıksız kalıyor. Bunun sonucu ise eski duruma geri dönüş değil, kendini yeni koşullara uyarlama çabası oluyor ve cemaatin kaynakları yaratılan yeni taleplerin kısmi olarak karşılanabileceği şekilde yeni amaçlar çerçevesinde harcanıyor.

Hükümet sübvansiyonu sonucunda Balik Bölgesi’nde (cemaatin üretiminde bu yeni zevk ve talepleri karşılayabilecek genel bir artış olmazken), önemli ağaların ve hanelerinin beğenileri artmış ve çeşitlenmişti.  Derken, Rewanduz Vadisi’nde etkin bir polis otoritesinin tesis edilmesiyle birlikte aşiret ağalarına verilen maddi destek, gereksiz olduğu gerekçesiyle durduruldu. Neticede mukadderattan kaçılamadı bir zamanların lüks addedilen malları ithal giysiler ve ev eşyaları artık temel gereksinimler haline gelmişlerdi. Şimdilerde, bölgenin önemli ağaları olan Walaşlı Şeyh Muhammed, Dergelalı Hamid Emin gibi bölgenin en sofistike ağaları bunların yokluğunu derinden hissetmeye başlamış durumda. Onlarla konuştuğumuzda, size zamanın gitgide daha kötüye gittiğini gençliklerindeki yaşam standartlarından gitgide uzaklaştıklarını artık bu standardı korumaya bile güçlerinin yetmediğini söyleyeceklerdir. Ama asıl mesele daha farklıdır: Ağalar eskiden hayal bile edemedikleri “yüksek standartları” tutturabilmek için beyhude bir çaba içindedirler. Köy ekonomisinin bunu kaldırabilecek gücü yoktur.

Farklı ve açıklayıcı bir örnek ise bu süreçte Şevdinîler’in yaşadıklarıdır. Resmiyette Şeyh Muhammed’den daha düşük bir statüde bulunan ve hükümetten hiç mali destek almamış olan Şevdinî grubu lideri Rayatlı Ali Ağa, tüketimi artırmaktan ve çeşitlendirmekten kaçınmış, sıradan bir aşiret üyesi olarak kalmıştır. Dahası, bu yeni durumdan yakınmak bir yana, Ali Ağa yeni koşulları son derece elverişli bulmakta, Şevdinî grubu topraklarının kendi adına kaydedilmesine dair iddialarını her fırsatta, hevesle vurgulamaktadır. Böylece, Balik’in bir taifası olmak yerine Şevdinî’nin kendi başına bir aşiret olma isteğini gerçekleştirebilecek. Belirtilmesi gereken bir başka önemli nokta, geçici hükümet desteklerinin ekonomik şokunu hiçbir zaman göğüslemek zorunda kalmamış tek grup olan Şevdinî taifası, bugün sosyolojik anlamda en bütünleşmiş grup olarak karşımızda durmaktadır.

Bu analiz üzerinden ulaşmış olduğum bir başka genelleme daha var. Daha önce, köyde tüketilen yiyecek maddelerini ve bunlardan yalnızca çay, şeker, kahve ve kimi zaman da pirincin nakit para ile satın alındığını belirtmiştim. Ayrıca tüm bu harcamaların Misafir Evi ve kendi hanesinin giderleri olarak ağa tarafından karşılandığına da değinmiştim. Şimdi ise, nakit harcamalarının diğer biçimlerinin analizi üzerinden görüyoruz ki, ortaya çıkan bu yeni koşullar sıradan köylülerden ziyade, neredeyse bütünüyle ağanın kendisini etkilemektedir. Sıradan köylüler için durum çok fazla değişmemektedir. Böylece, ağanın harcamaları köylülerinkinden sadece büyüklük itibariyle değil, çeşit itibariyle de büyük ölçüde farklıdır. Eski iktisadi ve toplumsal örgütlenme düşünüldüğünde bir çözülme olan böylesi bir farklılaşma, analizin geri kalan kısmında önemli bazı ilişkileri anlamamızı sağlayacaktır.”

*Önemli ağalar, misafirlerine pirinçten daha düşük değerli olan savar (bulgur pilavı) sunmamak için sıklıkla dışarıdan fazladan pirinç satın alırlar.

**Bu paranın miktarları hakkında Kürt kaynaklarından güvenilir bir bilgi elde etmek çok zordur. Şeyh Muhammed’in oğlu, babasının bir zamanlar, altın ve madeni paralardan oluşan üç bin sterlinin üzerinde bir servetinin olduğunu söylemişti. Şimdi ise, Şeyh Muhammed tüccar ve tefecilere borçlu duruma düşmüş.

(Rewanduz Kürtleri, Toplumsal ve İktisadi Örgütlenme, s.57, Edmund R. Leach, Aram Yayıncılık)