Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Hay tarafından yapılan gözlemlerle karşılaştırma

“Yukarıda Balik Kürtleri arasındaki siyasal örgütlenme ile akrabalık ilişkilerinin örgütlenmesi arasındaki bağlantıları göstermeye çalıştım. Sosyolojik yöntem üzerine bir yorum olarak belirtmek isterim ki, aynı ampirik olgular, akrabalık ilişkilerinin sosyolojik anlamı yeterince anlaşılmaksızın ele alındığında olacaklara bakmak çok ilginçtir. Aşağıdaki alıntılar ağanın konumunun Hay tarafından nasıl algılandığını açıklamaktadır.

Birinci alıntı yeterince mantıklıdır:

(s.65) Aşiret, dış saldırılara karşı üyelerini korumak ve eski ırksal gelenekler ve yaşam standartlarının devamlılığını sağlamak için var olan bir cemaat ya da cemaatler federasyonudur. Bazı aşiretlerin liderlikleri tanınmış liderleri yok iken diğer bazılarının birçok lideri bulunmaktadır.

İkincisi daha varsayımsaldır.

(s.65/66) Çeşitli aşiretlerde liderin konumu büyük bir çeşitlilik gösterir. Daha uzak olan dağlık bölgelerde, kendisine seve seve gösterilen itaatin en büyüğüne rağmen, şef aşiretin üyelerinden biri, birtakım askeri kahramanlıklar sonucu liderliği elde etmiş olan bir ailenin önde gelen mensubudur. Daha alçaklarda yaşayan aşiretlerde, aşiret lideri tamamen ayrı bir kasta mensuptur ve aşiret üyelerinkinden farklı bir sülaleden gelir. Görece büyük aşiretler birtakım kollara ayrılmıştır ve farklı aşiretlerde aynı adı taşıyan kollara rastlamak mümkündür. Bu demektir ki, söz konusu kollar toprağın asıl sahipleridir, şu anki liderler ise bu toprakları işgal etmiş, bu topraklara zorla el koymuş olan güçlü ailelerden gelmektedir. Dizayî Aşireti bu durum için gösterilebilecek iyi bir örnektir. Burada toprakların hemen hemen tamamı güçlü bir aliye aittir ve birkaç eski aşiret ağası ile önde gelen bazı kişiler hâlâ bu aşirete karşı güçlerin eşit olmadığı bir mücadele sürdürmektedir. Dizayî örneğinde lider bir toprak ağasıdır ve mevcut sistem bir aşiret örgütlenmesinden ziyade feodal bir örgütlenmedir.

Bölüm 1’de yorumlandığı gibi, evet, dağ etekleri ve ovalık alanlardaki cemaatlerde, ağaların sıklıkla köylülerinkinden daha farklı bir sülaleye mensup doğrudur. Önemli aşiret liderlerinin işgalci toprak ağaları olduğu ve taifaların ‘toprakların asıl sahipleri olduğu’ iddiası ise sadece bir hayalden ibarettir. Dizayî örneğinde aşiret kendisi ‘tek bir ailedir’ (taifa) ve toprak çoğunlukla Dizayî Aşireti ile hiçbir akbaralık ilişkisi bulunmayan, kasaba sakini toprak ağalarının elindedir. Ovalık alanlardaki cemaatler için geçerli olan ağa ile kiracı çiftçi arasındaki sülale farklılığı, aşirete dayalı örgütlenmelerin olduğu bölgeler için geçerli değildir. Örneğin aşağıdaki alıntı da çok anlamsızdır.

(Hay, s.42) Büyük aşiretlerin uzun nesiller önce kol gücü gerektiren işlerden tamamen uzaklaşmış ailelerden gelen ağaları, köylülerden daha soylu bir türdendirler.

Bu tür genellemeler birtakım hayret verici sosyoljik sonuçlara gidebiliyor.

(s.221) Bu köy (Merga, Harita 2), Şeyh Muhammed Ağa’nın ikamet ettiği Balik Bölgesi’ndeki Walaş Köyü’nün hemen altındadır. Bu köyde yaşayanların -yaklaşık elli aile- neredeyse hepsi Şeyh Muhammed Ağa’nın yakınlarıdır. Şefliğe layık bir soydan geldikleri için bu insanlar toprakları ekip biçmeyi onur kırıcı bir iş olarak görür. Bu yüzden, hayatlarını kazanmak için sadece iki araca sahiptirler. Sorun çıkarmamaları karşılığında aldığı maaşın büyük bir kısmını kendilerine ödeyen Şeyh Muhammed’i bur parazit gibi daha çok emmek ve Pers Yolu’ndan geçen kervanlardan geçiş parası almak veya bu kervanları yağmalamak.

Bu paragrafın en aydınlatıcı paragraf olduğunu  düşünüyorum, çünkü İngilizler’in Britanya İmparatorluğu’nu çevreleyen sınırlarda uygulayageldiği militarist pasifikasyon politikası tam da  böylesi gerekçeler üzerine bina edilmiştir. Sınırın hemen ötesindeki bu aşiret insanları her zaman kıraliyet himayesindeki masum köylülerin varını yoğunu yağmalamaya niyetli ‘gözü dönmüş haydut ve eşkıyalardır.’ Hay elbette bilerek, kasten yalan öslemiyor. O, yalnızca Merga Köyü’nü uzaktan görmüş ve yalnızca Şeyh Muhammed’in anlattığı şekliyle durumu kayda geçmiş. Şeyh Muhammed’in ise, bunları anlatırken İngiliz yöneticiden şantajla daha fazla para koparmaya çalıştığı gayet açıktır. Hatta muhtemelen, bu şikayet ettiği eşkıyalığın belirli bir kısmından, Şeyh Muhammed Ağa’nın kendisi bizzat sorumluydu. Bugün Merga Köyü, tüm bölgede en yaygın tarım yapılan köylerinden biridir ve zengin bir köy olarak kabul edilir. Savaşın tahribatı bölgenin tümündeki tarımsal işleyişi bir süreliğine bozmuş olsa da, köyün 1920’deki durumunun bugünkünden çok da farklı olduğunu varsaymak için hiçbir neden yok.

Bu söylediklerim, Merga köylüleri veya genelde Kürtler için özel bir mazeret uydurmak ya da savunma için söylemiyorum. Ancak artık kötülüklerinin gerçekte hangi boyutlarda olduğunun bilinmesinin vakti gelmişti. Kabul edilmeli ki, harici otoritenin kurulmasından önce birçok Kürt aşireti mümkün olan her fırsatta hiç tereddütsüz eşkıyalığa başvurabilirdi. Bu, aşiretler dünyasının, aşiretler arası yaşamın toplumsal bir kabul gören ve bizzat Kürtler’in kendi halk himayeleri ve geleneklerinde ısrarla vurgulanan bir boyutuydu. Ve fakat Kürtler’in hayatına dair resmi veya gayrı resmi bütün kayıtlarda karşımıza çıkan devasa çarpıtmanın o muazzam tahrifatın kaynağı tam da budur. Kürtler’e dair yazılanları okuyan biri eski zamanlarda Kürt topluluklarının çoğunda hayatın yalnızca yağma ve fidye üzerine kurulu olduğunu sanabilir. Hükümet içinse, halihazırdaki kültürel baskı ve sindirme politikalarını sürdürürken böylesi safsatalar besbelli ki çok kullanışlıdır. Fakat tarafsız bir gözlemci muhakkak ki, Kürtler’in eşkıyalığı hakkında anlatılan o gösterişli kahramanlık hikayelerinin büyük bölümünün bizzat Kürtler’in kendi tahayyül güçlerinin ürünü olduğunu fark etmemezlik edemez. Bu pencereden ve kendi ölçekleriyle bakıldığında söz konusu cengaverlik faaliyetleri tarımsal ekonominin normal aklı başında döngüsünün üstüne serpiştirilen aldatıcı güzellikte yaldızlar olmaktan öteye geçememiştir.”

(Rewanduz Kürtleri, Toplumsal ve İktisadi Örgütlenme, s.48, Edmund R. Leach, Aram Yayıncılık)