12- YÛSUF SÛRESİ
Mekke
döneminde inmiştir. 111 âyettir. Bu sûrede Yûsuf Peygamberin hayatta
karşılaştığı sıkıntılar ve bunlara sabrederek nasıl başarıya ulaştığı
anlatılmakta ve inananlar için faydalı öğütler, önemli mesajlar
verilmektedir. Kur’an’da baştan sona kadar bir tek konuyu anlatan tek sûre
budur.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1.
Elif Lâm Râ.
Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.
2.
Biz
onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
3.
Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha
önce sen bunlardan habersiz idin.
4.
Hani Yûsuf, babasına “Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi
ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı” demişti.
5.
Babası, şöyle dedi: “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana
tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.”
6.
“İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu
öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı
gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
7.
and
olsun, Yûsuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır.
8.
Kardeşleri dediler ki: “Biz güçlü bir topluluk
olduğumuz hâlde, Yûsuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir.
Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir.”
9.
“Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan
sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz.”
10.
Onlardan bir sözcü, “Yûsuf’u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın ki
geçen kervanlardan biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın” dedi.
11.
Babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden
güvenmiyorsun? Hâlbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz.”
12.
“Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz.”
13.
Babaları, “Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt
yer, diye korkuyorum.”
14.
Onlar da, “and olsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o
takdirde) biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz” dediler.
15.
Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona,
“and olsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini
sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
16.
(Yûsuf’u kuyuya bırakıp) akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.
17.
“Ey
babamız! Biz yarışa girmiştik. Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir
de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize
inanmazsın” dediler.
18.
Bir
de üzerine, sahte bir kan bulaştırılmış gömleğini getirdiler. Yakub dedi ki:
“Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen,
güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek de ancak
Allah’tır.”
19.
Bir
kervan gelmiş, sucularını suya göndermişlerdi. Sucu kovasını kuyuya salınca,
“Müjde! Müjde! İşte bir oğlan!” dedi. Onu alıp bir ticaret malı olarak
sakladılar. Oysa Allah, onların yaptıklarını biliyordu.
20.
Onu ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar.
Zaten ona değer vermiyorlardı.
21.
Onu
satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı
dokunur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yûsuf’u o yere (Mısır’a)
yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık.
Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
22.
Olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi
davrananları böyle mükâfatlandırırız.
23.
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek
istedi ve kapıları kilitleyerek, “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a
sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler
kurtuluşa eremezler” dedi.
24.
and
olsun, kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş
olsaydı, Yûsuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu
uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş
kullarımızdandı.
25.
İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf’un gömleğini arkadan yırttı. Kapının
yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin ailene kötülük
yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır.”
26.
Yûsuf, “O, benden arzusunu elde etmek istedi” dedi. Kadının ailesinden bir
şahit de şöyle şahitlik etti: “Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, kadın
doğru söylemiştir, o (Yûsuf) yalancılardandır.”
27.
“Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. O (Yûsuf) ise,
doğru söyleyenlerdendir.”
28.
Kadının kocası Yûsuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce, dedi ki:
“Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağıdır. Şüphesiz sizin tuzağınız çok
büyüktür.”
29.
“Ey
Yûsuf! Sen bundan sakın kimseye bahsetme. (Ey Kadın,) sen de günahının
bağışlanmasını dile. Çünkü sen günah işleyenlerdensin.”
30.
Şehirde birtakım kadınlar, “Aziz’in karısı, (hizmetçisi olan) delikanlısından
murad almak istemiş. Ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz onu açık bir
sapıklık içinde görüyoruz” dediler.
31.
Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı.
(Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her
birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a, “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar
Yûsuf’u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Hâşâ!
Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler.
32.
Bunun üzerine kadın onlara dedi ki: “İşte bu, beni hakkında kınadığınız
kimsedir. and olsun, ben ondan murad almak istedim. Fakat o, iffetinden dolayı
bundan kaçındı. and olsun, eğer emrettiğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak
ve zillete uğrayanlardan olacak.”
33.
Yûsuf, “Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni dâvet ettiği şeyden daha
sevimlidir. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, onlara meyleder ve
cahillerden olurum” dedi.
34.
Rabbi, onun duasını kabul etti ve kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı.
Şüphesiz ki O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
35.
Sonra onlar, Yûsuf’un suçsuzluğunu ortaya koyan delilleri gördükten sonra yine
de mutlaka onu bir süre zindana atmayı uygun buldular.
36.
Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, “Ben rüyamda şaraplık
üzüm sıktığımı gördüm” dedi. Diğeri, “Ben de rüyamda başımın üzerinde,
kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver.
Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz” dedi.
37.
Yûsuf dedi ki: “Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu
bildiririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah’a inanmayan ve
ahireti inkâr eden bir milletin dinini bıraktım.”
38.
“Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Bizim, Allah’a herhangi bir
şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir
lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler.”
39.
“Ey
zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı ilâhlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hâkimiyet
sahibi olan tek Allah mı?”
40.
“Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere
(düzmece ilâhlara) tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil
indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye
tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu
bilmezler.”
41.
“Ey
zindan arkadaşlarım! (Rüyanızın yorumuna gelince,) biriniz efendisine şarap
sunacak, diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Yorumunu
sorduğunuz iş böylece kesinleşmiştir.”
42.
Yûsuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, “Efendinin yanında beni an”,
dedi. Fakat şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o,
birkaç yıl daha zindanda kaldı.
43.
Kral, “Ben rüyamda yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yediğini; ayrıca yedi
yeşil başak ve yedi de kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya
yorumluyorsanız, rüyamı bana yorumlayın” dedi.
44.
Dediler ki: “Bunlar karma karışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu
bilmiyoruz.”
45.
Zindandaki iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zamandan sonra (Yûsuf’u)
hatırladı ve, “Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana)
gönderin” dedi.
46.
(Zindana varınca), “Yûsuf! Ey doğru sözlü! Rüyada yedi semiz ineği yedi zayıf
ineğin yemesi, bir de yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak hakkında bize
yorum yap. Ümid ederim ki (vereceğin bilgi ile) insanlara dönerim de onlar da
(senin değerini) bilirler” dedi.
47.
Yûsuf dedi ki: “Yedi yıl âdetiniz üzere ekin ekeceksiniz. Yiyeceğiniz az bir
miktar hariç, biçtiklerinizi başağında bırakın.”
48.
“Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelecek, saklayacağınız az bir miktar
hariç bu yıllar için biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek.”
49.
“Sonra bunun ardından insanların yağmura kavuşacağı bir yıl gelecek. O zaman
(bol rızka kavuşup) şıra ve yağ sıkacaklar.”
50.
Kral, “Onu bana getirin” dedi. Elçi, Yûsuf’a gelince (Yûsuf) dedi ki:
“Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların derdi ne idi, diye sor. Şüphesiz
Rabbim onların hilesini hakkıyla bilendir.”
51.
Kral, kadınlara, “Yûsuf’tan murad almak istediğiniz zaman derdiniz ne idi?”
dedi. Kadınlar, “Hâşâ! Allah için, biz onun bir kötülüğünü bilmiyoruz”
dediler. Aziz’in karısı ise, “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ondan ben murad almak
istedim. Şüphesiz Yûsuf doğru söyleyenlerdendir” dedi.
52.
(Yûsuf), “Benim böyle yapmam, Aziz’in; yokluğunda, benim kendisine hainlik
etmediğimi ve Allah’ın, hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını
bilmesi içindi” dedi.
53.
“Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis
aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok
merhamet edendir” dedi.
54.
Kral, “Onu bana getirin, onu özel olarak yanıma alayım”, dedi. Onunla
konuşunca dedi ki: “Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve
güvenilir bir kişisin.”
55.
Yûsuf, “Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu
ve bilgili bir kişiyim” dedi.
56.
Böylece Yûsuf’a, dilediği yerde oturmak üzere ülkede imkân ve iktidar verdik.
Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükâfatını zayi
etmeyiz.
57.
Elbette ki, ahiret mükâfatı, inananlar ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar
için daha iyidir.
58.
(Derken) Yûsuf’un kardeşleri çıkageldiler ve yanına girdiler. Yûsuf onları
tanıdı, onlar ise Yûsuf’u tanımıyorlardı.
59.
Yûsuf, onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: “Sizin baba bir kardeşinizi de
bana getirin. Görmüyor musunuz, ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafir
ağırlayanların en iyisiyim.”
60.
“Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek tek ölçek
(zahire) bile yoktur ve bir daha da bana yaklaşmayın.”
61.
Dediler ki: “Onu babasından isteyeceğiz ve muhakkak bunu yaparız.”
62.
Yûsuf, adamlarına dedi ki: “Onların ödedikleri zahire bedellerini yüklerinin
içine koyun. Umulur ki ailelerine varınca onu anlarlar da belki yine dönüp
gelirler.”
63.
Onlar, babalarına döndüklerinde, “Ey babamız! Bize artık zahire verilmeyecek.
Kardeşimizi (Bünyamin’i) bizimle gönder ki zahire alalım. Onu biz elbette
koruruz” dediler.
64.
Yakub onlara, “Onun hakkında size ancak, daha önce kardeşi hakkında güvendiğim
kadar güvenebilirim! Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en
merhametlisidir” dedi.
65.
Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. “Ey
babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri verilmiş.
Onunla yine ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü
zahire de fazladan alırız. Çünkü bu getirdiğimiz az bir zahiredir” dediler.
66.
Babaları, “Kuşatılıp çaresiz durumda kalmanız hariç, onu bana geri
getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle
göndermeyeceğim” dedi. Ona güvencelerini verdiklerinde, “Allah
söylediklerimize vekildir” dedi.
67.
Sonra da, “Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin,
ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden
uzaklaştıramam. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim.
Tevekkül edenler de yalnız O’na tevekkül etsinler” dedi.
68.
Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu,
Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakub,
içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz
için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
69.
Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde; o, kardeşi Bünyamin’i yanına bağrına bastı ve
(gizlice) “Haberin olsun ben senin kardeşinim, artık onların yaptıklarına
üzülme” dedi.
70.
Yûsuf, onların yüklerini hazırlatırken su kabını kardeşinin yüküne koydurdu.
Sonra da bir çağırıcı şöyle seslendi: “Ey kervancılar! Siz hırsızsınız.”
71.
Yûsuf’un kardeşleri onlara dönerek, “Ne yitirdiniz?” dediler.
72.
Onlar, “Hükümdar’ın su kabını yitirdik. Onu getirene bir deve yükü ödül var.
Ben buna kefilim” dediler.
73.
Dediler ki: “Allah’a and olsun, siz de biliyorsunuz ki biz bu ülkede fesat
çıkarmaya gelmedik, hırsız da değiliz.”
74.
Onlar, “Eğer yalancı iseniz, hırsızlığın cezası nedir?” dediler.
75.
Onlar da: “Cezası, su kabı kimin yükünde bulunursa, o kimsenin kendisi(nin
alıkonması) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız” dediler.
76.
Bunun üzerine Yûsuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya
başladı. Sonra su kabını kardeşinin yükünden çıkardı. İşte biz Yûsuf’a böyle
bir plan öğrettik. Yoksa kralın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı. Ancak
Allah’ın dilemesi başka. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz.
Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.
77.
Dediler ki: “Eğer o çalmışsa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı.” Yûsuf,
bunu içinde sakladı ve onlara belli etmedi. İçinden, “Siz kötü bir
durumdasınız; anlattığınızı Allah çok daha iyi biliyor” dedi.
78.
Onlar, Yûsuf’a: “Ey güçlü vezir! Bunun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine
bizden birini alıkoy. Şüphesiz biz senin iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz”
dediler.
79.
Yûsuf, “Malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmaktan Allah’a
sığınırız. Şüphesiz biz o takdirde zulmetmiş oluruz” dedi.
80.
Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara
çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın Allah adına sizden söz aldığını,
daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam
bana izin verinceye veya Allah, hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla
ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”
81.
“Siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti,
biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı
(oğlunun hırsızlık edeceğini) bilemezdik.”
82.
“Bulunduğumuz kent halkına ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Şüphesiz
biz doğru söyleyenleriz.”
83.
Yakub, “Nefisleriniz sizi bir iş yapmağa sürükledi. Artık bana düşen, güzel
bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O, hakkıyla
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi.
84.
Onlardan yüz çevirdi ve, “Vah! Yûsuf’a vah!” dedi ve üzüntüden iki gözüne ak
düştü. O artık acısını içinde saklıyordu.
85.
Oğulları, “Allah’a yemin ederiz ki, sen hâlâ Yusuf’u anıp duruyorsun. Sonunda
üzüntüden eriyip gideceksin veya helâk olacaksın” dediler.
86.
Yakub, “Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah’a arz ederim. Ben, Allah tarafından
sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” dedi.
87.
“Ey
oğullarım! Gidin Yûsuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit
kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini
kesmez.”
88.
Bunun üzerine (Mısır’a dönüp) Yûsuf’un yanına girdiklerinde, “Ey güçlü vezir!
Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu. Değersiz bir sermaye ile geldik.
Zahiremizi tam ölç, ayrıca bize sadaka ver. Şüphesiz Allah, sadaka verenleri
mükâfatlandırır” dediler.
89.
Yûsuf dedi ki: “Siz (henüz) cahil kimseler iken Yûsuf ve kardeşine neler
yaptığınızı biliyor musunuz?”
90.
Kardeşleri, “Yoksa sen, sen Yûsuf musun?” dediler. O da, “Ben Yûsuf’um, bu da
kardeşim. Allah, bize iyilikte bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve
sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez” dedi.
91.
Dediler ki: “Allah’a and olsun, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı.
Gerçekten biz suç işlemiştik.”
92.
Yûsuf dedi ki: “Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O,
merhametlilerin en merhametlisidir.
93.
Bu
gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun ki, gözleri açılsın ve bütün
ailenizi bana getirin” dedi.
94.
Kervan (Mısır’dan) ayrılınca babaları, “Bana bunak demezseniz, şüphesiz ben
Yûsuf’un kokusunu alıyorum” dedi.
95.
Onlar da, “Allah’a yemin ederiz ki sen hâlâ eski şaşkınlığındasın” dediler.
96.
Müjdeci gelip gömleği Yakub’un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakub, “Ben
size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?”
dedi.
97.
Oğulları, “Ey babamız! Allah’tan suçlarımızın bağışlanmasını dile. Biz
gerçekten suçlu idik” dediler.
98.
Yakub, “Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz O, çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.
99.
(Mısır’a gidip) Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde; Yûsuf ana babasını bağrına
bastı ve “Allah’ın iradesi ile güven içinde Mısır’a girin” dedi.
100.
Ana
babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yûsuf’a) saygı ile eğildiler.
Yûsuf dedi ki: “Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur.
Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan
sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok
iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler
sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
101.
Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey
gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı
müslüman olarak al ve beni iyilere kat.”
102.
İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile
bildiriyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen
onların yanında değildin.
103.
Sen
ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.
104.
Hâlbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an)
âlemler içinde ancak bir öğüttür.
105.
Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan
yüzlerini çevirerek geçerler.
106.
Onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak
inanırlar.
107.
Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya
onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi
oldular?
108.
De
ki: “İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız.
Allah’ın şanı yücedir. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”
109.
Biz
senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım
erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden
önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret
yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı
kullanmıyor musunuz?
110.
Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hâle gelip yalanlandıklarını
düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler
kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
111.
and
olsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an,
uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her
şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir
rahmettir.
13- RA'D SÛRESİ
Mekke
döneminde inmiştir. 43 âyettir. Sûre, adını 13. âyette geçen “Ra’d”
kelimesinden almıştır. “Ra’d” gök gürültüsü demektir. Sûrede başlıca
Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilmek ve hesap ile
müşriklerin İslâm hakkında ortaya attıkları şüpheler konu edilmektedir.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1.
Elif Lâm Mîm Râ.
İşte bunlar Kitab’ın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen gerçektir, fakat
insanların çoğu inanmazlar.
2.
Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk
olmadan yükselten, sonra Arş’a
kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır. Bunların hepsi belli bir zamana
kadar akıp gitmektedir. O, her işi (hakkıyla) düzenler, yürütür, âyetleri ayrı
ayrı açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.
3.
O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler
meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır.
O, geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın
varlığını gösteren) deliller vardır.
4.
Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten
çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile
sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz.
Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren)
deliller vardır.
5.
Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak olan onların, “Biz toprak olunca yeniden mi
yaratılacakmışız?” demeleridir. İşte bunlar Rablerini inkâr edenlerdir. İşte
onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır ve işte onlar
cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
6.
Bir
de senden, iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan
önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin, insanların
zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı pek
şiddetlidir.
7.
İnkâr edenler, “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” diyorlar. Sen ancak
bir uyarıcısın. Her kavim için de bir yol gösteren vardır.
8.
Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği
şeyi bilir. Her şey O’nun katında bir ölçü iledir.
9.
O,
gaybı da görülen âlemi de bilendir, çok büyüktür, çok yücedir.
10.
(O’na göre) içinizden sözü gizleyen ile açığa vuran, geceleyin gizlenenle
gündüz ortaya çıkan eşittir.
11.
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler
vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar.
Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu
değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez.
Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.
12.
O,
korku ve ümit vermek için size şimşeği gösterendir, yağmur yüklü bulutları
meydana getirendir.
13.
Gök
gürlemesi O’na hamd ederek tespih eder. Melekler de O’nun korkusundan tespih
ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah
hakkında mücadele ediyorlar. Hâlbuki O, azabı çok şiddetli olandır.
14.
Gerçek dua ancak O’nadır. O’ndan başka
yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı hâlde,
ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği
kadar cevap verirler. Kâfirlerin duası daima boşa çıkar.
15.
Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah
akşam Allah’a boyun eğer.
16.
De
ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” “Allah’tır” de. De ki: “O'nu bırakıp da
kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı
edindiniz?” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık
bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da
bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki:
“Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir.”
17.
O,
gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan
köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek için
ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. İşte Allah, hak ile batıla
böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise
yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir.
18.
Rablerinin emrine uyanlar için mükâfatın en güzeli vardır. Ona uymayanlar ise,
yeryüzünde olan her şey ve onun yanında bir katı daha kendilerinin olsa,
kurtulmak için hepsini kurtuluş fidyesi olarak verirlerdi. İşte hesabın kötüsü
bunlar içindir. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır!
19.
Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör
gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar.
20.
Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.
21.
Onlar, Allah’ın riâyet edilmesini emrettiği haklara riâyet eden, Rablerine
saygı besleyen ve kötü hesaptan korkanlardır.
22.
Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan,
kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan
ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun
iyi sonucu vardır.
23.
Bu
sonuç da Adn cennetleridir. Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi
olanlarla beraber oraya girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına
girerler (ve şöyle derler):
24.
“Sabretmenize karşılık selâm sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne
güzeldir!”
25.
Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın
korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde
fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de
onlaradır.
26.
Allah, rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya
hayatı ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir
yararlanmadan ibarettir.
27.
İnkâr edenler diyorlar ki: “Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir mucize indirilseydi
ya!” De ki: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru
yola eriştirir.”
28.
Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki,
kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.
29.
İnanan ve salih amel işleyenler için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri vardır.
30.
(Ey
Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir
ümmete gönderdik ki, onlar Rahmân’ı inkâr ederken sana vahyettiğimizi
kendilerine okuyasın. De ki: “O, benim Rabbimdir. O’ndan başka hiçbir ilâh
yoktur. Ben yalnız O’na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O’nadır.”
31.
Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin
konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat
bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi
bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar,
inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket
gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği
sözden dönmez.
32.
and
olsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkâr edenlere bir
süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam
nasılmış!
33.
Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkâr edilir mi? Hâlbuki onlar,
Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz
(bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız,
yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?” Hayır, inkâr edenlere hileleri güzel
gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa artık
onu doğru yola iletecek yoktur.
34.
Onlara dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise daha ağırdır ve
onları Allah’ın azabından koruyacak kimse de yoktur.
35.
Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dolunan cennetin durumu şudur: Onun
içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu, Allah’a
karşı gelmekten sakınanların sonudur. İnkâr edenlerin sonu ise ateştir.
36.
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen Kur’an ile sevinirler.
Fakat (senin aleyhinde olan) gruplardan onun bir kısmını inkâr edenler de
vardır. De ki: “Ben ancak Allah’a kulluk etmek ve O’na ortak koşmamakla
emrolundum. Ben yalnız O’na çağırıyorum ve dönüşüm de yalnız O'nadır.”
37.
Böylece biz onu (Kur’an’ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu
ilimden sonra eğer sen onların heva ve heveslerine uyarsan, Allah tarafından
senin için ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu.
38.
And
olsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar
verdik. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mucize getiremez. Her
ecelin (vadenin) bir yazısı vardır.
39.
Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i
Mahfuz) O’nun yanındadır.
40.
Onlara va’dettiğimiz azabın bir kısmını sana
göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ
etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.
41.
Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi
görmediler mi? Allah, hükmeder. O’nun hükmünü bozacak hiçbir kimse yoktur. O,
hesabı çabuk görendir.
42.
Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Bütün tuzaklar Allah’a aittir. O, her
nefsin kazandığını bilir. İnkâr edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait
olduğunu bileceklerdir.
43.
İnkâr edenler, “Sen peygamber değilsin” diyorlar. De ki: “Benimle sizin
aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur’an) bilgisi
bulunanlar yeter.”
14- İBRÂHİM SÛRESİ
Mekke
döneminde inmiştir. 52 âyettir. İçinde Hz. İbrahim’den ve ailesinden söz
edildiği için bu adı almıştır. Sûrede başlıca imanın temel konuları olan
Allah’a iman, peygamberlere iman, öldükten sonra dirilme ve hesap ele
alınmaktadır.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1,2.
Elif Lâm Râ.
Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç
sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan
Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan
dolayı vay kâfirlerin hâline.
3.
Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan çevirip onu
eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık
içindedirler.
4.
Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara
(Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini
de doğru yola iletir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
5.
and olsun, Mûsâ’yı da, “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara
Allah’ın (geçmiş milletleri cezalandırdığı) günlerini hatırlat” diye
âyetlerimizle gönderdik. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için
ibretler vardır.
6.
Hani Mûsâ kavmine, “Allah’ın size olan nimetini anın. Hani O sizi, Firavun
ailesinden kurtarmıştı. Onlar sizi işkencenin en ağırına uğratıyorlar,
oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. İşte bunda size
Rabbinizden büyük bir imtihan vardır” demişti.
7.
Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “and olsun, eğer şükrederseniz elbette size
nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok
şiddetlidir.”
8.
Mûsâ, şöyle dedi: “Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz de
gerçek şu ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye lâyık olandır.”
9.
Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki
onları Allah’tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri
mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini
ağızlarına götürüp, “Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz. Bizi çağırdığınız
şeyden de derin bir şüphe içindeyiz” dediler.
10.
Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var?
(Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek
için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece birer
insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse
bize apaçık bir delil getirin” dediler.
11.
Peygamberleri, onlara dedi ki: “Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat
Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah’ın izni
olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü’minler ancak
Allah’a tevekkül etsinler.”
12.
“Allah, bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, biz ne diye O’na tevekkül
etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler,
yalnız Allah’a tevekkül etsinler.”
13.
İnkâr edenler, peygamberlerine; “and olsun, ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız,
ya da bizim dinimize dönersiniz” dediler. Rableri de onlara şöyle vahyetti:
“Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz.”
14.
“Onlardan sonra sizi elbette o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve
tehdidimden sakınan kimseler içindir.”
15.
Peygamberler, Allah’tan yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı.
16.
Hüsranın ardından da cehennem vardır. Orada kendisine irinli su içirilecektir.
17.
Onu yudumlamaya çalışacak fakat boğazından geçiremeyecektir. Ona her yönden
ölüm gelecek fakat ölmeyecek, arkasından da şiddetli bir azap gelecektir.
18.
Rablerini inkâr edenlerin durumu şudur: Onların işleri, fırtınalı bir günde
rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. (Dünyada) kazandıkları hiçbir şeyin (ahirette)
yararını görmezler. İşte bu, derin sapıklıktır.
19.
Allah’ın, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattığını görmedin mi?
Dilerse sizi giderir ve yeni bir halk getirir.
20.
Bu, Allah’a hiç de güç gelmez.
21.
İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara
diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun,
Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi
doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak
da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur”
derler.
22.
İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz
verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak
bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O
hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de
beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak
koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.”
23.
İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedî kalacakları ve
içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri
“selâm”dır.
24.
Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü
sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.
25.
Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah
insanlara misaller getirir.
26.
Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü
bir ağacın durumu gibidir.
27.
Allah, iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sabit bir sözle
sağlamlaştırır,
zalimleri ise saptırır. Ve Allah dilediğini yapar.
28,29.
Allah’ın nimetini küfre değişenleri ve kavimlerini helâk yurduna,
yaslanacakları cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? O, ne kötü duraktır!
30.
Allah’ın yolundan saptırmak için O’na ortaklar koştular. De ki: “Bir süre daha
faydalanın. Çünkü varışınız ateşedir.”
31.
İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve
dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak
verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.
32.
Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık
olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri
emrinize veren, nehirleri de hizmetinize sunandır.
33.
O, âdetleri üzere hareket eden güneşi ve ayı sizin hizmetinize sunan, geceyi
ve gündüzü sizin emrinize verendir.
34.
O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini
saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.
35.
Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı
putlara tapmaktan uzak tut.”
36.
“Rabbim! Çünkü o putlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana
uyarsa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, şüphesiz sen çok bağışlayan,
çok merhamet edensin.”
37.
“Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında
ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için
(böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir,
onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler.”
38.
“Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin.
Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”
39.
“Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail’i ve İshak’ı veren Allah’a mahsustur.
Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.”
40.
“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler
yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.”
41.
“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.”
42.
Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak
gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.
43.
O gün başlarını dikerek (çağırıldıkları yere doğru) koşarlar. Gözleri
kendilerine bile dönmez, kalpleri de bomboştur.
44.
(Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün
zalimler, “Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına
uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim” diyecekler. Onlara şöyle denilecek:
“Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?”
45.
“Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size
belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.”
46.
Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı. Tuzakları yüzünden dağlar yerinden
oynayacak olsa bile, tuzakları Allah katındadır (Allah, onu bilir).
47.
Sakın Allah’ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Şüphesiz
Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
48.
O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar
bir ve kahhar (her şeyin üzerinde yegâne hâkim) olan Allah’ın huzuruna
çıkarlar.
49.
O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
50.
Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini de ateş bürüyecektir.
51.
Allah, herkese kazandığının karşılığını vermek için böyle yapar. Şüphesiz
Allah, hesabı çabuk görendir.
52.
Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler
ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.
15- HİCR SÛRESİ
Mekke
döneminde inmiştir. 99 âyettir. Sûre, adını 80. âyette geçen “Hicr”
kelimesinden almıştır. Hicr, Medine’nin kuzeyinde vaktiyle Semûd kavminin
yaşadığı bir yerin adıdır. Sûrede başlıca Allah’ın birliği, peygamberlik,
öldükten sonra dirilme ve hesap konuları; peygamberlerin, çeşitli zamanlarda
azgınlara ve inkârcılara karşı verdikleri mücadeleler çerçevesinde ele
alınmaktadır. Bu sûrede ayrıca ilâhî kitapların kendisiyle kemale erdiği
Kur’an’ın, her türlü tahriften korunacağı hükmü de yer almaktadır.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1.
Elif Lâm Râ.
Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir.
2.
İnkâr edenler, “Keşke müslüman olsaydık” diye çok arzu edeceklerdir.
3.
Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları
oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.
4.
Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti)
vardır.
5.
Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.
6.
Dediler ki: “Ey kendisine Zikir (Kur’an) indirilen kimse! Sen mutlaka
delisin!”
7.
“Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!”
8.
Biz, melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara
mühlet verilmez.
9.
Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette
biziz.
10.
Ey Muhammed! and olsun, senden önceki topluluklara da pey