Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Vişnucu mezhepler nelerdir?

“Bhagavatalar ya da ‘Ermiş sofular’ın eski töreyi koruyan Vişnucular oldukları düşünülür. Ancak, çeşitli yerlerde terimin Vişnuculuğun özel bir biçimini belirttiği görülebilir. Marathi bölgesinin bhaktaları ya da sofuları olan Bhagavatalar, 13.yüzyılın sonundan beri, edebiyatta sofuluk aşkını temsil eder; tanrı Vitthal ya da Vithoba ile eşlerine yönelmiş, vaaz türünde ilahiler, ‘övgüler’ ya da abhanglar söyler. Halk geleneklerini çağdan çağa taşıyan bu Marathi bhaktalarına günümüzde hâlâ rastlanmaktadır.

Başucu kitabı olarak eskinin Bhagavata-Puranası’nı, bağdaştırmacı sofuluğu benimsemişlerdir. Aralarında umut şarkıcıları Haridasilerin de bulunduğu Bhagavatalar, gerçek mezheplerden çok bağımsız tarikatlar oluşturmuşlardır. Marathi bölgesinin dışındaki bhaktalar, genellikle belirli mezheplere bağlıdırlar.

Bhagavatalar ile Pancaratraların (bu adın kökeni belirsizdir) arasındaki tarihsel bağı kavramak oldukça güçtür. Pancaratralar, Samhitalar terimi altında toplanan Vişnucu kutsal kitabın geçmişteki temsilcileri gibi görünmektedirler. Kuzey Hindistan’da gelişen ve gerçek anlamda Vişnucu Tanrıbilimi, ritüeli, örgütlenmeyi kuran Samhitalar kültürünün 7.yüzyıla dek inebileceği düşünülür.

Vişnu, Vasudeva ve Narayana’nın yüzlerini takınmış, hem içkin hem de aşkın özel bir ‘yüce brahman’ ilkesi öne sürer. Evren, bu yüce ilkeye bağlı bir çakti ya da ‘enerji’ olarak düşünülmüştür. Kozmogoni kurgusu, brahmanın niteliklerinden doğan ve birbirini kesintisiz biçimde izleyen ‘yaratılış’ dizilerine yol açan uyuhalar ya da ‘kısmî yayılma’ kuramı ile ayrıca gelişmiştir. Esenliğe ilişkin çeşitli savlar vardır. Mezhebe giriş töreni beş aşamada gerçekleştirilir.

Pancaratra, yalnızca bir öğretiler topluluğu olduğundan ondan doğan hareketler de kesinlikle mezhep niteliği taşımışlardır. Doğal gelişimine Tamil ülkesinde ulaşan Çrivaişnava ‘Vişnu ve karısı Çri’ye (bağlanma)’ hareketi, Şivacı Agamalar’a göre Çaivasiddhanta idi. Çrivaişnavacılığın ilk ustaları Alvarlar, iman aşkını Vişnucu renkle belirginleştirdiler; halk tipi anlatmalı edebiyatı ve ilahi edebiyatını yarattılar.

Ancak, kökeni belki de 9.yüzyıla dayanan hareket, gerçek kimliğine Ramanuja ile kavuşmuştur. Vişnuculuğun felsefe alanındaki ilk büyük adı olan Ramanuja, 11.yüzyılda Madras bölgesinde doğmuştur. Nitelikli brahman kavramına dayalı bir Vedanta biçimi, yani nitelikleri olan, ruhları ve nesneleri kapsayan kişisel bir tanrı biçimi oluşturmuştur. Yine kısmen zihinsel doğrultuda bir tapınma savı gelişmiş, prapatti kavramına da el atmıştır. Çankara’ya karşı tepki sonucunda gelişen, Vedanta ile mezhep sofuluğu arasındaki karşılıklı ilişki, onun döneminde ortaya çıkmıştır. Çrivaişnavalar yalnız Vişnu’ya tapar; beslenme ve kast ile brahman olmaları zorunlu tutulan ustalara ilişkin katı kuralları vardır.

Hareket, varlığını Güney Hindistan’da sürdürmüş; Ramanuja’dan sonra genel Hinduizm’in kimi değerlerine kısmen geri dönmüştür. Bu, tanrısal lütuf konusunda köktenci savları benimseyen Güney Okulu’nun karşıtı tutucu Kuzey Okulu’nda bir tür dinden sapma anlamına gelir.

Kuzey Okulu’nun belirgin niteliği ‘maymun yöntemi’dir: Tıpkı, tehlike anında küçük maymunun annesine sımsıkı sarılma çabası ve böylece kurtulması gibi, kişisel çabanın etkili olduğu düşünülür. Öteki ise, ‘kedi yöntemi’nin temsilcisidir: Anne kedi, yavrularını enselerinden yakalayarak onlarıkurtarır. Burada, yavruların kurtulmak için bir girişimde bulunmaları gerekmez. Ramanujalar (Ramanuja müritleri) bugün bile, Tamil bölgesinde kalabalık bir topluluk oluştururlar. Sanskrit ve Tamil dillerinde yazılmış önemli bir edebiyata sahiptirler.

Ramanandiler, Vişnuculukta bir yenilik rüzgârı estirmişlerdir. Çrivaişnava’ya bağlı önderleri Ramananda (15.yüzyıl?), beslenme ve kasta ilişkin kuralları yumuşatmış; yerel dillere önem vererek dinde Sanskritçe kullanımını kaldırmış ve oldukça kapsamlı bir demokrasi akımı başlatmıştır. Ayrıca, disiplinde bir dereceye kadar ılımlı bir keşişler topluluğu, vairaginler, kurmuştur. Çrivaişnavalar’ın ana savlarını koruyan Ramananda, felsefe ve Tanrıbilim ile az çok uğraşmıştır. Ancak Rama adıyla karşımıza çıkan yüce tanrı yeni bir olgudur: Bu, tarihte kesin biçimde Ramacı olarak varlık gösteren ilk mezheptir.

Ramanandiler, 15.yüzyıldan itibaren az çok dolaysız şekilde, çeşitli mezheplerden çıkan ve gidişini, yenilikçi akımlara göre belirleyen mezhepler oluşturmuşlardır. Hinduizm’in, yalnız temel olgularına tutunarak toplumsal ve ahlaksal amaçlar üstünde durmuşlardır. Bunlardan özellikle Kabirpanthiler, 16.yüzyılda önce, yavaş yavaş ortak uygulamalara dönmüşler; sonra da önderleri Kabir’in etkisiyle kastlarla mezhepler arasında simgesiz, tiktanrıcılık temeline dayanan bir uzlaştırma kurmaya yönelmişlerdir. Kabir’de bulunduğu düşünülen sufi etkisi (gerçekte Müslümanlardan edindiği), bu seçmeci öğretinin, mezhebin ‘kurallar’ını düzenleyen sayısız dizesine yansımıştır.

Kısmen Kabîr hareketinden türeyen Sihler, kararsız ve değişken bir yapı göstermelerine karşın, Hinduizm’in sınırlarını aşmışlardır.

Sih Hareketi Lahorlu bir Pencabi olan Nânak (1469-1538) tarafından örgütlenmiş ve önemli ölçüde geliştirilmiştir. Mezhep, özel ritlerin bir kısmını hâlâ korur; Vedanta’nın kamutanrıcılığını, iman aşkını, guru ya da ‘ruhsal usta’ kültünü benimser. Büyük oranda ilahilerden oluşan edebiyatı, Kabîr ile İslâm bağnazlığının çifte etkisini yansıtır. Nânak’ı izleyen dokuz usta, mezhep ilahilerinin çeşitli bölümlerini litürjiye ilişkin parçalarla genişleterek tamamlamışlar ve Hindu dilinde yazılmış (Pencabi dilinde bölümler de vardır) geniş bir derleme olan Soylu Kitap (Granthi) adı altında toplamışlardır. Bu, Sihler’in kutsal kitabıdır.

Ancak, hareketin özgünlüğü dinsel olaylardan çok siyasal yöneliminden kaynaklanır. Bu yönelim doğrultusunda khalsa adıyla anılan yönetici, dine dayalı ve askeri bir kast kurulur: Olağan kültün yerini Granth kültü ve yiğitlik alır; Müslümanlar’a karşı sürekli bir savaş ilan edilir; mezhebe girişte bir tür vaftiz uygulaması başlatılır.

Bu, özellikle onuncu guru olan Govind (1675-1708) tarafından gerçekleştirilmiştir. Ardılı Banda (ölümü 1716), öylesine aşırılıkçı bir tutum izlemiştir ki, neredeyse bir dinden sapma eylemi başlatmıştır. Bölünmeler, alt kolların ortaya çıkışıyla sonuçlanmıştır. 18.yüzyıldan itibaren Sih hareketi dinden çok siyasal tarihi ilgilendirir. Resmi kült tümüyle ‘softa’ kalırken, başkaları gibi Gurudvaralar ya da Guru kapıları’nda da okumalar ve kutsal kitaptan şarkılarla birlikte Hindu gelenekleri yeniden uygulamaya konur, özel konutlarda tanrı imgeleri yeniden ortaya çıkar. Sihler’in, ruhsal ve güncel sorunları çözüme bağlayan bir konsilleri vardır.

Günümüzde de varlığını sürdüren mezhep Pencap’ta gelişme göstermiştir. 1947’de Hindistan ile Pakistan’ın ayrılması sırasında çıkan ayaklanmalarda şiddetli darbeler yemiş; ‘Altın Tapınak’ın kurulduğu, Sihler’in kutsal kenti Amritsar ağır biçime yıkıma uğramış ve Sih cemaati, Hindu ülkesinin her köşesine dağıtılmıştır.

Geri kalan Vişnucu mezheplerin ortak özelliği olarak iman aşkını benimsemiş birçok öteki mezhep gibi, belki de eski Bhagavatalar’la bir ilişkisi vardır. Öğreti bakımından Vedanta’nın bağımsız yorumlarını yapmışlardır.

Anılan mezheplerden en eskisi, kurucuları Madhva’nın adıyla anılan Madhvalar’dır. Bundan başka Kannaralı bilgin Anandatirtha (13.yüzyıl), dolaysız tanrı sezgisi yoluyla edinilen Esenlik kavramını ortaya atmıştır. Kurgu, Ramanuja’dakine yakın olmakla birlikte daha seçmecidir; burada öne sürülen sonsuz cehennem (Hindistan’da çok ender rastlanır), duyumsal mutluluk sağlayan cennet savı, özellikle dikkat çekmektedir. Felsefe yönünden ise, kusursuz bir ikicilik örneği oluşturur: Karşısında, hem her yerde hazır olan Vişnu bulunur hem de ruhlar ve madde. Mezhebin çilecileri Çankaracı yöntemleri uygularlar.

Güneyde hâlâ varlığını sürdüren öğreti, halk katmanlarına oranla aydın kesimde daha çok yandaş bulmuştur. Güneyde, aynı adı taşıyan usta tarafından 13.yüzyılda kurulduğu sanılan Vişnusvaminler, Madhvalara yakın bir anlayışın temsilcisidirler. Ancak mezhep, 15.yüzyılda Vallabha adlı bir Telugu bilgininin örgütlediği Vallabhalar ya da Vallabhacaryalar arasında eriyip gitmişlerdir. Vallabha, felsefe alanında, dünyanın, Mutlak’taki bir iç değişim ile ortaya çıktığını benimseyen ‘saf’ ikici olmayan anlayışa geri dönmüştür. Geliştirdiği iman aşkı kuramında, Esenliğe ulaşmak için iki yol bulunduğunu öne sürer. Sınır denilen yol kişisel çaba gerektirir, ‘gelişme’ ise tümüyle tanrısal lütfa bağlıdır. Krişna’ya yönelmiş kültte tanrının kendisi kadar, mezhebin gurusuna, ruhsal önderine de tapınılır. Çünkü o, tanrı-çoban Krişna ile özdeştir; kurucusunun erkek soyundan geldiği için, anılan sanı kalıtsal yoldan taşıma hakkına sahiptir. Bu durum yakın dönemde (18.yy.) yozlaşmalara, hatta erotik skandallara yol açmışsa da, mezhebin yayılmasını önleyememiştir.

13.yüzyılın en katıksız ve saf hareketini Nimbarkalar ya da Nimanandiler ortaya koymuştur. Mezhep, bir başka Vedanta bilgini, ‘ikici olmayan ikicilik’ ya da başka bir deyişle ‘farksız fark’ yandaşı Nimbarka tarafından örgütlenmiştir. Nimbarka, tek olan Mutlak ile çok olan nesneler arasında bir eşgüdüm oluşturmaya çalışmıştır. Öğreti, Bhaskara’nın (9-10.yy.) son çözümlemesinden doğmuştur. Nimbarkalar, dinin uygulanması ve mezhep örgütlenmesi gibi konularda, Ramanuja’dan sonraki Çrivaişnavalar’a yaklaşır. Bugün bile, Mathura bölgesinde (Krişna’nın anayurdu ve bazı yerlerde yaşayan, çok sayıda Nimbarka yandaşı vardır.

Orta dönem Vişnuculuğunun en ünlü adlarından biri Bengalli Caitanya’dır (1485-1533). Pek varlık gösteremediği yazılı etkinliğinden çok havari ve kâhin tipindeki kişiliği ile inancı yönünden dakkit çekmiştir. Hareket, ilk yandaşları tarafından mezhep haline getirilmiştir.

Özellikle altı usta (gosvaminler), imanın tüm alanlarını kapsayan, Sanskrit dilinde zengin bir edebiyat oluşturmuşlardır. Bu edebiyatta, Radha kültüne bağlı Krişna kültü, tüm görkemiyle kendini gösterir. Caitanya, ölümünden sonra Krişna olarak tanrılaştırılmıştır. Manastırlar ve tapınaklar gosvaminler soyundan gelenlerce yönetilir. Ritüel, Bengali ya da Hindu dilinde söylenen övgü ilahilerine dayanır; birçok uygulama, Vişnuculuğun tasarladığından daha gelişmiş düzeydedir.

Temeli çakti olan bir kozmogoniyi çevrelemiş ve edebiyat örneklerinden esinlenmiş inanç ilkesi, çoğu zaman doruk biçimlere ulaşan iman aşkıdır. Süreç içinde Çankara’nın mezhepçi olmayan Vedantası’nın etkisinde kaldığı görülen Caitanyacılık, en çok Bengal topraklarında yayılmıştır. Mezhep, 19.yüzyılda yeniden bir canlanma hareketi yaşamış;  Caitanya yandaşlarının atılımı, Sahajiyalar’da billurlaşan bir tür tantracılığa hız kazandırmıştır. Sahajiyalar tüm dini, erişilmez bir kadına duyulan sonuçsuz aşka benzer bir tanrı aşkında özetlemişlerdir. Ancak, uygulamalarda bazı yozlaşmalar görülmüştür.”

(Hinduizm, Louis, Renou)