Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Şivacı mezhepler nelerdir?

“Şivacılık yaklaşık 7.yüzyıldan başlayarak, Hint hanedanlarının çoğu taraf        ından devlet dini olarak kabul edilmiştir. Şiva, edebi girişimlerin doğal koruyucusu sayıldığı için, bilge gelenek mezhep hakkında olumlu bilgiler vermektedir. Şivacı ritüel, dış uygulamaların bütününden hareketle düzenlenmiştir. Kurgusal öğretiler (bazı mezheplerde vardır) ise, bireyi Yüce Varlık’ta cisimleştirme düşüncesini ileri sürmüşlerdir.

Sonuçta Şivacılık bhakti, iman aşkı görüngüsünün karşıtı olmakla birlikte Yoga’ya, tantracılığa eğilmeye başlamıştır. Ancak, burada alıntılama değil, etkilenme söz konusudur. Geç dönemde ortaya çıkan bu durumda Vişnucu mezheplerin etkisi olduğu söylenebilir.

Kapalikalar (‘insan kafatası taşıyan’ anlamındaki adlarını Şiva kapalinden alırlar) 6.yüzyıl dolaylarında edebiyatta ortaya çıkmışlardır. Hoyrat, kaba bir tutum izlemesi nedeniyle oldukça küçümsenmiş olan bu hareket, bir mezhepten çok aşırı eğilimler sergileyen bir gruplaşmadır. Kabir’in etkisiyle kısmen yetkinleştikleri söylenen Aghoriler ya da Aghorapathiler, onların günümüzdeki devamı gibi görünürler. Çok daha yüksek düzeyde yer alan Gorakhnatiler (ya da Kanphatayogiler ‘yarık kulaklı yoginler’), genellikle bir destan kahramanı kabul edilen (üstelik Kuzey Hindistan’da tanrılaştırılmıştır), oysa büyük olasılıkla 11.yüzyılda Doğu Bengal’de yaşamış Gorakhnath’ı (Sanskritçe’de Gorakşanatha) ustaları olarak yüceltmişlerdir. Çok sayıda alt kola ve ilkel bir kurguya sahip olan hareket, temelde bir Yoga okuluna (Hathayoga) dayanır. Gelişmiş bir edebiyatları vardır. Günümüzde, kuzeyin çeşitli bölgelerinde hâlâ yaşamaktadır.

Paçupatalar ya da ‘paçupatinin (Şiva) müminleri’ epigrafik olarak 9.yüzyılda ortaya çıkmış ve 14.yüzyıl dolaylarında kaybolmuşlardır. Adlarını, gruplaşmayı sağlayan Yoga bilgini Lakulin’den alan Lakuliçaların benzeri bir tutum izlemişlerdir. Bu yoginler mistik esrimeye ulaşmak için dans, gülme vb. gibi ilkel, garip uygulamalardan da yararlanmışlardır.

Ancak yavaş yavaş, ruhlar ya da paçular (tam anlamıyla ‘hayvanlar’’) ile usta (pati) ya da bedeni ‘enerji üreten’ Şiva arasındaki ikicilik üstüne dayalı bir öğreti kurgusu da oluşmuştur.

Öteki mezheplerin din hükümleri ise, doğrudan ya da dolaylı şekilde Agamalar denilen kutsal metinlerden alınmıştır; ritüel ve öğretiler, çaktacılığı temel alan  tantracılıktan farklıdır. Ruhun ‘üçlü bağ’a bağımlı olduğu ya da ‘üçlü leke’den (bilgisizlik, karman, maya) etkilendiği düşünülür; ruh, Usta’nın lütfu ile esenliğe ulaşır.

Agamaların dayanağı, sonsuz varlığın üç büyük ilkesini, Usta (Şiva), ‘bağ’ (=madde, paça), ruh, öne süren, özellikle Tamil dilinde (13.yüzyıl) ortaya çıkan zengin kurgu takımı Çaivasiddhanta ya da Şivacı öğretiler topluluğudur. Şiva, dünyayı ‘enerji’, çakti aracılığıyla yaratır ve yönetir. Vedanta ile Sankhya arasında uzlaşma sağlayan Şiva öğretileri her ne kadar iyice  tanınmaktaysa da, başlangıçta, Tamil bölgesindeki örgütlenmeye ilişkin kesin olarak pek az şey bilinmektedir.

Ancak, birçoğu brahman olmayan şeflerce (mahant) yönetilen ayrı manastırların bulunduğu izlenimi edinilmektedir. Hint Yarımadası’nda, eski Agamalar ile Tamil Siddhantası arasında aracı işlevi görmüşe benzeyen, Sanskritçe bir Siddhanta ya da ‘öğretiler topluluğu’na uzanan metinler bulunmuştur.

Trika, ‘üçlü (bilgi)’ sistem diye de anılan Kaşmir Şivacılığı, 8.yüzyılda ortaya çıkar; önce Agamalar’ın ikiciliğine (görünüşte), ancak Agamalar’daki doğrudan gelişmeye karşı büyük titizlikle hesaplanmış bir tepkiye benzer. 10.yüzyılın ünlü adı Abhinavagupta tarafından ortaya konmuş hükümlerde çeşitli farklar vardır. Hareket, gerçekçi ve idealist, saf, ikici olmayan sağlam bir kurguya dayanır. Mutlak Varlık (Şiva’nın niteliklerinde) konusunda bir tek anlayışı (caitanya) ya da ‘titreşim (spanda), yani kinetik ilkeyi tanır.

Dünya, Şiva’nın düşüncesinin nesnelleşmesinden doğar, otuz altı öğenin değişimi ile yaratılır. Esenliğe ulaşma ‘tanıma’ya yol açar: Ruh, ancak bu durumda maya ya da ‘yanılsama’ ile bulanıklaştırılmış asıl konumuna bağlı gerçeklerin bilincine yeniden kavuşur. Ayrıntıda tantrizm ile Budizm’in etkileri gözlemlenir. Ancak dinsel biçimlere ve topluluğun göreneklerine ilişkin hiçbir veri yoktur. Bu yüzden bir mezhepten çok bir kurgu hareketine benzemektedir.

Ciraçaivalar, ‘seçkin durumlu Şivacılar’ ya da yeniden Lingayatlar ‘linga taşıyıcıları’, 12.yüzyıla doğru Marathi bölgesinin güney sınırlarında Basava adlı birinin (belki, yalnızca çok eski bir hareketi canlandırma amacındaki bir reformu) atılımı ile gruplaşmışlardır. Toplumsal kopmanın sert ve köklü olduğu düşünülmektedir. Çünkü mezhep Veda’yı reddeder; imgeleri, kastları yürürlükten kaldırır; Hinduizm’in birçok rotak töresini tanımaz.

Toplumsal alanda, kadınları özgürlüğe kavuşturmaya çalışır. Bu bakımdan Hint dininin en uç sınırlarında dolaşır. Ancak özel ritleri ve kutsamaları korur; hatta çocuğu günahkârlığa karşı donatmak için Hıristiyanlık’takine benzer bir tür vaftiz, ‘sekiz zırh’, yapılır. Tanrıbilim anlayışında ritüeldekinden daha tutucudur. Bu, ‘çaktinin nitelik kazandırdığı’ ruhlarla maddenin çaktiden doğan gerçekler olduğunu kabul eden, ikinci olmayan bir anlayıştır.

Esenlik, Şiva’ya yönelik iman aşkı uygulamasıyla altı aşamada elde edilir. Gezgin keşişler tarafından yönetilen mezhep jangamalar ya da ‘hareketli lingalar’ diye adlandırılır. Çeşitli bölgelere yayılmış beş ana manastırı vardır. Edebiyatı pek önemli değildir; kültürlü kesime seslenen metinler Sanskritçe ile yazılmıştır.

Halka yönelik olanları (özellikle vacanalar ya da vaazlar, bazıları Basava’ya mal edilir) ise Kannara, bazen de Tamil dilinde kaleme alınmıştır. İlginç uygulamaları arasında, boyna asılmış bir kutuda linga taşınmasını (mezhebin adı olan Lingayatlar buradan kaynaklanır) da belirtelim.”

(Hinduizm, Louis, Renou)