|
|
|
|
Hinduizm'de Mezheplerin kökeni nedir?“Tarihçesi doğruya yakın bir kesinlikle belirlenen ilk mezhepler 12.yüzyıl mezhepleridir. Bu çağda her inanç, son sözünü daha önceden birkaç kez söylemiştir. Ama, adlar çok uzak bir geçmişe dayanır: Destan’dan beri Paçupatalardan Şivacı, Bhagavatalar ile Pencaratralardan da büyük çoğunlukla Vişnucu olarak söz edilmektedir. Ancak bu terimlerin kapsamına giren dinsel toplulukların, o güne dek hiçbir değişime uğramadan varlıklarını korumaları pek mümkün değildir. Sözgelimi Pancarataların öğretisi Narayaniya destanından alındığından eski dönemlerin mezhep kitaplarında bulunan özel Tanrıbilim anlayışına uygun düşer. Sonuçta ise, uzun süre boyunca bir mezhepten söz edildiğinde, hatta dinden ayrılmaya ilişkin en küçük bir imaya bile rastlamıyoruz. Hinduizm’den tümüyle ayrılmış ‘sapkın’ dinlerin kurucuları Mahavira ve Budha’nın oluşturduğu dolaylı model de sonraki Hindistan’da, en azından bin beş yüz yıl boyunca izlenmişe benzemiyor. Öte yandan, başlangıçtan bu yana, kuşkusuz birinci bin yıldaki tek tük belirtiyle ilişkili yaygın, örgütlenmemiş bir Şivacılık ile Vişnuculuğun bulunması mümkündür. Şivacılık ve Vişnuculuğun öğreti konusundaki temel farklılıkları şöyle özetlenebilir: Şivacı mezhepler, ilkede ikici olmayan Vedanta’ya (advaita) bağlıdır. Yani dünyanın gerçekdışı, görüngülerin ise ‘yanılsama’ (maya) ürünü olduğunu; gizin, ancak ‘bilgi’ (jnana) sayesinde bulunduğunu savunurlar. Bu maya dışındaki esenliğe ulaşma yolu, yoga yöntemi ve kült ile kolaylaştırılmıştır. Vişnucuların çoğunluğu için, tersine, Vişnu’nun her yerde hazır bulunduğu dünya gerçektir: Mutlak ruh insanlara, dünyaya ‘inmek’ lütfunu bağışlar; onları esenlik ve kendisi ile mistik birleşme onurunu veren esrimelerle karşı karşıya bırakır. Bhakti, Şivacılar’dakinden daha önemli bir rol oynar ya da en azından daha çok dışa vurulur.” (Hinduizm, Louis, Renou) |