Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Hinduizm'de özel ritler var mıdır?

“...Hindistan özel ritler konusunda tutucudur. Bu, halen geçerli olan ‘Eve ilişkin özdeyişler’ öğretisidir. Samdhya ya da ‘kavuşturma’ (gündüzü geceye), eski Agnihotra ayin ritinin yerine geçmiştir. Rit, arınmayı simgeleyen dıştan yıkanma (Sular’a yakarma ile), içten yıkanma (ağzı su ile çalkalama, acamana) ve başa su serpme ile başlar.

Sonra sessiz bir okumaya, Rig-Veda’nın ünlü formülü gayatriyi çekmeye geçilir: ‘Düşüncelerimizi kamçılaması için tanrı Savitar’ın bu seçkin ışığını alalım.’ Ardından ufuğa erişen güneşe tapınılır. Gayatri’nin yeniden tekrarı, yeniden ağzı çalkalama, bedenin çeşitli bölgelerine dokunma, bir pranayamaya başlama, çeşitli formüller söyleme ve kısa kurbanlar ile biter. Bunların benzeri işlemler, daha kısa olarak öğleyin yapılır.

Günlük ‘beş büyük kurban’ (maha-yajna) şunlardır: a) vaiçvadeva, ‘Tüm tanrılar’ için ateşe (homa) kurban, öğle yemeğinden önce yemekten bir parçanın ateşe atılması, b) bali, ‘yaratıklar’a adanmış, hırsıza kurban; c) pitriyajna ya da tarpana, kutsal ruhlar için susamla karışık su saçısı; d) atithi, ziyaretçileri, özellikle çilecileri ağırlama riti; e ) brahmayajna, Veda’dan bir bölüm okuma.

Modern uygulamada bu küçük ayinler basitleşmiş, hatta kısmen ortadan kalkmıştır. Beş koruyucu kültü (pancayatana), hâlâ varlığını sürdürmektedir. Vişnu, Şiva, Surya, Parvati ile Ganeça’yı betimleyen küçük heykelcikler ya da taşlar, evde günlük kurbanlarını kabul eder. Mesleği konu alan ritler (mesleğe ilişkin örnek aleti kapsayan kurban) gibi tarım ritleri de vardır.

Bölgelere ve zamana göre ritlerin ayrıntısı sonsuz derecede değişir. Eski dolunay q yeniay tatili gibi geçmişin ayin ritleri ‘özel’ bir şemaya göre yapılır. Dinsel yaşamın merkezi, evlilik ayininden başlayarak, tapınaktan çok aile ocağıdır.

Samskaralar ya da ‘kutsamalar’a gelince... Başlıcaları dokuz tanedir. ‘İçine işleme’, hamile kalma olarak kabul edilen dönemi kutsar; ilk hamilelik için düğünden dört gün sonra yapılır. Üç ay sonra ‘oğlan dölleme’ gelir, amacı erkek soy elde etmektir. ‘Evin efendisi’nin ana görevi geleneklerin korunmasını, özellikle çraddhayı yerine getirme olanağı veren erkek çocuk soyunu üretmektir: ‘Bir oğulla’ der Manu ‘dünyalar fethedilir, oğlun oğluyla ölümsüzlük elde edilir. Oğlun oğlunun oğluyla güneşin dünyası kazanılır: put (tra-) diye anılan babasını cehennemden kurtardığı için put(t)ra adını alır.

Doğumdan önce, geleceğin annesinin saçları arasında yol çizmekten oluşan bir rit daha vardır. Kuşkusuz doğumun kendisi büyük bir ayine konu olur. Bu sırada bebeğin ağzına, özellikle küçük bir bal topağı ile eritilmiş tereyağı (ghi) sokulur ve çocuk Şaşthi’ye, koruyucu tanrıçaya adanır. ‘Ad verme’ onuncu güne rastlar. Ad seçimi bir dizi önlemle gerçekleştirilir. Bebeğe kişisel adın dışında, genelikle gizli bir ad, hatta astrolojik bir ad daha verilir.

‘İlk çıkış’ bebek dört aylık olunca, doğan güneşe kurban sunularak yapılır. Altıncı ayda, ilk katı besinini alması törenle kutsanır. Üç yaşındaki ‘saç kesimi’ni, dört yaşında ‘tepe tıraşı’ (bir tutam saç korunarak), daha sonra da ‘kulakların delinmesi’ izler. En önemlisi ise, çocuğun brahman toplumuna katılmasını kutsayan ve ona djiva ‘iki kez doğan’ sanını kazandıran ‘Giriş’ (upanayana) âyinidir.

Bu ikinci kez doğma olarak kabul edilir. 8-9 yaşında, kasta göre, kutsal kordon (üç beyaz pamuk ipliği bükülerek yapılmış) verme riti gerçekleştirilir. Kordon, ağdan basit bir ceketin yerini tutar. Bu tören, aynı zamanda öğrenimin başlamasını da simgeler; baba bir guru ya da usta seçer. Guru, kutsal okumalar eşliğinde kordonu yıkandıktan sonra büker ve tekrar açar; kordonu, sol omzuna dayanacak şekilde sağ kolunun çevresinden ve genç çömezin başından geçirir.

Günümüzde din öğrenimi çok kısa sürer. ‘Eve dönüş’ riti, çömezin gurudan ayrılıp baba ocağına dönmesi sırasında yapılırdı. Ama bugün, kuram dışında önemi yoktur.

Düğün törenleri ise, uzun ve karmaşıktır. Bu nedenle, bizi yalnızca, az sayıda ilginç ve en değişmemiş olan dinsel kısmı ilgilendirmektedir. Düğün tarihi dikkatli astrolojik incelemelere göre saptanır. Erkek, nişanlısının evine elçilerin eşliğinde götürülür; orada seçkin bir konuk olarak karşılanır.

Damak genç kıza yağ sürer; ayna verir ve ona yeni bir giysi giydirir; baba, kızını törenle erkeğe teslim eder. Kız, iki avucuna doldurduğu kavrulmuş buğdayı kurban olarak ateşe atar. ‘Yedi adım’ bölümü ise, bu birliğin geri dönülmez olmasını kutsar; çiftin elleri ya da giysileri birbirine bağlanır. Baba ocağından alınmış ateşle birlikte, genç kadını yeni evine götürmek için bir tören alayı düzenlenir. Kadın evin eşiğine basmadan içeri girer, kırmızı bir inek derisinin üstüne oturur. Çift, bir kurban yemeği yer ya da karşılıklı olarak birbirine yağ sürer. Gerdeğe üç gün sonra girilir. Bu süre, yatağın üstüne konmuş bir sopayla somutlaşan bekârete saygı süresidir.

Tanrı rızası, kefaret vb. için yapılan pek çok öteki rit de, Hinduist uygulamanın özetini oluşturan bu takıma eşlik eder:Bunun, ilkel ‘kaçırma’nın izlerini hâlâ yaşatan, büyüsel bir simgecilik altında maskelenmiş, anlaşmalı bir evlilik biçimi olduğunu kabul etmek gerekir.

Olağan cenaze töreni şekli, ölünün yakılmasıdır. Yalnızca çocuklar, çileciler ve bazı mezheplerin yandaşları toprağa gömülür. Tören alayı ölüyü (yağlanmış, yeni giysiler giydirilip süslenmiş) ateşin önceden hazırlandığı yakma yerine taşır; yürüyüş okumalarla, olasılıkla parayla tutulmuş ağıtçıların iniltileriyle, duraklaya duraklaya devam eder. Odunların üstüne ölüyle birlikte, uğraşlarına özgü aletler yerleştirilir. Eski rite göre ölünün dul eşi de yanına yatırılıyordu; hemen ardından ölü kocanın yerine geçen kayınbiraderiyle birleşmek (niyoga ya da levirlik)* üzere kalkmaya çağrılıyordu; yerine bazen inek kurban edilirdi. Cenaze törenini, günahlardan arındırma ritleri izler. Birkaç gün sonra, gömülmek ya da ırmağa savrulmak için kemikler toplanır ve kilden bir kül vazosuna konur.

Seçkin ölüler için topraktan bir tümsek, çmaçana yapıldığı da belirtilmektedir. Cenaze dualarına ek olarak çraddha, ‘güvenilir kişiden doğmuş’ ritinin de yapılması gerekir. Burada, ölünün bir pitar, iyiliksever bir ‘kutsal ruh’ olma durumunu kazanması söz konusudur. Çraddha, ölü için pirinç topaklarının, pindalar, suyla birlikte toprağa konmasından oluşur. Törene, öteki ziyaretçilerin yanı sıra, bu fırsatla onurlandırılan ve ağırlanan, doğrudan ataların temsilcisi konumundaki üç brahman katılır.

Çraddha, ölümden on-otuz bir gün sonra ya da bazı törenler nedeniyle, çoğunlukla basitleştirilmiş ve belirli tarihlerde, her ay gibi yapılabilir.”

*Kayın alma da denir. Bazı toplumlarda, bekâr kayınbirader ölen kardeşinin karısıyla evlenmeye zorlayan bir töredir. Bunun için koca öldüğünde kadının erkek çocuk sahibi olmaması gerekir.

(Hinduizm, Louis, Renou)