|
|
|
|
Öteki Çağdaş Hinduizm düşünürleri kimlerdir?“Bal Gangadhar Tilak (1856-1920) gibi düşünürler ilk görevlerine bağlı kalmışlardır: Hint özerkliğinde, Hindistan’ın siyasal Risorgimentosu*’nda etken olmak. Ancak, Hint ulusçuluğunun babası ve (Inidan Unrest**’in de)öncüsü) olarak anılan Tilak, Bhagavad-Gita ‘nın coşkulu yorumcusu; Veda, Veda Arilerinin yurdu ve eski metinlerin zamandizini hakkındaki savların seçkin, coşkulu (ayrıca, tarihsel bakımdan aşırı) bir yandaşı olduğu için Hinduizm’e aittir (tam anlamıyla). Gandi’nin etkisi ise, ancak Hint geleneklerine, yani sonuçta tinselciliğe göre açıklanır: politikasını ortaya koyan, şiddete karşılık parolası, satyagraha ya da ‘gerçeğin gücü’ ve bu türden anlam belirsizlikleri, İlkçağ’ın dinsel Weltanschauung***’una bağlıdır. Upanişad ve Gita başucu kitapları olmuş; birçok başka yapıta da büyük değer vermiştir (bu, ilk oluşumuna pek yansımamışsa da). Hinduizm’in anlayışı, basitçe, dharmanın temel öğesi olarak gördüğü ineğe saygıda özetlenmektedir. Aynı zamanda tüm metinler yok olsa bile, İça-Upanişad’ın ilk kıtası varlığını koruduğu sürece Hinduizm’in yaşayacağını söylemektedir: ‘Bu dünyada ölenlerin hepsi Tanrı’ya karışır. Bağından kurtulduğun zaman zevki bulacaksın. Yeter ki başkasının malına göz dikme!’
Gandi’nin ölümünden sonra
(1947) onun toplumsal ve kişisel reform idealini öğrencisi Vinoba Bhave
(1895-1982) sürdürdü; ancak, bunun anlamını değiştirdi. Zenginlerin,
topraklarının küçük bir bölümünü yoksullara vermesi gereği üstünde durdu (çok
çeşitli yönelimlerin ardından geliştirilmiş bhudan ya da toprak bağışı
kampanyası). Mahasabha ya da Büyük Kolej, Hindistan’dın özgürlüğü için savaştı. Aynı zamanda olabildiğince saf Hinduist bir Hindistan kurmak istedi (savaşın temele nedeni). Hareketin kurucularından Pandit Malaviya 1861’de doğdu. Benares Hindu University’i yönetti. İngiltere’de Yuvarlak Masa Konferansı’na katıldığı zaman, yabancı ülkede ritüelinin saflığını korumak için Ganj suyunu ve çamurunu götürdü. S.N.Das Gupta, Radhakrişnan (1888-1975) gibi felsefe profesörleri ve değerli bilginler (özellikle ikincisi) de evrensel bir mesaj açıklamaya, eski çağın deneyimlerine ve Hindu atacılığına dayanan, mezhepler arası bir iman oluşturmaya giriştiler. Radhakrişnan, mutlak ve mutlak olmayan, Tanrı ve dünya, hatta felsefe ve din arasındaki çatışkıları aşmak için Vedanta’dan destek almıştır. Bir yandan da bu olgunun en iyi şekilde, Avrupa hümanizmi ile ‘saflaştırılmış’ Hindu değerlerini kendi kendine kaynaştıran bireşimci bir Weltanschauung’da çözümleneceğini düşünür. Ozan, oyun yazarı, öykücü, denemeci Tagore (1861-1941) ise, bir Doğu-Batı hümanizminin ilkelerini formülleştirmeye çalışmıştır. Doğal olarak, ‘bireysel ruh’ ve Mutlak ile bağları, içkin tanrı, yeniden doğuş temaları vb.hakkındaki düşünceleri oluşturan, bu benzersiz Hint bütünlüğüne başvurmuştur. Dinin dışında kalmak istemesine karşın, düşünceleri dinsel duyguları derinden etkiler. Bilinç düzeyinde evrenin temel birliğine katılmayı ve tüm yaşamı Tanrı’nın birliğinde kavramayı sağlayan çözüm yolunu gayatride bulur. Sonuçta, bu kişiler ve yapıtları ne kadar yargılanırsa yargılansın, onlar geleneğin biçimlendirdiği insanlardır; bunu, ortaya koydukları örnekler ve yazılarla açıklamak kadar yaşamış Hintliler’dir. Modern Hinduizm canlı ve karmaşık bir olgudur. Kurguya önemli bir katkısı olmayan halk kültleri, çağlardan beri pek değişmeden varlıklarını sürdürmüşlerdir. Buna karşılık, bazı Batılı öğelerin etkisine maruz kalan kentliler ise karşı tepkiler geliştirmişlerdir. Durum, Batılılaşmış aydınlar bakımından da ele alındığında panditler ya da ‘aydınlar’ın Sanskritçe’ye ve Veda ya da yalancı-Veda geleneğine bağlı kaldığı görülür. Değişmemiş Şivacılar ve Vişnucular bakımındansa ‘Softalar’la, tanrıların ya da özelleştirilmiş ritüellerin müritleri ile karşılaşılır. Yukarıda söz ettiğimiz gibi, herhangi bir hareketi izleyen reformcular da vardır. Bunlar, doğru ya da yanlış bir deyişle, Yeni-Hinduizm’i oluşturmuşlardır. Yeni-Hinduizm’de inanç genellikle, geleneksel felsefedeki düşünceleri yeniden sınıflandıran modern düşünceleri sindirmeye zorlanır. Aynı M.Gonda’nın dediği gibi: ‘...Seçim sandığına giden ilk basamak –Hint ana tanrıçasının tapınağı- bir hac görünümüne büründü; Komünizm, maddeci bir din biçimini sanıldı...’ Ayrıca, hoşgörünün belirgin bir olgu olduğunu da vurgulayalım. Bugünkü Hindistan, dinde ayrımcılık gözetmeyen laik bir devlettir. Ancak, söz konusu ayrımcılık, kastlar ayrımının etkisiyle zihinlerde hâlâ yaşamaktadır ve kastların resmen kaldırılmasına karşın, toplumsal ve kişisel davranışı yine de etkilemektedir. Aşırı tutuculuğun açıkça kınanmasına karşın, bu düşünceden esinlenen uç partiler, dönem dönem, özellikle Müslümanlar’a ve Hıristiyanlar’a karşı şiddet nöbetlerine tutulurlar. Yeni-Hinduizm’i tanımlamak gerekirse, onun, insana kişiliğini arıtmayı, tanrıyı kendinde bulmayı, sonsuz gerçeğin ardında koşmak için yaşamına yön vermeyi öğrettiği söylenebilir (M.Gonda gibi). Yandaşları bu akımı, çağımızda dogmatik dinlerin çalkantılarına daha iyi direnebilecek bir anlayış gibi görmekte haksız sayılmazlar. Louis Dumont ise, Hinduizm’i (kendi bütünlüğü içinde) yerinde bir terimle ‘vazgeçme’ dini olarak tanımlamışlardır. Çünkü bu din, toplum insanına özgü dinsel yapılar bakımından, maddi dünya ötesindeki yaşamı amaçlamış, kendini esenliği aramaya adamış samnyasa ya da münzevi idealini oluşturmuştur. Bunlar, gerçekten de, klasik Hinduizm’in çoğu özgün niteliğinin yönlendirdiği ‘vazgeçme’nin göstergesidir: özellikle edimlerin ödüllendirilmesi ve ruh göçü kuramı; sofuluk kültleri; mezheplerin, hatta tantracılığın ortaya çıkışı. Hindistan’da dogmayı yerleştirmeye yardımcı ya da dinin ‘dünyada’ki rolünü geçerli kılıcı bir denge unsuru, örgütlü bir din adamı sınıfı gerçekten yoktur. Buna karşılık, Hinduizm’i açıklamak ya da yeniden yorumlamak savında olan ve Batılı etkilerden )belki de Hindistan’da yerleşmiş etkiler) türemiş hareketlerden –teosofik, antroposofist, gelenekçi, Yoga okulları- söz edebiliriz. Hindistan’ın üfürükçülerin kutsal ülkesi olduğunu unutmayalım. Öte yandan, Hinduizm’in, herkes için kabul edilebilir tinsel bir hareketin önemli ölçüde bütünleyici parçası olarak, doğduğu ülkenin dışında bir geleceğe sahip olması, ancak Hintlilerce benimsenmiş gerçek Hintli betimlemelere dayalı doğrudan bir düşüncenin sonunda gerçekleşebilirdi.” * Yaklaşık 14-15.yüzyıllar arasında süren Rönesans, Yeniden Doğuş Hareketi’nin İtalyancası. Yazar, dinsel konularda ve cins ad olarak rönesans (Fransızca) terimini kullanmış; siyasal alanda ise hareketi anılan dönemdeki uyanışa benzetmiştir. ** Hint ayaklanması. *** Kişisel olmak koşuluyla, evrenin yapısı ve insan yaşamı üstüne öne sürülmüş felsefe ya da görüş anlamındaki Almanca terim. (Hinduizm, Louis Renou)
|