|
|
|
|
Hinduizm'de Tapınak...“Dersler, kaba yontuların bulunduğu fakir köy tapınaklarından zengin kent tapınaklarına kadar, bu yapıların kuruluşu hakkında çok ayrıntılı bilgiler verir. Kent tapınakları, kendi üstünde dönen anıtsal kapılar (gopuralar) açılmış geniş bir surla çevrelenir. Pek çok yapı, iç avlular, sütunlu salonlar, yıkanmak için gölcükler, çok sayıda küçük, dindışı amaçlarla kullanılan bölümler, hatta bazen manastırlar, okullar, hastaneler içerirler. Tapınak yerinin seçimi yıldızların ve mantraların durumuna bağlıdır. Ayinler, birlikte ya da belirli bir saate göre yapılmaz; kült pujaya ve bazı kurbanlara dayanır. Eski somanın yerini, kutsal ateşi besleyen ghitra ya da ghi, eritilmiş ve süzülmüş tereyağı (Veda döneminden beri bilinen) almıştır. Müminlerin ayine katılma nedeni pujaya yardım değil, meditasyon gereksinimi, birkaç kutsal dua duymak, ilahilere ve okumalara katılmaktır. Özellikle çiçekler, güzel kokular ve meyvelerden oluşan simgesel bağışlar sunulur; rahip sadaka alır ve bunu, kutsal yiyecek almak üzere yakınlarına dağıtacak ziyaretçilere verir. Özel bir sunakta, kutsal ruhlar için yapılan bağışlar da vardır. V Öteki kurban maddeleri arasında tulasi ve açoka yaprakları (Vişnucularda), bilva ya da aegle marmelos (Şivacılar’da), kuça otu, Ganj’ın suyu sayılabilir. Veda geleneğinin hayvan kurbanları Kali kültünde, özellikle Bengal’de varlığını sürdürmektedir. Bu kurbanların ‘köy tanrıları’ tarafından ortaklaşa kabul ettikleri türden işlemler olarak, imparator Açoka’dan beri sürdüğü saptanmıştır. Günümüzde, özellikle oğlak ve horoz kurban edilmektedir. Ancak edebiyat, bir ritüelin kendine özgü anlayışından kaynaklanan öteki hayvanlardan da söz etmektedir. Ayrıca simgesel, süreç içinde başka bir şeyin yerini alan edimler de olabilir. Klasik metinlerde (Bhavabhuti’nin Malati-Madhava’sı gibi) insan kurbanlarından da söz edildiğine rastlanır; çakta mezheplerine, vahşi klanlardan geçtiği sanılan bir gelenektir. Veda metinleri, bu durumu doğrular; ancak kuramsal değer taşımadığını kaydeder. Temeli, uzun süre gözde olan (yüzyılı aşkın bir süreden beri resmen ortadan kaldırılmıştır) sati uygulamasına dayalı bir tür insan kurbanının da incelemek gerekir. Bu, dul kadının ‘isteyerek’ ölmesi, kocasının bedenini yakan odunların üstüne kendini atmasıdır. Ara sıra, evlilik biçimi altında, kadın kurbanın yerel tanrıça düzeyine yükseltilmesi için ateşe atıldığı korkunç bir törene de rastlanmaktadır; bunun kanıtı olan mezar taşları vardır. Edebiyattaki ilk kanıtları ise Destan’da, 6.yüzyıldan itibaren epigrafik yazılarda bulunur; ancak, kaynakların Veda öncesine dayandığını varsaymak daha doğru olur. Yaptıran kişiye ya da içinde yaşayan topluluğa ait olan tapınak, genelde tek bir tanrıya adanmıştır. Ancak, öteki tanrıların küçük tapınma yerleri, birbirine bitişik nişleri, hatta boş tapınma yerleri de bulunabilir. Aşamalara dayanan bir din adamı sınıfı yoktur. Geçimini verilen sadakalarla karşılayan, bir bölgeye ya da gruba özgü ikinci derecedeki kültlerin güvenliğini sağlamakla yetinen tapınak rahibi (pujari), genellikle pek saygın olmayan bir kişidir. Önemli tapınaklar, brahman sınıfından rahiplerce yönetilirler. Birçok küçük tapınakta ise hiçbir zaman yöneticiye yer verilmemiştir. Çeşitli dönemlerde, tapınağa bağlı rakkaseler ve kutsal nedimeler, devadasiler olarak kadınların varlığına da rastlanmaktadır. Kurum Güney Hindistan’da büyük tapınakların kurulduğu 9.yüzyıl dolaylarına dek uzanabilir. Ama söz konusu terim çok daha eskinin ürünüdür. Son olarak linga kültü üstünde duralım. Tapınma aracı, genellikle doğal ya da işlenmiş siyah taştan küçük bir sütun olan yonidir. Ovalimsi bir tepsiye diklemesine yerleştirilmiştir; çevresinde dilek niteliğinde pujalar yapılır. Bazen güneydeki tapınaklarda uzun linga sıralarına rastlanır.” (Hinduizm, Louis, Renou)
|