|
|
|
|
Ruh ve beden“Bizim ruh dediğimize eşdeğer olan ve kendiliği (eski deyişle Tanrı’nın üflemesi) belirten atman kavramı, bilgiyi ve bazen duyuları da içerdiğinden daha kolay anlaşılabilir. Bu konuda, gözbebeğindeki ya da kalpteki baş parmak örneği gibi algılanabilir imgeler verilmektedir.* Burada zihinsel yetileri düzenleyen bilginin, farksız yapıda, manasın egemen olduğu maddesel süreçlerden ruhsal süreçlere sürekli şekilde geçişi söz konusudur. Bazı tanrıtanımaz felsefe sistemlerinde ruhlar, Jiva ‘canlı-ilke’ adı altında, öncesiz-sonrasız, soyut, değişmez, bazen edimli bazen edimsiz monatlar olarak düşünülür. Tanrıcı felsefelerde, özellikle geçtikleri durumlarla, samsaraya bağlı ruhlar, ‘esen’ ruhlar, sonsuz yani yeniden cisimleştirmekten bağışık ruhlar gibi tanımlanırlar. Ayrıca, ruhla ilişkisini Prana (soluk) aracılığıyla gerçekleştiren değersiz beden kavramı da vardır. Karışık beden, karışık duyu organları, bilinç, bazen de organik işlevleri canlandıran soluklar içerir. Prana, bu değersiz bedenin ölümünden sonra ruha eşlik eden ve karmandan doğan niteliklerin desteği olmayı sürdüren güçtür. Ölüm sırasında ruh, yetileri ortadan kaldırır, dokuz açıklıktan biri yoluyla bedeni terk eder. Ancak, bu an konusunda çeşitli görüşler vardır.” * Ustanın, bir noktada yoğunlaşmayı sağlamak için çömezine verdiği “ben”i simgeleyen küçük maddi boyut. (Hinduizm, Louis, Renou) |