|
|
|
|
Hinduizm’de tanrı sorunu...“Tanrı sorunu, bizi Hint kurgularının merkezine götürür. Yüce tanrının her zaman yaratıcı olması gerekmez ya da Brahman durumunda olduğu gibi, eylemi hemen hemen soyuttur: İlk itkiyi verir. Niçin yaratılmıştır? Genellikle bize dendiği gibi ‘zevk’ (lila) için; temel birlikten doğmuş görüngüler geliştiren değişme ilkesinin, mayanın etkisiyle. Kozmoloji, olağan durumda nesnelerin başlangıcını, prakriti ya da ilkel maddeyi (sözlük anlamı ‘ön-eylem’; pradhana, ‘ön-veri’), boşluğu kaplayan ve gunalar ‘nitelikler (-özler)’ denilen üç bileşeni kendinde taşır ve maddenin sürekliliğini doğal olarak içerir. Söz konusu üç bileşen şunlardır: sattva, iyi, ışık ilkesi; rajas, tutkuyla karışmış bulanıklık, karışıklık ilkesi; tamas, karanlıklar ilkesi. Bunlar içerdikleri öğelerin miktarına göre görüngüsel, nesnel ve ruhsal dünyayı biçimlendirirler. Bu karışımdan ilk beş öğe (esir, hava, ateş, su, toprak), ‘brahman’ın yumurtası’ denilen bileşenler, yani evren doğar. Hiranyagarbha biçimi ile suların ortasında depolanan bu yumurtadan Brahman çıkar. O da evreni, özellikle insan soyunu yaratır. Bir başka geleneğe göre, Brahman, evreni on ‘manevi’ oğlu (Prajapatiler) aracılığıyla yaratmıştır. Burada, yalnızca burada, mitolojik alana geçilmiştir. Ancak öteki öğretiler, doğrudan Brahman’ı ortaya çıkartan Prakritiyi tanımazlar. Lingapurana’da bu şöyle dile getirilmektedir: ‘Bilinç ve bilinçte doğan ‘ben’im duygusu’ benim tarafından yaratıldı; buradan içerdiği beş öğe, düşünce ve bedensel duyular, esir ve öteki özler ile su çıktı: tüm her şeyi kendi kendime yarattım.’ ”. (Hinduizm, Louis, Renou) |