|
|
|
|
Büyük tanrı: Vişnu“Oldukça önemsiz bir Veda tanrısı olan Vişnu, Büyük Destan’dan itibaren önemli bir kişiliğe dönüşmüş; korkunç görünümlerinin tümüyle kusur oluşturmasına karşın, özellikle yardımsever olarak değer kazanmıştır. Açık bir biçimde dört özelliği (büyük bir deniz kabuğu, kurs, topuz, lotüs) ve on iki ya da yirmi dört duruşu ile tanımlanır. Özellikle, kaos durumundaki okyanusun üstüne yatmış uyuyan bir tanrı olarak gösterilir. Bin başlı ‘sonsuz’ yılan Çeşa, ona yatak olmakta ve onu başlıklarıyla korumaktadır. Vişnu dünya üstüne meditasyon yapar ve dönemsel uyanışlarında, karnından Brahman’ın yeni bir dünya yaratacağı bir lotüs çıkartır. Ayrıca, başka bir kültün konusu olarak gök kartalı Garuda’nın sırtına binerken de görülebilir. Vişnu’nun çok sayıda adı vardır ya da daha doğrusu, şu kutsal varlıklar onunla karışır: güneyde Ranganatha, Venkateça, Tirupati; Marathi bölgesinde özel bir söylence kahramanı olan Vithoba ya da Vitthal; yaklaşık hemen her yerde Narayana (bazen Nara-narayana olarak ikiye bölünür), bazen de bir su cini. Veda tanrısı İndra’nın görevlerinden bir kısmı, kökende bağlaşığı olduğu Vişnu’ya aktarılmıştır; bu görevler, ateş, güneş öğesi gibi ayrıntılarda hâlâ sürmektedir. Deus otiosus (Latince İşsiz tanrılar) konumu, gücünü yetkili kılma gereğine yol açmıştır: üstelik Vişnu mitolojisine bağlı ‘ikici olmayan’ anlayış da buna uygun düşmektedir. Bu gücün yetkili kılınması iki biçim altında gelişmiştir. Çok daha bilgece olan ve Vasudeva’dan itibaren benimsetilen ilki, vyuhalar ya da ‘kısmî yayılma’ üç soyut kişilik dizisi (sözde kardeşler, oğul ve Vasudeva-Krişna’nın torunu), Vişnuizm’deki kozmik üçlüyü yeniden oluşturmuşlardır: yarıtıcı, koruyucu, yıkıcı. Vyuhalar, mitolojide Maha-Bharata’nın belirli bir bölümünden beri bulunmaktadırlar. Daha yaygın ve daha basit anlaşılır öteki biçim ise avataralardır. ‘İniş’ anlamına gelen avatara terimi, Vişnu’nun yeniden doğuş türlerini göstermekte kullanılır. Bunların bitiminde tanrı, birkaç şeytanla savaşmak ve yeryüzünü ciddi bir tehlikeder korumak için düzenli aralıklarla dünyaya döner. Yüce Varlık, böylece koruyucu bir durum olarak görev yapmaktadır, ama ortaklaşa ve uzun aralıklarla çalışır. Klasik çağların sistemleştirmesi, on avataralık bir grubu düşünmeye neden olmuştur. Ancak, bazı metinlerde daha çok avatara bulunur (Bhagavata’da yirmi iki tane); kavram, çok açık bir şekilde Vişnu’dan Şiva’ya geçmiştir. Oradan da, geçmişin gerçek ya da söylence kahramanlarını tanrılaştırmak için elverişli bir yöntem bulmaya gelinmiştir. Hareketin kökenleri hemen hemen Veda’ya dayanır; sistem, benimsenen çeşitli kültlerin çekiciliği ile bir tektanrıcılık özlemini uzlaştırmak, özellikle de karşılamak kaygısını taşır gibidir. İlk avataralar hayvan biçimlidir. Balık’tır (Vişnu balık iken kıral Manu Vaivasvata’yı savunmak için gelir:evrensel Tufan temasının Hintliler’deki karşılığı); Kaplumbağa’dır (Okyanusun Çalkalanması teması); Yaban domuzudur (bu biçimde iken, şeytan Hiranyaka’nın denizin dibine attığı dünyayı oradan çıkarır) Ötekiler ise karışıktır. Aslan-adam ve Cüce, Vişnu’nun Hiranyakaçipu ve Bali adlı şeytanlarla teker teker savaşmak zorunda olduğu değişimleridir; Cüce öyküsü, Vişnu’nun üç adımı şeklindeki Veda temasından alınmıştır. Son olarak, sıra savaş kahramanlarının destanlarına gelir; baltalı Rama dünyayı, brahmanların otoritesinde başkaldıran savaşçılardan (kshatriyalar) kurtarır; kahraman Rama (Ramaçandra) şeytan Ravana’yı yener, aynı zamanda Ramayana’nın da kahramanıdır; Krişna ise pek çok başarı elde etmiştir. Dokuzuncu avatara Buda’dan başkası değildir; bu, büyük sapkın mezhebin kurucusunu Vişnucu bir çerçeveye oturtmak üzere girişilmiş yürekli bir denemedir. Onuncusu, geleceğin ‘kurtarıcısı’ Kalkin at başlı olarak betimlenir; bir tür Mesih gibi, gelecekte dünyadaki düzeni tekrar kuracaktır. En yaygın üne sahip söylence, tanrılarla Asuralar’ın işbirliği yaptığı okyanusun çalkalanmasını konu alır; Vişnu-kaplumbağa suların dibine uzanan basamak olur, Meru Dağı’nı kaldırıp, ip yerine yılan Çeşa’ya bağlanmıştır. Bu kahramanlığın amacı görkemli hazineler, özellikle ambrosia, kutsal içkiyi kazanmaktır. Ama Vişnu’nun yaptığı bir hile ile Asuralar kendi paylarına düşen zaferden, tanrıların lütfundan yoksun bırakılır. Tüm Hint metinleri arasındaki en gelişmiş anlatı Krişna’nınkidir. Geleceğin kılan (aşiret) şefi Yasadavas’ın gizli doğumu (acımasız amcası Kıral Kamsa’nın işkenceleriyle karşı karşıyadır) birçok inanılmaz olaya yol açar; burada çocukken gerçekleştirdiği insanüstü işlerden söz edilmektedir.
Delikanlılık çağında
kutsal ‘sığırtmaç’ olmuştur. Çobanların arasında flüt çalar, aşktan başı dönen
çobanlar onun çevresinde dans eder. Bu yarı mistik, yarı erotik durum, Ortaçağ
Hindistanı’ndaki Krişnacı coşkunun belirgin görüntüsünü oluşturacaktır. Olay,
Mathura dolaylarındaki kutsal orman Vrindavana’da geçer. Krişna daha sonra
kentlerin kurucusu, şef, savaşçı olarak görünür; İndus Irmağı ağzındaki
Dvaraka’ya yerleşecek ve güzel prenses Rukmini’yi kaçırarak onu eşi yapacaktır.
Öteki serüvenlerinde kuzenleri Pandavalar’ın yanında Bharatalar savaşına
katılır; Bhagavad-Gita’nın insanüstü kahramanıdır. Sonu karanlıktır; yönettiği
kılan bir iç savaş sonunda yok edilince ormana çekilir. Güneyde, Malon ya da Karuppa’da, Krişna, çobana ya da dansçıya dönüşür. Karışık kişiliği ile Hinduizm’e özgü tanrı kavramının hemen hemen tüm görünümlerini özetler. Yunanlar’ın Hint Heraklesi benzetmesinin ardında, Krişna ile Şiva’nın birbirine karışmış imgesi durur gibidir.” (Hinduizm, Louis, Renou)
|