Ünlü Türkolog G. Clouson, şu anda Ermeni Kıpçakçası olarak adlandırılan bu dilin, etnikleri tam olarak belli olmayan Kıpçakların dili olduğunu, tam ne zaman belli olmayan Ermeni Grigoriyan dinini kabul ettiklerini ve kendi dillerini yalnızca Ermeni alfabesiyle kaydettiklerini belirtmiştir. A. Garkavets, önceden Ermeni Kıpçakların ve dillerin ortaya çıkışı hakkında doğru olmayan düşüncelerin var olduğunu belirtmektedir. Yeni görüşlerine göre ise, ne Ermeniler, ne de onların dillerini kullanmalarının var olduğunu, sadece Moğollar dönemi öncesinde Kırım’daki Kuman Kıpçaklar dört gruba ayrıldığını, birinci grubun Hristiyan dinini kabul edip kendilerini Yunan olarak, ikinci grubun Ermeni Grigoriyan dinini kabul edip kendilerini Ermeni olarak, üçüncü grubun (kalan Hazarlarla beraber) Yahudiliği kabul edip kendilerini Karaim olarak kabul ettiklerini ve dördüncü grubun ise daha sonra İslamı kabul etmek üzere putperest olarak kaldıklarını ve böylece “Kıpçakça” bir çoğu için ana dili olduğunu, çünkü hem genetik, hem etnik hem de dil konusunda bu halkın Kumanlara, Kırım Tatarlarına, Karaimlere, Kırım Urumlarına yakın olduğunu belirtmektedir [Daşkeviç, 1983, 94]. Yine Garkavets, XVI-XVII yy’da Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış eserlerin, genellikle Kamenets-Podolsk ve Lvov’da kendilerini bazen “_ıpça*” olarak, ancak genellikle “Ermeni” olarak adlandıran ve Ermeni Grigoriyan dininden olan Kıpçaklar tarafından yazıldığını bildirmektedir [Garkavets, 1979, 6; Daşkeviç, 1983, 96]. Ancak Daşkeviç, Ukrayna Ermenilerinin hiçbir zaman kendilerini “_ıpça*” olarak adlandırmadıklarını belirterek Garkavets’ın bir hata yaptığını söylemektedir [Daşkeviç, 1983, 96].
Görüşlerden de anlaşıldığı gibi, Ermeni Kıpçakçası XV-XVII yy’da araştırmacıların dikkatini çekmiş ve birçok araştırmacının ilgilenmesine neden olmuştur.
Bilindiği gibi XVII yy’ın sonunda ve XVIII yy’ın başında Ermeni Kıpçakçası yazı dilinin yerini kısa bir zaman Ermeni Polonya yazı dili aldı. Polonya metinleri Ermeni alfabesiyle yazılmaktaydı. Eğer, Ermeni Kıpçakları hakkındaki görüşlere göre değerlendirecek olursak, bunlar yalnız Ermeni Katolik dinini almış ve bundan dolayı kendilerini “Ermeni” olarak adlandırmış Polonyalılar olarak kabul edebiliriz [Daşkeviç, 1983, 96].
2. Ermeni Kıpçakçasının yazı dili olarak ortaya çıkışı ve yazı dilinin parlak dönemi
Bu dönem XVI-XVII yy’ın ilk yarısını kapsamaktadır. Ukrayna’da bulunan Ermeni kolonilerinde eskisi gibi Ermenice egemendi. Günümüze ulaşan 1363 ve 1398 yıllarına ait iki belge, Lvov ve Kamenets-Podolsk’ta Ermenice yazılmıştır. XIV-XV yy’da Ukrayna’da yazılan elyazmaları Ermenice düzenleniyordu. En eski olanlar 1378 ve 1379 yılından sonraki döneme aittirler. Bu belgeler Ermeni cemaatlerin resmi yaşamlarını belirtmektedir. Ancak 1,5 yıl önce aynı belgeler hem Lvov’da hem de Kamenets-Podolsk’ta Ermeni Kıpçakçasıyla yazılıyordu. XIV yy’da Ukrayna Ermenilerinin konuşma dilinin Kıpçakça olduğuna dair hiçbir dayanak bulunmamaktadır [Daşkeviç, 1983, 97].
Ukrayna Ermenilerinin Povoljye, Kırım ve Prednestrovye’den olan küçük göçleri yavaş yavaş Kıpçakların gücünü arttırmaktaydı. Önce Avrupa’da tüccarlık zamanında ticari ilişkiler için kullanılan dil, daha sonra Ermeni kolonilerin arasında konuşma dili olarak kullanılmaktaydı. Ermeniler yalnız Ermeniceyi Türk ortamında Kıpçakça konuşma diline değiştirmeleriyle kalmadılar, Slav dilli ortamına geçtiklerinde, yeni kabul edilmiş bu dilin bozulmasını ve orijinalliğin bozulmasını da önlediler. Yazısı olmayan bir dili, birçok eseri olan ve çok yönlü gelişmiş bir dile dönüştürdüler [Daşkeviç, 1983, 97].
Ermeni Kıpçakçası yazı dilinin beşiği XVI yy’ın 20-30. yıllarında Lvov’du. 1521’de Cemaatin kançilarya işleri Ermenilerden Ermeni Kıpçaklara geçiyordu. Lvov Ermeni Mahkemesinin defterindeki son yazı Ermenice ve 12 Mart 1521 yılına, Kıpçakça ilk yazı ise 26 Ağustos 1521 yılına aittir. Ancak bu defterin ne olduğu bilinmemektedir. 1519’da kral I. Sigizmund tarafından onaylanan Lvov Ermeni kanunlar mecmuasının 1528’de Ermeni Kıpçakçasına tercümesi yapılmıştır. Daha sonra 1530-1532 yıllarında “Polonya vakayinamesi”, 1537’de de “Viyana vakayinamesi” yazıldı. Ve her ikisi de Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmıştır [Daşkeviç, 1983, 98].
XVI yy’ın 20-30. yıllarında Kırım’daki Ermeni Kıpçakların ve buradan çıkan göçmenlerin yazısı olmayan ağzı, kendine yapı olarak yakın olan Kırım Tatarcasından ayrılmış ve bağımsız yazı dili olan Ermeni Kıpçakçasına geçmiştir [Daşkeviç, 1983, 99].
Bununla beraber en eski yazıların incelenmesi, yeni doğan dilin artık Kırım Tatarcasıyla aynı olmadığını kanıtlamaktadır. Eski Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış eserlerde içerik bakımından yakın olan 1520-1530 yıllarına ait Kırım Tatarcasıyla yazılmış metinler yoktu. XVI yy’ın ilk yarısında Kırım Tatarcasıyla olan genetik bağlarının üstünlüğünü koruyan Ermeni Kıpçakçası artık Kırım Tatarcasının ağzı değildi. Değişik alanlarda ayrılımlar çok derinleşti ve bu bir kere daha ağzın bağımsız bir dil olduğunu kanıtlamaktadır [Daşkeviç, 1983, 99].
Ermeni Kıpçakçasının parlama dönemi, herhalde tam olarak araştırılmamıştır. Şimdiye kadar Ermeni Kıpçakçası ağızlarının varlığı sorunu hâlâ çözülmemiştir. Onun lehçelerini belirlemek için, özellikle Ermeni ve Kıpçakça olmayan ağızların etkileme derecesinin ve yerleşmiş tarihi faktörlerinin farklılıklarından yola çıkmak gerekir. Bir zamanlar M. Levitski ve R. Kon, Ermeni Kıpçakçasının, biri Osmanlıcanın etkisinde kalmış olan, iki lehçe hakkında söz edebileceğini düşünüyorlardı. Gerçekten de, Türkiye’de yazılmış bazı mektuplarda ve taahhütlerde Osmanlıcanın ses bilgisi ve kelime bilgisi özellikleriyle doluydu. Bu da Osmanlıcanın etkisinin olduğu ile açıklanmaktadır [Daşkeviç, 1983, 100].
Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış elyazmalarının ve yayınların kaderi üzücüydü. Çünkü onlar dilin ve kolonilerin kaybolmalarıyla yok oluyordu. Kaybolan eserlerin sayısı elimize ulaşan eserlerin sayısından şüphesiz fazladır. [Daşkeviç, 1983, 100].
3. Dilin düşüşü (XVII yy’ın ikinci yarısı)
Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış olan elyazmaları, herhalde XVII yy’ın 60’lı yıllarını geçmemektedir. Sanat hayatı boyunca Ermeni Kıpçakçasını ısrarla korumaya çalışan son yazar Vartapet Anton’du. Onun üç ciltlik vaazlar kitabı 1600-1662 yıllarında, Yazlovts ve Seret’te yazılmıştır [Daşkeviç, 1983, 101].
XVII yy’ın üçüncü bölümünde genel olarak Ermeni Kıpçakçasının resmî statüsünün kullanımı bitmektedir. Lvov evlilik öncesi anlaşmaları ve vasiyet defterlerinde Ermeni Kıpçakçasıyla yazılar daha XVII yy’ın 60’lı yıllarında kesilmektedir. En son olarak 1670’te ölümle ilgili notlar, 1680’de Lvov doğum defterindeki notlar kaydedilmiştir. Ondan sonraki yazılar Polonya dilindeydi. Lvov başpiskoposun Ermeni Kıpçaksasıyla yazılmış emir defteri 1675’te bitmektedir. Geçmiş yıllara ait olan en gerekli belgeleri aceleyle Kıpçakçadan Polonya diline tercüme ediyorlardı. Bu da, Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış yazılarının anlayanların sayısının azaldığını göstermektedir. Böylece, 1680’de Lvov Cemaatinin kâtibi Lıskeviç (1733 yılına ait belgeye dayanarak) gayrı menkûl mallardan kiliseye kalan gelirlerin listesini yapmıştır. Kamenets Ermeni Cemaatlerinin idari mahkeme defterlerinde yazıların değişmesi 50. yıllarda başlar ve 1663’e kadar devam etmektedir. Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış son yazı 20 Ağustos 1663 yılına aittir. Bir de, 18 Şubat 1669 yılına ait Kamenets-Podolsk’ta Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış özel bir vasiyetnamenin olduğu bilinmektedir [Daşkeviç, 1983, 102].
Ermeni Kıpçakçasının en geç kullanma sınırını gösteren Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış açıklamalar ve imzalar gösterilmektedir. Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış açıklamalar, Yazlovts’ta Ermeni Mahkemesi defterlerinin bazı yerlerinde 1671 yılına ait olan metinle birlikte görülmektedir. Son “Yazlovts” alt yazısı 1669 yılına aittir. Stanislav’da Ermeni Mahkemesi defterlerindeki notlar 1679, 1681-1685, 1687-1689 yıllarının tutanaklarına eşittir. Stanislav’dan son alt yazı ise 1686 yılını göstermektedir [Daşkeviç, 1983, 102].
Bir taraftan kolonilerin Ermenileşmesi, diğer taraftan Ukrayna ve Polonya halklarıyla etnik benzeşme ve millileşmesi Ermeni Kıpçakçasının kayboluşunda başta gelen sebepler olarak öne sürülmekteydi [Daşkeviç, 1983, 103].
Daşkeviç, XVI-XVII yy’ın ilk yarısındaki Ermenileşmenin, Ermeni Kıpçakçasının gelişmesine engel olmadığını ve bu nedenle kaybolma sebebi de olmayacağını söylemektedir. Ermeni kolonistlerin dil, geçim, kabile içinde evlenme, hukuk, din gibi engeller koymalarına rağmen, yine de sürekli olarak belirli bir kısmı koloni dışına çıkıyor, çevredeki halkla evleniyordu. İşte bu nedenler ana dilinin kaybolmasına ve geleneklerinden uzaklaşmasına sebep oluyordu. Birçok araştırmacı, Ermenilerin Polonyalaştırılmasına ve geleneklerin Latinleştirilmesine sebep olan Ukrayna’daki Ermeni Grigoriyan kilisesiyle Roma’yı suçluyorlardı. Fakat Lâtinleşme ve Polonyalaşma durumu, bir anda olan bir şey değil, yıllarca süren ve ancak XVIII yy’ın ortalarında, hatta XIX yy’ın başlarında bazı kolonilerin tamamen asimile olmasıyla sonuçlanmıştır. Bu durum Ermeni Kıpçakçasının kayboluşuna sebep olamazdı, ancak Ermenilerin Ukrayna’dan göçünü kuvvetlendirmesi açısından etkili oluyordu. 30-40 yıllık bir süre içerisinde bir dilin kaybolmasını sağlayan en büyük faktör göçtü ve bu göçler, bir anda yapılan büyük göçler değil, yıllarca süren küçük göçlerdir. Bu göçlerin en önemli sebebi de iç ve dış politik olaylardır [Daşkeviç, 1983, 103].
Ukrayna’da kalan Kıpçakların sayısı o kadar azaldı ki, Ermeni Kıpçakçası yazı dilinin devam etmesi söz konusu bile olamazdı. XVII yy’ın 80-90. yıllarında Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış belgelerin Polonya diline tercümeleri, onların var oluşlarının son izleridir. Ermeni Kıpçakçası yazı dilinin XVIII yy’a geçtiğinden şüphe duyulmaktadır [Daşkeviç, 1983, 104].
Ermeni Kıpçakçasının doğuşu, gelişmesi ve kaybolmasıyla ilgili özel bir tarihe sahiptir. Dilbiliminde aynı yolu izleyen başka bir dil bulunmamaktadır. Bu nedenle sadece Türkologların dikkatini değil, daha geniş bir dilcilik kitlesinin dikkatini de çekmeyi başarmıştır.
Son yıllarda Ermeni Kıpçakçası dil yadigârları Batılı Türkologların dikkatini çekmiş ve J. Deny, T. Kowalski, O. Pritsak, E. Trıyarski, E. Daşkeviç, Y. Hurşudyan, E. Schütz vs. gibi birkaç Türkolog Ermeni Kıpçakçası ile ilgili önemli araştırmalar ve incelemeler yapmışlardır [Daşkeviç, 1979, 80]. 1921’de J. Deny’nin sunusu dilin bilimsel teşhisinin başlangıcına yol açmaktadır. Onun sayesinde Ermeni Kıpçakçası Türk dillerinin sınıflandırılmasında yer almıştır [Daşkeviç, 1981, 85]. Bu Türkologlardan E. Trıyarski birçok yazma ve belge yayınlamakla kalmamış, Ermeni Kıpçakçasının sözlüğünü de hazırlamıştır [Tekin, 1997, 111; Trıyarski, 1968-1972, C. 1-4].
Ermeni Kıpçakçasına Arapça, Farsça ve Slav dillerinden kelimeler geçmiştir. Arapça ve Farsça kelimeler üzerine tatmin edici çalışmalar yapılmamıştır. Bunun nedeni ise bu dilde fazla yayının yapılmaması ve Arapça ve Farsça kelimelerin direkt olarak değil de başka dillerin aracılıyla girmesidir: Ar. âfat, Far. zindân; Osm. âfet, zindan; Erm.K’de afat, zindan gibi: Öyle görülüyor ki, Arapça ve Farsça kelimeleri Ermeni Kıpçakçasına, bazı farklı Türk dillerinden, birçok insan tarafından ikinci dil olarak konuşulan Ermeniceden ve Slav dillerinden olmak üzere üç farklı yoldan girmiştir. Ermeni Kıpçakçasına girmiş olan bu kelimelerin XVIII yy’dan önce olmasına dikkat edilmelidir [Trıyarski, 2000, 301]. Bu kelimelerin çoğu Osmanlı Türkçesinden alınmış olabileceği tahmin edilmekte, çünkü Ermeni Kıpçakçasının iki diyalektinden biri Osmanlıcanın etkisinde kalmıştır [Trıyarski, 2000, 301; Garkavets, 1979, 6].
Ermeni Kıpçakçasına Arapça ve Farsça kelimelerin dışında Ermenice kelimeler ve dinî terimler de geçmiştir [Trıyarski, 2001, 59-109].
Son yıllarda yapılan araştırma ve çalışmalardan Ermeni Kıpçakçası nedir sorusuna bugün yeterince tam bir cevap verebiliriz. Ermeni Kıpçakçası XVI-XVII yy’da Ukrayna’da ayrı kolonilerle yaşayan, oldukça kalabalık bir Ermeni Kıpçak grubu tarafından kullanılan, Batı Kıpçak dillerinden biridir.
Ukrayna ve Polonya’daki Ermeni kolonileri hiçbir zaman Türk dünyasından Karaimlere ve Memlûk Kıpçaklarına tanınan ayrıcılığa ulaşamadılar. Bu nedenle Ermeni Kıpçakçası, Kıpçak dili ya da en azından CC’nın dili kadar incelenme durumuna gelmedi [Daşkeviç, 1981, 90].
0.2.3. Kıpçakça Konuşan Ermenilerin Yazılı Mirası
Ermeni kolonileri kendilerinden sonra çok zengin bir yazılı miras bıraktılar. 1521-1669 yılları arasında yazılan ve günümüze kadar muhafaza edilen Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış 112 eser bulunmaktadır [Garkavets, Hurşudyan, 2001, XIX].
Ermeni Kıpçakça yazma eserleri Kiev’de (28 kitap, Kamenets-Podolsk Ermeni Mahkemesi’nin defterleri ve Andrey Torosoviç’in “Tainstva Filosofskogo Kamnya” adlı yazması), Lvov’da (Bir Ermeni Kıpçakça Sözlük ve 26 ayrı belge), Erivan’da (Hristiyan ve Filolojik içerikli üç Kıpçakça elyazması ve Kıpçakça ayrı yazılarla altı Ermeni elyazması), Sankt-Petersburg’ta (Ermeni-Kıpçakça Sozlük, Zebur ve Veli’lerin Yaşamları) Viyana’da (3 tane Ermeni Kıpçakçası Sözlüğü, Sudebnik “Mahkeme Kitabı”, Hristiyanlık ve mahkemeyle ilgili 13 elyazması, mahkeme defterleri, Zebur ve dua kitapları, Vartapet Anton’un 3 vaaz kitabı), Venedik’te (10 elyazması, Zebur ve dua kitapları, mahkeme defterleri, vakayinameler), Krakov, Varşova ve Vrotslav’da (Zebur ve dua kitapları, takvim ve 1528-1604 yıllarına ait Sudebnik’i de içeren 11 elyazması), Paris’te (4 elyazması: Zebur, takvim, Sudebnik ve hikmetli Akir hakkında menkıbeleri ve vakayinameleri içeren kitaplar), Gerl’da (Armenopolis, Şamoşuvas Romanya: Zebur) ve Leyden’de (bizim de üzerinde çalıştığımız “Algış Bitigi” adlı basılmış ilk dua kitabı) muhafaza edilmektedir [Garkavets, Hurşudyan, 2001, XIX].
Ukrayna, Ermenistan ve Russya’da muhafaza edilen yazma eserler (67 elyazması), A. Garkavets tarafından 1993’te Kiev’de Ukrayna dilinde yayımlanan katalogda verilmektedir [Garkavets, 1993, 10]. Çoğu tanımlamalar metinlerle eklenmiş ve bilimsel yorumlarla temin edilmiştir. Diğer ülkelerde muhafaza edilen diğer kaynaklar ise listelendirilmemiştir.
XIV yy’dan-XIX yy’a kadar yaklaşık altı yüz yıllık bir döneme yayılmış olan Ermeni harfli Türkçe yazma eserler din, edebiyat, tarih, felsefe, doğa bilimleri, ziraatçilik alanlarında, yazıldıkları döneme dair önemli birer mirastır.
Kıpçakçayı konuşan Ermenilerin yazılı mirası çeşitli ekonomik, politik ve kültürel hayatın alanlarını kapsamaktadır. Bu yazılı eserler, tarihi vakayinameler, hak kanunları ve tutanaklar, filolojik çalışmalar, dinî eserler, doğal bilimler eserleri olmak üzere altı grupta toplanabilir [Garkavets, 1979, 6; 1993, 12; Garkavets, Hurşudyan, 2001, 595].
1. Tarihi vakayinameler
Bugüne kadar Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış üç vakayiname muhafaza edilmiştir. Bunlar, Kamenetsk vakayinamesi, Venedik vakayinamesi ve Polonya vakayinamesi’dir. Kamenetsk vakayinamesinin Kıpçakça bölümü, 1611-1624 yıllarına ait ve 1650-1652’de Kamenetsk-Podolsk’ta yaşayan Agop ve Avksent kardeşler tarafından Ermenice ve Ermeni Kıpçakçasıyla hazırlanmıştır. Bu vakayinamede Ukrayna’nın sağ kıyısında ve batısında, Moldova’da gerçekleşen olaylar, ama en önemlisi 1430’dan 1652’e kadar Kamenets-Podolsk’ta geçen olayları içermektedir. En önemli bölümü ise, Hotin savaşına aittir. İlk Kıpçakça yazılan yazı Ocak 1611’de Kamenets’ta Ermeni cemaatinin başkanlık seçimi, son yazı ise 12 Mayıs 1622’de Zamostye’de Kafalı Vartapet Mesrob’un ölüm haberleridir. Vakayinamenin iki nüshası bulunmaktadır. Birinci, daha geniş olan nüshası, Venedik’te Ermeni Mehitarist Kütüphanesi’nde, ikincisi, kısaltılmış olanı ise, Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Birinci, Venedik nüshanın Ermeni Kıpçakçası bölümünün tümü 1896’da G. Alişan tarafından yayımlandı. Son zamanlarda aynı bölüm yeniden 1968’de E. Schütz ve 1969’da İ. Vasary tarafından yayımlandı, ancak tam olarak değil (Viyana Mehitarist Kitaplığında 1700 no’lu elyazması). E. Schütz’un bu çalışması tarih ve dil bilimi araştırmalarını içermektedir. İkinci, Paris nüshasının Ermeni Kıpçakçası bölümünü J. Deny fransızcaya tercüme etti, sözlük ve isimlerin indeksini de ekleyerek Latince transkripsiyonuyla beraber yayımlamıştır: (Paris Milli Kütüphanesinde 194 no’lu elyazması): Bu vakayıname 1060 (1611)’den 3 (13) Kasım 1062 (1613)’e kadar olan yazıları içermektedir [Garkavets, 1979, 9; 1993, 13].