0. GİRİŞ

 

0.1. Çalışmanın Tanıtımı

0.1.1. Konu

Çalışmamızın konusu, Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış Algış Bitig’i adlı eserin transkripsiyonu, Türkiye Türkçesine aktarılması, dizinin hazırlanması ve metinde geçen durum eklerinin şekil, görev ve işlevleri bakımından incelenmesidir.

0.1.2. Amaç

Bugüne kadar Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış birçok kitap çeşitli yerlerde basılmıştır. Pek çok Batılı Türkolog Ermeni Kıpçakçası üzerine önemli çalışmalar yayımlamıştır. Ancak yapılan bu çalışmalar Ermeni Kıpçakçasını tüm yönüyle ortaya koymaya yetmemektedir. Bugüne kadar bilim alemine hâlâ tanıtılmayan ya da tanıtıldığı halde üzerinde çalışma yapılmayan yazmalar da bulunmaktadır. Tanıtılıp da üzerinde bilimsel çalışma yapılmayan eserlerden biri de “Algış Bitigi”dir.

Bu çalışmamızdaki amacımız “Algış Bitigi”nin transkripsiyonunu yapıp, Ermeni Kıpçakçasındaki durum eklerini Eski Türkçe ve Tarihî Kıpçak Lehçelerindeki şekilleriyle karşılaştırmak ve eseri bilim âlemine kazandırmak, bu sayede de Alġış Bitigi’ni tanıtmak ve Ermeni Kıpçakçasına katkıda bulunmaktır.

0.1.3. Malzeme ve Yöntem

Tezimizde malzeme olarak "Algış Bitigi" adlı eser kullanıldı.

Çalışmamıza, Kıpçakçayı yazı dili olarak kullanan Ermeniler ve Ermeni Kıpçakçasıyla ilgili yurt içinde ve yurt dışında bulunan kaynakların taranmasıyla başlandı. Ermeni Kıpçakçası üzerinde daha çok Batılı Türkologlar çalıştığı için kaynakların çoğu yurt dışında bulunmaktadır. Ermeni Kıpçakçasıyla ilgili çalışmalar az olduğundan ve çoğunun yurt dışında bulunduğundan kaynaklara ulaşmak epey zor oldu. Kaynaklar taranıp değerlendirildikten sonra metnin Ermeni alfabesinden Latin alfabesine transkripsiyonu yapıldı. Daha sonra durum eklerini almış olan bütün kelimeler fişlenerek, işlevlerine göre tasnif edildi. Tasnif aşaması bittikten sonra da dizin hazırlandı ve metin Türkiye Türkçesi’ne aktarıldı.

0.1.4. Çalışmanın Bölümleri

Çalışmamız, Giriş-İnceleme-Metin-Tercüme-Dizin-Sonuç olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan Giriş bölümünde, Kıpçakça konuşan Ermeniler (tarih, dil ve edebiyat, yazılı miras, alfabe ve din) ve Ermeni Kıpçakçasıyla ilgili bilgiler verildi.

İnceleme bölümünde durum ekleri tek tek incelendi. Durum ekleriyle ilgili ET, Altın Ordu sahası, Kıp.T, Mem.K ve Erm.K’deki görüşler sıralandıktan sonra bu eklerin Erm.K’deki görev ve işlevleri verildi. Bu bölümde durum eki almış örneklerin daha kolay bulunması için geçtiği sayfa numaraları verildi.

Üçüncü bölüm olan Metin bölümünde, AB’nin Ermeni alfabesinden Latin alfabesine transkripsiyonu yapıldı. Metnin transkripsiyonu yapılırken orijinal metnin sayfa ve satır düzeninin bozulmamasına dikkat edildi.

Tercüme bölümünde, metin Ermeni Kıpçakçasından Türkiye Türkçesine aktarıldı. Tercümede özellikle mânânın bozulmaması için kendi yorumumuzu katmadan, kelimesi kelimesine tercüme yolu esas alınarak çevrilmeye çalışıldı, ekleme yapma zorunluluğu olan yerlerde de bu eklemeler parantez içerisinde gösterildi. AB’de geçen mezmurları ve ilâhileri Türkiye Türkçesindeki şekilleriyle karşılaştırmak için mezmurların ve ilâhilerin bulunduğu yerler ve numaraları verildi [bk. 0.2.6.].  

Dizin bölümü, AB’de geçen bütün kelimeler ekine ve köküne ayrılarak oluşturuldu. Bu bölümde kelimelerin anlamları verilip, alfabetik ve gramatikal sıraya göre sıralandı. Anlamları aynı yazılışları farklı olan kelimelere gönderme yapıldı: kun, k‘un “gün”, kun “gün” bk. k‘un vb. Kelimelerde durum eklerinin herhangi birinde eğer şekil değişikliği bulunuyorsa, ek ayrı (alt alta) gösterildi: at‘a-nıŋ ve at‘a-nın; al-dıŋ ve al-dın vb. Kelimelerin geçtiği sayfa ve satır numaraları verildi: frişda-lar 107/15 (sayfa 107/ satır 15).

En son bölüm olan Sonuç bölümünde ise, incelememiz sonucunda elde ettiğimiz bulgular özetle toplu bir şekilde verildi. AB’de geçen durum eklerini daha açık ve toplu bir şekilde görebilmek için iki tablo verildi. Bu tablolar durum eklerinin kullanım sıklığını ve işlev değişmelerini gösteren tablolardır.

0.2. Kıpçakça Konuşan Ermeniler ve Ermeni Kıpçakçası

0.2.1. Kıpçakça Konuşan Ermenilerin Tarihi

Kıpçakça, Kıpçak Türkçesi  ya da Kumanca olarak da bilinmektedir. Orta Türkçenin kuzeybatı kolunu oluşturan eski Türk lehçesidir. Kıpçaklar, Deşt-i Kıpçak, Mısır ve civarında ve Kırım olmak üzere üç ayrı bölgede hayatlarını sürdürmüşlerdir. Biz bu çalışmamızda Ukrayna’da yaşamış olan Ermeni Kıpçakları ve Ermeni Kıpçakçası üzerinde duracağız.

Ermeni tarihçileri Ukrayna topraklarında ilk Ermenilerin ortaya çıkmasını 11.yy’ın ortalarında başkenti Anı olan Bagratid Ermeni devletinin düşmesine bağlamaktadırlar [Garkavets, 1983, 7; Garkavets, Hurşudyan, 2001, 587; Pritsak, 1988, 123; Tekin, 1997, 110]

Ukrayna’da Galits-Podolsk’ta Türk dilli Ermeni kolonileri, yaklaşık olarak XIV yy’larda, daha Moğollar döneminde Altın Ordu zamanında ilk defa görüldüler. Daha sonra, XV yy’ın sonlarında, Osmanlılar Kırım’da (1475) Kafa şehrini aldıklarında, onlara birçok koloni akını eklendi. Kırım’daki Ermeniler kitle halinde Kafa şehrini terk ettiler ve Podolya ve Galıtsiya’ya kendi dindaşlarının yanına göç ettiler. Bugün bu Ermeni kolonileri artık Türkçe konuşanlar değil, onlar yerli halklar gibi Ukrayna, Rusça ve Polonya dillerini konuşmaktadırlar. Ancak eskiden onların nasıl konuştukları hakkında, bize XVI-XVII yy’da Ermeni harfleriyle Türkçe yazılan belgeler tanıklık etmektedir [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 586; Garkavets, 1993, 5].

Ermenistan’ı terk etmeleri gereken Ermenilerin çoğu dillerini aldıkları Don, Kırım ve Bessarabya’da yaşayan Kıpçaklarla uzun süre yan yana yaşadılar ve buradan Ukrayna’ya göç ettiler. Ermeniler daha Ermenistan’dayken Kıpçaklarla sıkı bir ilişki içindeydiler. Kıpçakların Ermeni Grigoriyan dinini kabul ettiklerine dair vakâlar bulunmaktadır. G. Alişan, P. Acaryan ve E. Hurşudyan tarafından araştırılan epigrafinin verilerine göre Ermenistan’ın Şiraksk bölgesi Artiksk semtinde bulunan Ariç köyü Kipçag adındaydı, XII yy’da ise bu köyde günümüze kadar korunmuş Hpçahavank (Kıpçak manastırı) adında bir manastır bile mevcuttu [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 587; Garkavets, 1993, 6].

XI yy’ın ortalarında oluşan en büyük Ermeni kolonisi Kırım’da Kafe şehrindeydi. XV yy’ın ikinci yarısında Ermeni görgü şahitlerine göre burada 35-40 bin Ermeni bulunmaktadır. İkinci büyük koloni Sudak’taydı. Ermeni kolonileri Kozlev’de, Karasubazar’da, Akmeçet’te (bugünkü Simferopol), İnkerman’da (bugünkü Sevastopol’un sınırlarında), Surhat’ta (Eski Kırım’da) vs. görülmekteydi. Bu koloniler kitle halinde rum, urum ve gürcülerle birlikte 1778-1779’da Kuzey Povoljye’ye göç ettiler. Ve burada bugünkü Rostov-na-Donu topraklarında Nahiçevan-na-Donu ve birkaç köy kurdular [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 588; Garkavets, 1993, 6].

Lvov’da Ermeni kolonileri XIII yy’ın ortalarında görülmeye başlandı. Kiev ve Kamenetsk’in dışında Ermeni akını Lutsk, Vladimir ve Romanya’da Suçav ve Seret şehirlerinde de oluşmuştur. Çok daha sonra S. Baronç, T. Gromnitskiy ve diğer tarihçiler Ermenilerin Ukrayna’nın yaklaşık 70 şehir ve köylerinde bulunduğunu bildirmektedirler. Lvov ve Kamenets’ta pazarlar, kiliseler, mağazalar, yaşlılar yurdu, hamamlar vs. (şehrin dörtte üçü) Ermenilere aitti. Kamenets Ermenileri su değirmenlerini, köyleri, çiftlikleri, arı kovanlarını, sınırları kiraladılar. Ayrıca zanaat atölyelerine ve okullara da sahiptiler [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 588; Garkavets, 1993, 7].

Ermenilerin Kıpçaklardan miras olarak aldıkları ticaret büyük önem taşımaktadır. Ticaret İstanbul, Edirne, Kafa, Kiliya, Lvov, Yaroslav, Krakov (Polonya), Smolensk (Rusya) gibi merkezlerde gerçekleştirilmektedir. İç piyasaya birçok şeyi yerli Ermeniler sağlamaktaydı. Örneğin, 30 eylül (10 Ekim) 1616’da, malın giriş ve çıkışı için gümrük vergisi ödeyen, Kamenets Ermenilerinin listesinde 43 kişinin adı geçmektedir [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 591; Garkavets, 1993, 9].

Yerli Ermenilerin çoğu tüccarlıkla değil de zanaatçılıkla uğraşmaktaydılar, ya da her iki işi de birlikte yürütmekteydiler. 1407 yılına ait vergi tutanaklarına göre Lvov Ermenilerinin % 80’ni zanaatkârlar oluşturmaktaydı [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 592; Garkavets, 1993, 10].

Kendi Kıpçak diline yakın olan Kırım Tatarca ve Türkçeyi bildiklerinden, Ermeniler sık sık tercüman, danışman, müşavir, refakatçi hatta bazen diplomat gibi davet ediliyorlardı [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 593; Garkavets, 1993, 10].

Kıpçakça konuşan Ermenilerin tarihinden en ilginç faktörlerden biri de XVII yy’ın başlarında Lvov’da, birkaç yıl süren Kıpçakça eser basan basımevi faaliyet göstermiştir. Bu basımevinin kurucusu Yovannes Karmadanets idi. Burada bizim de üzerinde çalıştığımız Algış Bitigi (Hristiyanlar için Ermeni âdetine göre bir dua kitabı) adlı kitabı ilk defa Türkçe yayımlamıştır. Bu basımevinde basılan diğer iki kitaba (Psaltır ve Leçebnik) bugüne kadar, maalesef, rastlanmamıştır [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 593].    

0.2.2. Kıpçakça Konuşan Ermenilerin Dil ve Edebiyatı

Ermeni Kıpçakçası ses bilgisi ve gramer özellikleri açısından Tatar diyalektlerinden olan Karaimce, Kumanca, Urum ve Kırım Tatarcasıyla büyük bir benzerlik göstermektedir [Garkavets, 1993, 12]. Ermeni Kıpçakçası, XI-XIV yy’da Macaristan ve Kuzey-Doğu Avrupa’da Kıpçak-Kumanların konuştuğu ve Codex Cumanicus’ta da kullanılan dildi. Aynı şekilde XIV-XVII yy’da Altın Ordu ve Memlûk Kıpçakçasıyla yazılmış eserlerin diline de yakındır [Garkavets, 1979, 5; 1987, 114; Garkavets, Hurşudyan, 2001,  XX, 586].

Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış eserlerde, bu dili konuşanlar önce “*ıpça* tili”, sonra “bizim til” ve daha geç “tatarca” olarak üç şekilde ifade etmişlerdir [Garkavets, 1987, 114; 1993, 11;  Garkavets, Hurşudyan, 2001, 594].

Ermeni Kıpçakçası metinleri 1,5 yıl kadar XVI-XVII yy’da Ukrayna (en çok Lvov, Kamenets-Podolsk), Polonya, Romanya, Moldova, Kırım ve Türkiye’de yürürlükteydi. Ermeni Kıpçakça yazı dili daha çok Ermenilerin Ukrayna’ya göç ettikleri bölgede yaygınlık kazanmıştır [Garkavets, Hurşudyan, 2001, XVII].

Ermeni Kıpçakçası, XVI-XVII yy’da Kamenetsk-Podolsk ve Lvov’da yazılan Ermenice eserlerden bilinmektedir [Garkavets, 1979, 6; Daşkeviç, 1983, 91].

Kıpçakların çevresine yerleşerek ve onların hakimiyeti altında kalan Ermeniler, ana dillerini unutarak asimile olmuşlardır. Ukrayna’daki Ermeniler kendilerini Ermeni olarak adlandırıyorlardı, ancak kendi ana dillerini neredeyse bilmiyorlardı. Genellikle Kıpçakça konuşuyor, yazıyor ve dua ediyorlardı [Garkavets, Hurşudyan, 2001, s. XVII]. Kırım Ermenilerinin büyük bir bölümü konuşma dili olarak Tatarcayı kullanıyorlardı. Kırım’dan gelen Türkçe konuşan Ermenler Kiev, Vladimir, Lutsk, Lvov, Kamenets-Podolsk ve Galiç’te yerleştiler. Türk dili yerleşenlerin yalnız konuşma dili değil, ana dili olarak da sayılmaktaydı. Bu dili evde kullandıkları gibi, törenlerde, kiliselerde ve Ermeni kitap dilini ve konuşma dilini anlamayan halkla olan ilişkilerinde kullanmaktaydılar. Ermeniler Türkçeyi korudular ve geliştirdiler, önemli yasaları, kilise literatürünü bu dille tercüme ettiler. Eski Ermenice ise yalnız ayin dili olarak kullanılmaktaydı, ancak bütün din adamları anlamıyordu. Ermenice konuşma dilini iyi bilmiyorlardı ve özellikle okullarda öğreniyorlardı [Daşkeviç, 1981, 85]. Bu Ermenilerden Ermeni yazısıyla fakat Türkçe pek çok yazma eser ve belge kalmıştır. Bunlardan bir kısmı Ukrayna Devlet Arşivinde bulunan ve 1559-1664 yıllarına ait olan Kamenets-Podolsk cemaati belgeleri 1944’te Alman çekilmesi sırasında yanıp kül olmuşsa da bugün Viyana Mehitarist Kitaplığında, Viyana Milli Kütüphanesinde, Venedik Mehitarist Kitaplığında, Paris Milli Kütüphanesinde, Breslav, Lvov ve Krakov şehirlerinde daha birçok yazma bulunmaktadır. Bu yazmaların çoğu dinî eserler, vaaz ve dualar, Ermeni Cemaati mahkeme kararları, evlilik kayıtları, noter senetleri gibi eser ve belgelerle vakayinamelerdir [Tekin, 1997, 111, Pritsak, 1988, 123].

Yaklaşık 300 yıl ölü olan Ermeni Kıpçakçası Türkologların dikkatini birkaç açıdan çekmektedir. Ermeni Kıpçakçasının sosyoloji ve dil bilimi üzerine yeterince çalışılmamıştır. Ancak, dil bilimciler son 20 yıldır bu konuda çalışmakta ve bu konuda bilgiler oldukça artmaktadır. Ancak, yine de bazı faktörler yeterince açıklanmamıştır [Daşkeviç, 1983, 91].

Bu dilde pek çok eser yazılmıştır. İşte bu büyük yazılı miras araştırmacıların pek çoğunun dikkatini çekmiş ve daha ayrıntılı çalışmalara yönlendirmiştir. Ermeni Kıpçakçası tarihî gelişimi üç aşamadan geçmektedir. Bunlar birincisi, Ermenilerin Kıpçakçayı konuşma dili olarak benimsemeleri ve dilin yazı öncesi dönemi, ikincisi Ermeni Kıpçakçasının yazı dili olarak ortaya çıkışı ve yazı dilinin parlak dönemi, üçüncüsü de Ermeni Kıpçakçasının düşüşü ve kaybolma dönemidir [Daşkeviç, 1983, 92].

1. Ermeni Kıpçakçasının yazı öncesi dönemi (XIII yy’ın sonu - XV yy)

Ermeni Kıpçakçası yazı öncesi dönemi XIII yy’ın sonu ile XV yy’ı kapsamaktadır. XIX yy’ın sonları ile XX yy’ın başlarında Türkolojide Ermeni Kıpçakçası hakkında fazla bilgi olmamasından bu konuda çelişkili bilgiler vardı. Bununla beraber dilin kendisi ve inceleme yolları hakkında bazı yanlış düşünceler de olmuştur. Ermeni Kıpçakçası hakkında yüzyıllar önce fazla bir şey bilinmemekteydi ve kullanımı küçük bir çevrenin bilenleriyle sınırlıydı. Ermeni Kıpçakçasının araştırmaları ancak son zamanlarda ortaya çıkmaktadır [Daşkeviç, 1981, 79].

XVII yy’ın yazarlarının Ermeni Kıpçakçası hakkında görüş ve düşünceleri şöyledir. Yaklaşık yüz yıl önce Fransız misyoneri İ. Gallifotskiy “Kniga poznaniya zemli” adlı kitabında Kuzey Karadenizde pek çok Hristiyanın, özellikle Katoliklerin, Yunanlıların, Avarların, Gotların, Rusların, Çerkeslerin ve Kumukların olduğunu ve bütün bu halkların Tatarca konuştuklarını ve yüz yıllık bir zaman içerisinde yerli Ermenilerin dili çabuk benimsediklerini bu da Ermeni tüccar ve zanaatçıların yerli Tatar halkıyla günlük ilişkilerinde Tatarcayı kullanmak zorunda olduklarından kaynaklandığını bildirmektedir [Daşkeviç, 1981, 80; 1983, 93]. İtalyan kilise adamı Antonio-Maria Gratsini (1537-1611), 1564’te Lvov’da Ermenilerle buluşmuş ve bu buluşmadan sonra Ermenilerin Ermeni harfleriyle yazılmış kanun ve kilise ilâhilerinin olduğunu, ancak onların yalnız bazı papazların okuyabildiğini, kendilerinin genellikle İskit (Tatarca) ve Türk dillerinde konuştuklarını bildirmektedir. Polonya tarihçisi Martsin Kromer (1512-1589), 1577’de Ermenilerin kendi dillerinde, ayrıca Ukrayna ve Polonya dillerinde de konuştuklarını ve ayinlerinde kendi dillerini kullandıklarını belirtmiştir. Alman İogann Alnpeh (-1636), 1603-1605’te Lvov’u anlatırken, yerli Ermenilerin kiliselerde ayinlerini ana dillerinde yaptıklarını, ancak evlerinde istisnasız Tatarca konuştuklarını belirtmektedir. Alman coğrafyacısı Martin Tseyller (1581-1661) ve  Hollandalı tarihçi ve coğrafyacı Andreas Tsellariy de Ermenilerin konuştuğu dilin Türkçe olduğunu yazmışlardır. Fransız doğu dilleri uzmanı Lui-Mari Pidu de Sent-Olon (1637-1717) 1665-1669’da Türkçe, Tatarca, Latince ve Kitap Ermenicesini rahat bir şekilde konuşan Ermeni papazı Lvovlu G. Balzam’ı, 1666’da Kamenets-Podolsk’ta yalnız ana dillerinde, yani Ukraynaca ve Tatarca değil, İtalyanca ve Ermenice de konuşan rahibe Mariya’yı, Kafalı İ. Baltaroglu’nun 1668’de kilisede vaazları Türkçe okuduğunu ve Kamenets-Podolsk’tan 1669’da anılan K. Muratoviç’in Tatarca, Latince, Polonya ve Ukrayna dillerini de bildiğini yazmıştır [Daşkeviç, 1981, 80].

devamı