Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Karga, tilki ve saksağan

Adıge Pşisexer, s.61.

İlk anlatanı ve derleyeni bilinmiyor.

 

Bir karga ailesi ağacın birinde güzel bir yuva yapmış. Vakti gelmiş, ana karga yumurtlamış. Vakti gelmiş kuluçkaya yatmış. Vakti gelmiş; birbirinden güzel beş minik kara yavrusu dünyaya gelmiş.

Hemen ardından da komşusu tilki çıka gelmiş. Başını kaldırıp yuvadaki kargaya seslenmiş:

“Benim ağacımın tepesinde ne yapıyorsun öyle?”

Şaşkınlık içinde kalan anne karga yanıt vermiş:”Şu kocaman ormanda üzerinde benim yuva yaptığım bir tek ağaç var. Bu nasıl senin ağacın oluyor tilki kardeş?”

“Hayır, benim bu ağaç, onu kesip eve götürmeye geldim ben. Sobada hiç odun yok, yiyecek bir şeyimiz de kalmadı zaten. Hiç değilse sıcacık bir evde oturursak açlığımız belki hafifler, unuturuz. Onun için odun götürüp gitmezsem eğer, hanım beni eve sokmaz.”

“Ah, eyvah, ne yazık, ama ben ne yapabilirim şimdi” diye yakınmış karga, telaşa kapılmış.

Karganın gerçekten çaresiz kalıp telaşa kapıldığını gören fırsatçı tilki:

“Ağacı kesersem, bütün yavruların düşüp ölür. Hepsini kaybedeceğine, yalnızca birini kaybetmen daha iyidir. Yavrularından birin bana ver de, odun götüremesem de hiç olmazsa onu götürürsem evdeki kocakarıyı razı ederim” demiş.

Karga ne yapacağını şaşırmış, çok zor bir durumda kalmış ama ne yapsın, yavrularının hepsini kaybedeceğine birini kaybetmeye razı olmuş. Yavrularından birini aşağı atmak zorunda kalmış. Fırsatçı tilki minik yavruyu kapıp gitmiş, ininde bir güzel yemiş.

Birkaç gün sonra tilki tekrar ağacın dibine gelmiş. Karga tilkiyi görünce ürkmüş ve ona güzel sözler söylemeye, iltifatlar etmeye başlamış.

“Hoş geldin, değerli komşum! Nasılsın, halin keyfin nasıl?”

Sahtekar tilki yalancıktan üzüntülü numarası yaparak:

“Sorma, halimiz berbat. Ne yiyeceğimiz var, ne de yakacağımız. Kocakarı odun getirmeden gelmeyeceksin diyerek sürdü evden beni”.

“Peki benim zavallı küçük yavrumu götürürsen yetecek dememiş miydin?”

“Evet ama, cadı karı ne bana, ne de sana acıyor. Yine kovdu beni evden. Ne yapabilirim? Yavrularından birini daha ver de ağacı kesmeyeyim. O zaman uzunca bir süre gelmeyeceğime söz veririm, kusura bakma değerli komşum benim. Ne yapabilirsin, Allahın takdirine katlanmak gerek. Ne kötü rastladı, zavallı sen de bulup bulup benim bir tek ağacıma gelip tünemişsin”

Tilki böyle konuştuktan sonra, gerçekten çok üzgünmüş gibi derin derin düşünmeye, üzgün üzgün yere bakmaya başlamış. Ama yakındaki bir başka ağaçta yaşayan saksağan konuşmaları duymuş ve durumu anlamış. Hemen koşup karganın yanı başındaki ağaca tünemiş ve:

“Ne kötü bir şey yaptığın karga kardeş! Deli misin ne? Hiç olacak şey mi bu yaptığın? Yavrularını tek tek bu sahtekar tilkiye kaptırıyorsun” demiş.

Sonra da tilkiye dönerek:

“Ne zamandan beri ağacın olmaya başladı senin? Söyle bakayım, sahtekar, düzenbaz tilki! Ağaç keseceksen hani baltan, hani testeren, hani ipin? Hadi defol buradan!”

Zılgıtı yiyen tilki, foyası meydana çıkmış, burnu yere, umutları suya düşmüş olarak çekip gitmiş. Karga sevinçle yavrularına sarılmış, saksağan da yaptığı işin verdiği gönül huzuru ile sevinerek ayrılıp evine dönmüş.

(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)