|
|
|
|
İstanbul
nasıl kuruldu? “...
Gerilemeye terk edilmiş olan Roma karşısında, İstanbul her geçen gün
biraz daha büyüdü ve sırf imparatorun oturduğu yer olmasının yanı sıra
idarenin de merkezi olması, burayı gerçek başkent durumuna getirdi. Konstantinus’un
saltanat döneminin en temel olayı budur ve bence bu olay, kaçınılmaz sonu
öne almış olan, Hıristiyanlığın kabulünden çok daha önemlidir. Daha
İlkçağ’dan beri Konstantinus’un, paganlığın kalesi Roma’dan, halkın
orada artık kendisini sevmediği kanısına vardığı için ayrıldığı söylenmiştir. Sözde
Eusebios’un tanıklığına bakarak, Konstantinopolis’i Hıristiyan bir kent
yapmak istediğine inanmanın da yanlış olacağı gibi, bu da yanlıştır. Kentin
kuruluşuna, pagan ayinler eşlik etti ve Konstantinus, kentte kiliseler yaptırmasına
karşılık, varolan tapınakları bıraktı (hatta pagan Zosimos’un bu konuda
güvenilir sayılabilen tanıklığına göre yenilerini inşa ettirdi.) Konstantinus, aslında, stratejik, ekonomik, politik düşüncelerle hareket ediyordu. Stratejik:
İmparatorluk üzerindeki en büyük tehlikeler Gotlar’la Persler’den
geliyordu. Ekonomik:
Karışık zamanlarda Boğazlar yolunu serbest tutmak, Karadeniz kıyılarındaki
ülkelerle Akdeniz, Avrupa ile Asya arasında ticari mübadeleyi sürdürmeyi sağlamak
zorunluluğu vardı. Ve
nihayet politik: İtalya’nın, daha 2.yüzyılda pek apaçık olan genel
gerilemesi hızlanmıştı; eski ayrıcalıklarının içinde gururla donup kalmış
olan Roma, ölü bir kentti. Yunan Doğu, zenginliği ve uygarlığıyla,
imparatorluğun yaşayan kısmı olarak açıklıkla ortaya çıkıyordu. Zaten
Roma daha 3. yy.da fiili başkent olmaktan çıkmıştı. Dörtler erkinin dört
hükümdarından hiçbirinin ikametgahının Roma’da olmaması ve İtalya’da
da, o dönemde, Milano’nun yerini almış olması anlamlı değil midir? Ve
yine, zaten Konstantin’in kendisi de Roma’da değil, Trier’de,
Sirmium’da (Mitrovica), Nikomedeia’da oturmuştur.” (Paul
Lemerle, Bizans Tarihi, S.22-23) |