|
|
|
|
Sayfa 3 (söylemekte)dir. Neugebauer da Mezopotamyalılar’ın, bu denklem
sistemlerini birinci dereceden iki denkleme indirgeme metoduyla çözümlerini
bulduklarını belirtmektedir. Örneklerden anlaşıldığına göre, Mezopotamyalılar
denklemleri başka şekillere dönüştürme alışkanlığında idiler ve yardımcı
bilinmeyenlerden faydalanmada ustalaşmışlardı. Birbirlerine kolaylıkla dönüşebilen
ikinci derece denklemlerini tipler halinde dondurup, bunları birbirlerinden ayrı
tutmaları, bu tip tasniflerinin, geometrik yorumlama tarzlarına dayandığı
tahminlerinin doğruluğunu gösteriyor olabilir. Abdülhamid ibn ibn Türk ve Hârezmî cebirinde bütün
denklemler tek bilinmeyenli üç tipe, yani Mezopotamyalılar’ın 7, 8 ve 9.
tiplerine dönüştürülüyordu. Bu bakımdan, Abdülhamid ibn Türk ve Hârezmî
cebiri Mezopotamya cebirine nazaran daha derli toplu, metotları daha basitleştirilmiş
bir cebirdir. Mezopotamya cebirinin daha gelişmiş bir safhası olarak kabul
edilebilir. 19. yüzyılda Nesselmann isimli cebir tarihçisi cebirin
gelişimini üç devreye ayırmıştır. Birincisi, her şeyin cümleler halinde
sözlü olarak verildiği retorik safhadır. İkincisi, bazı kısaltma ve
sembollerin kullanıldığı, ancak yine de sözlü ifadelerin hâkim olduğu kısaltmalı
safhadır. Üçüncüsü ise, her şeyin sembollerle ifade edildiği sembolik
safhadır. Bu sınıflamaya göre Mezopotamya cebiri retorik safhadadır. Mezopotamya cebiri, gelişmiş durumuna daha eski Babil çağında
yeni Sumerliler zamanına yakın dönemlerde erişmiştir. Eldeki belgelerin
belirlediği kronolojiye göre, bu cebirdeki metot şuuru oldukça erken çağlarda
ileri bir aşamaya ulaşmıştır. Susa ve Elam’da yapılan kazılarda bulunmuş
olan eski Babil çağına ait bazı matematik tabletleri, cebir biliminin yapısının
sağladığı kolaylıkların soyut bir şekilde ele alınıp yeni metotların
kurulmasında kullanılabilmiş olduğunu göstermektedir.” (Prof. Dr. Aydın Sayılı, Mısırlılar’da ve Mezopotamyalılar’da Matematik, Astronomi ve Tıp) SON
|