|
|
|
Algebra, cebir’den türedi! “Mezopotamya matematiğinin çok gelişmiş bir dalı da
cebirdir. Mezopotamyalılar cebirin kurucusu olarak kabul edilir. Cebirlerinin
çok gelişmiş olması rakam sistemlerinin ileri durumda olmasına bağlanabilir. Bazı araştırıcılara göre cebir kelimesi Mezopotamya
menşelidir. Bu kelime 9. yüzyıl başlarında İslâm Dünyası’nda el-cebr
ve’l-mukâbele şeklinde kullanılmış, Hârezmî’nin El-Kitâbü’l-Muhtasar
fî Hesâbi’l-Cebr ve’l-Mukâbele adlı kitabının 12. yüzyılda
Latince’ye çevrilmesiyle Avrupa’da bu kelime (el-cebr) öğrenilmiş ve bu
matematik dalının adı olarak (algebra, algèbre)
yerleşmiştir. Birinci derece denklemlerinin çözümü Mezopotamyalılar
için bir problem teşkil etmiyordu. Onların cebirde en çok üzerinde
durdukları ve maharet sahibi oldukları konu ikinci derece denklemlerinin çözümleriydi.
İkinciden yüksek dereceli denklemlerin ikinci dereceye indirgenebilenlerini
çözümleyebiliyorlardı. Derecenin indirilmesi için yardımcı bilinmeyenler
kullanmışlardır. İkinci derece denklemleri dokuz grup halinde sınıflandırılmış
ve her tip için ayrı çözüm formülleri verilmişti. Karşılaşılan
problemlerin cebirsel ifadeleri önce bu belirli tiplere dönüştürülmekte,
sonra belli çözüm formüllerine göre otomatik olarak çözüm bulunmaktaydı.
Tabletlerde sembol ve genel formüllerle karşılaşılmamakla
birlikte çözümler daima belli tiplerin çözüm formüllerine göre elde
edildiğinden, bu çözümlerde üstü kapalı biçimde genel çözüm ve formül
fikrinin bulunduğu düşünülebilir. Problemlerin pratik mahiyet taşımayıp daha çok öğrenciler
için düzenlenmiş okul metinleri olduğu anlaşılmaktadır. Alan ve uzunluk
toplamları ve işçi sayısı ile iş günleri sayısı toplamı gibi örnekler
için, bu problemlerin pratik değer taşımalarının mümkün de olmadığı görülmektedir.
Bu durum, Mezopotamya biliminin, özel olarak da matematiğinin sadece pratik
ihtiyaçlara yönelik olduğu şeklindeki inançların gerçek durumu yansıtmadığını
düşündürmektedir. Mezopotamyalılar’ın dokuz tip halinde ele aldıkları
ikinci derece denklemleri ve çözüm formülleri şöyledir:
Bu dokuz denklem tipi içinde en çok kullanılan temel
denklem tipleri 1 ve 2. tiplerdir. Karşılaşılan denklemler genellikle bu iki
tipe dönüştürülüp, ondan sonra çözüm formülleri uygulanarak adeta
otomatik bir biçimde çözümleniyordu. 1.tipi tek bilinmeyenli denklem haline
getirelim. X+y=b’den y=b-x bulunur. Bu y değeri xy=c çarpımında yerine konursa, x(b-x)=c,
bx-x2=c denklemi elde edilir. Eksi işareti kaldırılınca da x2+c=bx
bulunur. Aynı tip y bilinmeyeni cinsinden tek bilinmeyenli denkleme dönüştürecek
olursak, x=b-y olduğundan, y(b-y)=c, buradan da by-y2=c ve y2+c=by
denklemi bulunur. Bu denklem, daha önce bulunan x2+c=bx denkleminin aynıdır. Yani, x+y=b, xy=c denklem sisteminde x ve y için aynı denklemler elde edilmektedir. Bunlar ise 9. tipe tekabül etmektedir. Şimdi de 2.tipi tek bilinmeyenli denklem haline getirirsek, x-y=b'den
y=x-b bulunur, xy=c çarpımında bu y değeri yerine konursa x(x-b)=c'den x2-bx=c
ve buradan x2=bx+c denklemi bulunur. Bu denklem ise dokuz tipin
8.incisine tekabül etmektedir. x-y=b, xy=c denklem çiftinin oluşturduğu aynı 2.tip y
cinsinden ifade edilmek istenirse, x-y=b’den x=b+y ve y(y+b)=c’den y2+by=c
denklemi elde edilir. Bu ise 7.tiptir. Görüldüğü gibi 1. ve 2.denklem tipleri 7, 8 ve
9.tiplere dönüşmektedir. 3. ve 4. tipler katsayı veya sabit terim farkı ile
yine 7, 8 ve 9. tip denklemlere eşdeğerdir. 5. ve 6. tipler ise, tek bilinmeyenli denklem haline dönüştürüldüklerinde
birinci dereceden denklemlere indirgenirler. Şu halde 7, 8 ve 9.tiplerin bütün
diğer tipleri kapsadığı sonucuna varılabilir. Bu üç tip denklemde ise, yani 7, 8 ve 9.tiplerle 9. yüzyıl
başlarında İslam Dünyası’nın önde gelen matematikçileri Abdülhamid
ibn Türk ve Hârezmî’de karşılaşılmaktadır. İslam Dünyası’nda da
problem denklemleri önce bu tiplere dönüştürülmekte ve bundan sonra çözümleri
tam kareye tamamlama metoduyla bulunmaktaydı. Mezopotamyalılar’da ise tam kareye tamamlama metodu pek
kullanılmıyor ve iki bilinmeyenli denklem sistemi tek denkleme dönüştürülmüyordu.
Abdülhamid ibn Trük ve Harezmî denklem çözümlerini geometrik yoldan yaptıkları
halde, Mezopotamyalılar bu çözümleri genellikle analitik yoldan yapıyorlardı.
Kurt Vogel, Thureau-Dangin ve Gandz’a göre Mezopotamyalılar’ın bu çözüm
metotları Roma Çağı Yunan cebircisi Diofantos’un çözüm metotlarına
benzemektedir. Şu halde Diofantos’daki şekliyle Yunan cebirinin büyük ölçüde
Mezopotamya cebirinin hemen hemen doğrudan doğruya bir devamı olduğu; Abdülhamid
ibn Türk ve Hârezmî’nin temsil ettiği İslam Dünyası cebirinin ise
Mezopotamya cebirine çok yakın olmasına rağmen, geometrik düşüncelerle
temellendirilmiş olduğundan ondan farklı olup, tadil edilmiş bir şekildeki
devamı olduğu neticesine varılabilir. Tam kareye tamamlama metodu Hârezmî vasıtasıyla
Avrupa’ya geçmiştir. Ancak Hârezmî özel çözüm formüllerini aynen
Mezopotamya cebirindeki şekilleriyle Avrupa’ya nakletmiştir. Yani
Mezopotamya cebiri hem Hârezmî cebirinin temelinde bulunur, hem de onun vasıtasıyla
Avrupa’yı etkilemiştir. Diofantos da Avrupa üzerinde büyük etki yapmış
bir matematikçidir. Şu halde Mezopotamya cebiri büyük ölçüde Avrupa’yı
etkilemiştir. Mezopotamya cebirindeki ikinci derece denklem tipleri
geometrik olarak yorumlanacak olursa, ilk altı tip için asıl olan geometrik
kavramın kare olmayıp dikdörtgen olduğu söylenebilir. Çünkü denklemlerde
esas olan x2 değil x ve y’dir. İlk altı tip denklem sistemi dikdörtgenlerle
ilgilidir. Bir dikdörtgende iki kenar ve alandan ibaret üç nicelikten
herhangi ikisi bilinince, bu bilinenler aracılığıyla üçüncü niceliğin
değerini bir birinci derece denklemi yardımıyla bulmak mümkündür. Bu üç nicelik arasındaki daha kompleks bağlantılar
durumunda ikinci derece denklemleriyle çözülebilecek problemler elde edilir.
Mezopotamya cebirindeki bu denklem tipleri bu tür problemler olarak düşünülebilir.
|