Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Tarım

“16.yüzyıla kadar oldukça ilkel ve doğal yaşama bağımlı kaldı. Dinlendirme zorunluluğu toprağı ‘nadas’a bırakılarak yıllar boyunca verimsiz kalmasına neden oluyordu. Bu soruna Soule Dili’ndeki söyleyişle ‘Labaki aparak’ yani ortak toprakları geçici olarak tarıma açarak çare bulundu. Bu, yalnızca kötünün iyisi bir çözümdü fakat yine de yer yer 18.yy.a kadar sürdü.

Bask Toprağı’nın ürünlerine gelince onlar, o zaman da şimdi de, enleme ve iklime göre farklılıklar gösterirdi ve göstermektedir. 12. yüzyıl sonunda güneyde tahıl, üzüm, hatta Pamplona’nın güneyinde zeytin yetiştirilirdi. Nemli ve serin olan kuzey ise elma –ve elma şarabı- cennetiydi, fakat yerel gereksinimler (özellikle darı ve arpa) ve vergi ödemek için (buğday) kötü de olsa tahıl yetiştirilirdi. Tüm ülke üzüm yetiştirir, özellikle de Guipozcoa ve Viscaya txakoli üretirdi.

Taşımacılığın gelişmesiyle bu bağ ürünlerinde de bir gerileme başlamıştır. Mısırın gelmesiyle tarım da değişikliğe uğradı ve büyük ölçüde gelişti. Bu egzotik tahıl (ona o zamanlar Arto Mairuu ‘Magrip Darısı denirdi. Gaskonya Dili’nde mısır hâlâ Milh Möro’dur) iklime özellikle kuzeyde mükemmel uyum sağladı ve benimsendi. Adı da değişikliğe uğradı ve ona artık hiçbir işe yaramayan darının adıyla artho denmeye başladı.

Mısırın pek çok üstünlüğü vardı. Ekimi sık sık çapalama gerektirir –ki bu da toprağı temizler. Aralarına başka şeyler ekilebilecek kadar (fasulye, balkabağı) seyrek olan sap dipleri yerinde çürüyerek gübreye dönüşür. Kesilen saplar da gübre olarak kullanılır. Mısır sayesinde nadasa son verilerek iki yıllık almaşık ekim düzenine geçilebildi.

Artık toprak yalnızca hasat ve ekim mevsimleri arasında (mayıs) kışın dinlendirmeye ya da hayvanlara yönelik şalgam ekimi için kullanılmaya başlandı. Bu tahılın verdiği daha iyi beslenme olanakları sayesinde nüfus da hızla artmaya ve yaşam düzeyi büyük ölçüde düzelmeye başladı. Mısırın geleneksel tarımı gölgeleyemediği ve ikincil kaldığı güneyde bu değişiklikler daha az hissedildi.

Tarımın giderek gelişmesi ve mısırın yem olarak kullanılmasıyla hayvancılığın sınırlarını genişletmesi, önceleri tüm ülkeyi kapsayan, özgün ürünleriyle düzenli olarak işletilen bugün hâlâ Labourd yamalarında görülebileceği gibi yarı özgür bir yaşam süren atların (Pottoka) doğal barınağını oluşturan ormanlar için çok zararlı oldu. Aletler, özgünlüklerinden ötürü burada anılmaya değer.

Toprağın işlenmesi için kullanılan rahatsız ve yetersiz, ilkel ve ağır Laya’nın garipliği Th.Lefebvre’nin onun için Amerika’da mısır için kullanılan daha hafif bir aletin beceriksizce bir uyarlaması olduğunu ve bu tahılla birlikte getirildiği yorumunu yapmasına neden olmuştur.

Hayvanlar tarafından çekilen aletler arasında önce ilkel Golde Nabar’ı, (Golde, Latince Culter’den, Karasaban, Nabar Saban Demiri) görürüz. Bunlar yuvarlak dikme taşlara (stel) bağımsız anademire paralel olarak, sürülecek tarla tarafından çekilir ve böylece demirin işini kolaylaştırır halde benzerlerinden farklı asıl karasaban (Golde veya Gaskonya Dili Perja’dan Perja, Karasaban Cağı) dört köşedir ve kimilerine göre Cermenler (Süevler) tarafından getirilmiştir. Araçlara gelince Bask Ülkesi uzun yıllar boyunca dolu tekerlek yöntemini korumuştur ve İspanya’da hâlâ korumaktadır.

Pirene Berisi İller’de ise, sabanlığın okla süren Y şeklinde bir dayanağa oturduğu, yarım daire tahta bir çatmanın korkuluk olarak kullanıldığı ve önde sabit bir tür ızgaranın okun dibine kakılmış dikey bir çubuğa dayandığı özgün bir araba (orga) geliştirilmişti.”

(Basklılar, Jacques Allieres)