|
|
|
|
Fransız
İhtilali’nden günümüze... “Fransa’da
18.yy.’ın sonu ve İspanya’da 19.yy.’ın ilk üç çeyreği boyunca Basklılar’ın
ezelden beri yaşadıkları topraklarda kendi dehalarına uygun olarak çağlar
boyunca oluşturdukları geleneksel, liberal –ve çoğu zaman demokratik-
siyasal toplumsal yapıların çöküşü yaşandı. Avrupa’yı
iki yüzyıldır egemenlikleri altına almış olan Jakoben ve merkeziyetçi akımlar
bu yapıları kınayarak reddetmişlerdi. Bu yüzden Fransa’da ihtilal rüzgarlarına
dayanamayarak yıkıldılar. İspanya’da ise soylu bir aile veya örgüte
tutunarak kaderlerini onlarınkine bağlamaya çalıştılar ve onlarla birlikte
yok oldular. 1.Güney İlleri; Carlosçuluk, Fuerolar’ın kaldırılması, uluslar arası çatışmalar ve İç Savaş: Aydınlanma
yüzyılı Pirene Ötesi Bask Ülkesi’nde Fransa’da olduğu gibi kıyameti
andıran bir felaketle bitmeyerek bazı aydınlık girişimleri doğurdu. Bu da
yüzyılın ikinci yarısında Ekonomik Dernekler’in oluşmasına yol açtı.
Bunlardan ilk ve en önemlisi olan Sociedad –Vascogada de los Amigos del Pais
(Bask Ülke Dostları Derneği) burada anılmaya değer: Dernek 1765 yılında
Penaflorida Kontu tarafından, uygulamalı bilimlerin gelişmesini destekleyerek
Bask Ülkesi’nin zenginlik ve mutluluğunu artırmak için kurulmuştu. Dernek
içindekilerin kovulmasından (veya tahliyesinden) sonra boşalan Vergara Cizvit
Koleji’nde Real Seminaro Patriotico Vasco’yu kurdu.Dernek faaliyetlerini yüzyılın
son 30 yılı boyunca sürdürdü. Fakat sonraki yüzyılda Bask Ülkesi’nin
en önemli konusu Carlosçuluk oldu. Bu akımın, tahtta hak iddia etmenin yanı
sıra amacı, artık iyiden iyiye tehlikede görülen iki geleneksel ayrıcalığı
korumaya çalışmaktı. Bu iki ayrıcalıktan biri, ülke içinde _Fueroslar’ın
güvence altına aldığı geleneksel özgürlükler, diğeri ise Bask İlleri’nin
siyasal açıdan Madrid’e karşı göreceli bağımsızlığıydı. İspanya’nın
14. Louis soyundan gelen kıralı Bourbonlu 4.Carlos’un iki oğlu vardı.
Fernando ve Carlos (Don Carlos). Bunlardan birincisi, 1808 yılında 7.Fernando
adıyla babasının yerine geçti ve Napeleon tarafından bir ara –1813’e
kadar- tahttan uzaklaştırılmasına rağmen 1823 yılında kadar antiliberal
bir politika izledi. İspanyol Salica Kanunları’nı yürürlükten kaldırarak
kızı İsabel’i Asturya prensesi 2.İsabel adıyla taht varisi ilan etti. Böylece
kardeşi Carlos’un yolunu kesmiş oluyordu. 1833 yılında ölünce Carlos,
karısı Marie-Françoise ve onun kendisine destek veren kızkardeşi Beira
Prensesi Marie-Therese ile kaçmak zorunda kaldı. Önce Londra’ya giderek iki
pirenses ve general Zumalacarregui ile birlikte İspanya’ya dönüş planları
yapmaya başladı. Ekim ayında kendisini 5.Carlos adıyla İspanya kıralı
ilan etti ve tüm Pirene Ötesi Bask Ülkesi ile güneydeki komşu topraklarda
yedi yıl sürecek bir savaş başlattı. Savaşan taraflar önceleri sadece
birbirlerini incelemek, kuvvetlerini düzenlemek ve ordularını güçlendirmekle
yetindi. Bilbao’nun
ilk kuşatması sırasında yaralanan Zumalocarregui 1835’de ölünce yerine
General Maroto geçti. Savaşın iki yıl sürecek bu evresi 1834’de Marie
Françoise’dan dul kalmış olan Don Carlos’un dört yıl sonra evleneceği
Beira Pirensesi’nin oğlu Carlosçu general Don Sebastian’ın hücumlarıyla
başladı. Fakat ordu 1837’de Madrid’e kadar ilerlediyse de gerçekte
artarda kayıplara uğruyordu ve morali çok bozuktu. Yenilgiler
Saray’da dedikodulara yol açıyordu. Sonuç olarak çözülme başladı ve çarpışmalar
Fueroslar’a doğrudan bir tehdit oluşturmayan Vergara Konvansiyonu ile (1839)
sona erdi. General Cabrera on ay daha dayanmaya çalıştıysa da Don Carlos
Fransa’ya kaçmak zorunda kaldı. Ana
Kıraliçe, hükümeti, Carlosçular’ı yenmiş olan General Espartero’ya
emanet etti ve bir süre sonra da Kıral Naibeliği’nden onun lehine feragat
etti. Espartero da bir süre sonra liberallerin baskısına dayanamayarak
iktidardan ayrıldı ve İngiltere’ye sığındı (1843). Tahta da 2.İsabel
geçti. Üç
yıl sonra yeni bir iç savaş başladı. Bu kez olaylar, Montemolinos Kontu
Carlosçu Luis’in 5.Carlos’un tahttan kendi yehine feragat etmesi üzerine
6.Carlos adıyla kırallıkta hak talep etmesinden kaynaklanan olaylarla
Barselona’da başlamıştı. Cabrera, ordulara komuta etmek için 1847 yılında
geri geldi fakat ertesi yıl sınırı yeniden geçmek zorunda kaldı. Mücadele
Montemolinos Kontu’nun kardeşi Juan
ile Modeneli Mraie-Beatrice’in oğlu olan bir yeğeni tarafından 1868 yılında
7.Carlos adıyla yeniden başlatıldı. Çarpışmalar önce Londra, sonra da
Paris’ten yönetildi ve 1871 yılında 2. İsabel’in yerine geçen 1.Amedeo
zamanında ciddi boyutlara ulaştı. Fueroslar’dan
yana olan Amorebieta, savaşın 1873’ten itibaren tırmanmasını
engelleyemedi. Federalist düşünceli Birinci Cumhuriyet Savoie’lı
Amedeo’nun yerini almasıyla Carlosçular önce başarılı oldular. Bask
illeri ve Rioja d’Alava boyun eğdi. Don Carlos Loyola’da kıral ilan
edilerek kutsandı. Mahkemeler, bilimsel ve askeri akademiler, bir de posta
idaresi kuruldu. Hatta eski Omake Üniversitesi bile yeniden öğretime açıldı.
Ne var ki 1874 yılı Carlosçular için başarısızlıkla sonuçlanan yeni bir
Bilbao kuşatmasının ardından İspanya Tahtı’na 12.Alfonso’nun geçmesiyle
bitti. Yeni
kıralın generalleri bir yıl içinde Katalonya’dan Vascogadaslar’a kadar
zaferler kazandılar. Don Carlos sınırı Arneguy’dan yine geçmek zorunda
kaldı (1876, Şubat).Birkaç ay sonra Fueroslar askıya alındı. Yasalar
askere gitmeyi, arazi vergisini, maden ve tuz için harç ödenmesini, damgalı
kağıt kullanımını zorunlu kılarak, Forales örgütlerinin yerine İspanya’nın
geri kalanındaki gibi Bölge Temsilcilikleri’ni getirdiler. Bu
hizaya getirilişin ertesinde, 1893’te, eski bir Carlosçu olan Viscayalı
Sabino Arama Goiri, ‘Gelecekteki Bask Milliyetçi Partisi’ ‘Communio’yu
kurdu. Sloganı Joungo ikoa Eta Lege Zaarrak’tı, ‘Tanrı ve Eski Yasalar-Fueroslar’. Bu
arada liberal hükümet işçi kesiminden gelen önemli taleplerle karşı karşıyaydı.
Avana Goiri’nin bu yüzyıl başında ölmesinden sonra, hareket inanç kökeninden
ayrılarak (1910’da kurulan Aberri Eta Aşkatasuna ‘Vatan ve Özgürlük’
grubu veya Milliyetçi Bask Hareketi gibi) köktenleşmeye (radikalleşmeye) yöneldi. 1918
seçimleriyle Cortes’e giren milliyetçi yedi milletvekili Fueroslar’ın
yeniden açılmasını istedi. Primo de Rivera’nın diktatörlüğü sırasında
bu hareket biraz gölgede kaldıysa da canlılığını yitirmeden çeşitli kültürel
(resim, müzik) etkinlikler düzenledi ve destekledi. 1930’daki San Sebastian
Paktı, özerklik yanlılarının taleplerini yeniden gündeme getirdi: Milliyetçi
Bask Communio’sundan 1906’da doğan Euskadi Buru Batzar (Bask Ülkesi Yüksek
Konseyi) selefinin yerine geçen Kıral 13.Alfonso’nun tahttan cumhuriyet
lehine feragat etmesi üzerine toplanan ve çoğunlukla Cumhuriyetçiler’den
ve Sosyalistler’den oluşan 1931 Kurucu Cortesi’ne Viscayalı Jose-Antonio
Aguirre’i sözcü olarak gönderdi. Jose-Antonio
Aguirre burada, Estella ‘Özerk Kentler Büyük Meclisi tarafından kabul
edilmiş olan Bask İlleri Özerk Statüsü’nün ön projesini sundu. Fakat
Sertlik Yanlıları şiddet kullanılmasından yanaydı. Milliyetçi Parti yine
de Cumhurbaşkanı Alcala Zamora’yı destekledi. Bu da Navarralı bir azınlığın
ayrılmasına yol açtı. 1932’de ilk Aberri Egnna ‘Anavatan Bayramı’
kutlandı ve dört il coşkuyla biraraya geldi. Kuzey İspanya’nın 1934
Ekimi’nde yaşadığı karışıklıklar Parti’nin Milliyetçi Cephe’ye geçen
birkaç milletvekilini kaybetmesine yol açtıysa da ilk oluşum beraberce
Manuel Azana’yı destekledi. 1936
Temmuzu’nda Fas birliklerinin ayaklanması iç savaşı başlattı. Milliyetçi
Bask Partisi tercihini cumhuriyetten yana kullandı. Pamplona Navarrası’nda
ise Carlosçu Talepler ve Franco’nun arkadaşı General Mola ile, asilerden
yana bir ortam oluştu. Böylece
Kuzey Cephesi bu bölgeyi Cumhuriyetçi Vascogadaslar’dan ayırmış oluyordu.
Guipozcoa’nın alınmasıyla orduların yalnızlıktan kurtulması ve Fransa Sınırı’ndan
uzaklaşması üzerine cephe dengelendi ve 1936’da Aguirre başkanlığında
özerk ve cumhuriyetçi bir hükümet kuruldu. Ne var ki güç karşı taraftaydı.
Fueroslar’ın,
Milliyetçi’in safındaki Alman Uçaklarınca 1937’nin bir panayır günü
bombalanarak ezilen sembolü Guernica’yı unutmak olası değildir.* Bask
Orduları teslim olmak zorunda kaldılar ve çekilmiş oldukları
Santander’den uçağa binen Aguirre, Biarritz’e sürgüne gitti. General
Franco’nun ölümünden sonra Kıral Juan Carlos yürüttüğü politika, İspanyol-Bask
Sorunu’nun çözülebilmesine olanak sağladı. Ne var ki aradan geçen 10 yıla
rağmen Bask Sorunu hâlâ çözülebilmiş değildir: Basklılar’ın
çoğunluğu, kendilerince yetersiz olarak nitelendirdikleri güvenceler veren
İspanya Anayasası’nı reddetmişlerdir. Yine de üç Vascogadas Vilayeti,
Guernica Statüsü olarak bilinen ve kendilerine önemli kültürel, ekonomik ve
siyasal olanaklar sağlayan özerklikten yana oy kullanmışlardır:
Vittoria’da (Gasteiz) özerk bir parlamento ve hükümet, Bilbao, San
Sebastian ve Vittoria’da üç kampusü bulunan Bask Halk Üniversitesi,
Euskara’nın genelleştirilmiş öğretimi, Bask Dili’nde kamu televizyonu,
özerk polis gücü (Ertzantra) gibi... Buna paralel olarak Navarralı seçilmişler
Madrid’le anlaşarak Böylece
Özgün bir parlamento ve hükümete kavuşmuş oldular fakat Basklılar’la
Navarralılar arasında somutlaşan bu farklılık Madrit Hükümeti’nin işine
gelmekle birlikte, aslında Basklılar’la İspanyollar arasındaki en önemli
engeli oluşturmaktadır. 2.Kuzey illeri: Fransız İhtilali ve sonuçları; Konsüllük ve İmparatorluk: Bask illeri 1789 Etajenero Meclisi’ne yasal olarak Yargıevleri’nce (Soule), Geleneksel Meclisçe (Navarra İlleri) ya da Lannes Yargıevi’nden hakkını kazanmış olan Labourd Basklıları’nda olduğu gibi özgün yöntemlerle seçilmiş temsilciler gönderdiler. Ünlü 4 Ağustos Gecesi’nin toplu sarhoşluğu içinde Basklı temsilciler, -oturumlara katılmayan Aşağı Navarralılar hariç- diğerleriyle birlikte, tüm ayrıcalıkların kaldırılması yönünde oy kullandı. Bu,
tüm vilayetlerin geleneksel olarak sahip oldukları özgürlük ve özel
haklardan vazgeçmeleri demekti. Bir şaşkınlık süreci ve özellikle
Labord’da bazı tepkiler sonrasında Navarra dahil tüm vilayetler Fransa Bütünü’nde
erimeyi kabul etti. Hatta bir Bask Vilayeti bile oluşturulmadı. Aşağı
Pireneler Vilayeti’ne dahil edildiler. Aslında eski sınırlar tamamen
ortadan kalkmış sayılmaz: Ustaritz, Saint-Palais ve Mauleno aşağı yukarı
üç vilayetin devamı sayılabilir. Yaşamını sürdüren tek ayrıcalık Bask
Dili gibiydi. Bask Dili, yerel Resmi dil olan Bearn Dili’nin yerine halka yönelik
tüm metinlerde 1794’e kadar kullanıldı. Yeni
rejimin devrimci yapısı yüzünden kısa zamanda aşırılıklar başladı.
Bunların kimisi, halkı maddi olarak pek etkilememiş olsa dahi yine de ilginçtir.
Örneğin yerleşim birimlerinin isimleri, Günün Beğenisi’ne daha uygun
olarak değiştirildi. Böylece
Saint-Jean-Pied-de-Port’un Itxassou’nun, Baigorry’nin Ustaritz’in ve
Saint-Jean-de-Luz’un yerlerine Nive-Franche, Union, Thermopyles, Marat-sur-Nive
ve Chauvin-Dragon (yerel bir kahramanın adı) kondu. Din adamlarına
uygulanacak sivil anayasanın oylanması ise halkı daha derinden etkiledi. Pek
çok din adamı girişime karşı çıktı ve yetkililer onlara sertlikle karşılık
verdi. Sonunda dinin kendisi mahkum edilince dini bina ve eşyalar, Bayonne
Katedral Heykelleri’nde olduğu gibi yağmalanarak zarar gördü. İhtilalci
abartıların acımasızlığını anlatabilmek için son bir örnek
verebiliriz: 1794’de Itxassoulu elli kadar gencin askerden kaçmasını
cezalandırmak için, sınıra yakın altı Labourd köyü’nün tüm halkı
tarif edilemez acılar çektirilerek Landes ve Gers’e sürüldü. Çünkü sınırda
gözlemlenen bazı tehlikeli yığılmalar üzerine 1792’den itibaren İspanya
ve savaş yeniden başlamıştı. Bir yılı aşkın bir süre boyunca Fransa
tarafından bütünüyle savunmaya yönelik bir statüko korundu. Bu taktik, güçler
arasındaki sayısal dengesizlikten kaynaklanıyordu. Bu süre zarfında Basklı
Avcı Erleri kendilerini gösterebilme fırsatını yine de buldu. 1794’de
kitle halinde askere yazılan gönüllülerden oluşan Batı Pirene Ordusu hücuma
kalkarak ateşlerin yükseldiği Baztan ve Guipozcoa’yı bir yıl sonra da
Viscaya ve Navarra’yı aldı. Navarra da tehdit altındaydı fakat Basel Barışı
(1795) ile kurtuldu. Bask
Ülkesi, iki komşu ulusun tarihlerinde bundan sonra da üzücü olaylara sahne
oldu: Napoleon’la 4.Carlos’un Bayonne’da karşılaşmaları, İmparatorluk
Orduları’nın Wellington karşısında geri çekilmeleri, 1940’ta
Hitler’le Franco’nun Hendaye’de görüşmeleri gibi... bunlardan hiçbirinin
önemli bir sonucu olmamıştır. Bu,
olayların artık durulduğu anlamına gelmemelidir. 1981 Cumhurbaşkanlığı
Seçimleri’nde aday François Mitterand, Bask
Ülkesi adıyla bir vilayet
oluşturmayı
vaat etmiş ne var ki cumhurbaşkanı, adayken
verdiği sözü çok çabuk
unutmuştur. Bu yüzden sınırın kuzey ve güneyinde Basklılar’da bugün de
belirgin bir hoşnutsuzluk vardır. Bu tasarı bir seçim balonu olarak kaldığı
sürece de olacak gibidir. 3.Sonuç ve ileriye dönük düşünceler: Günümüzde
Basklılar, ‘Eskaria Olgusu’nun resmen tanınmasından, kişiliklerini
kurtarmaya ve kaderlerine bağlı kalmaya yönelik taleplerinden vazgeçmeye her
zamankinden daha az razıdırlar. Pirene Ötesi’nde bunu gerçekleştirebilecek
maddi güçleri de vardır. Yarımada’nın bazı kilit sanayileri Viscaya
Toprağı’nda bulunmaktadır. Diğer vilayetlerin doğal kaynakları ise
yeterince işletilmemekte, bu da halkın göç etmesine yol açmaktadır. Üstelik
Sınır’ın kuzeyinde Bask Dili ve Bask Kültürü resmen tanınmamaktadır.
Sağcı olsun solcu olsun tüm kamu güçleri, iflah olmaz jakobenlikleriyle bu
tanımayı inatla reddetmektedirler. Bu arada ünlü ETA (Eukadi Ta Askatasuna,
Bask Ülkesi ve Özgürlük) gibi az-çok gizli ayrılıkçı örgütler sıkça
şiddete başvurmaktadırlar. Siyasi eğilimler açısından ise, güneyde ılımlı
milliyetçiler yüzde 50’ye ulaşırken, merkez soldaki Partido Nacionaliste
Vasco (PNV) yüzde 40, Meşrutiyetçi-Milliyetçi Euskadiko Ezkerra (Bask Solu)
Vascogadaslar yüzde 10, Kökten milliyetçi Parti Herri Batasuna (Toplumsal
Birlik’) tüm bölgelerde yüzde 15 desteğe sahiptir. Günümüzde
köktencilik yükselmekte gibidir. Benzer eğilimler kuzeyde de varolmakla
birlikte o kadar örgütlü ve etkin değildirler: İparretarrak (Kuzeyliler),
Gizli Askeri Güçler, Solcu Milliyetçi Gençlik ve seçilmiş çeşitli
milliyetçiler... Son olarak, Madrit Hükümeti’nin 12 Haziran 1985’te
Avrupa Topluluğu’na giriş anlaşmasını imzalamış olduğunu anımsatalım.
Bu anlaşmanın, federal görünümlü bir budunlar (ya da etnik gruplar)
Avrupası kurulmasına kadar Fransa ve İspanya Baskları’nın, tarihlerinin
şafağından bu yana mahkûm edildikleri ayrılmışlığa bir çözüm çerçevesi
sunmasının gerektiği düşünülmektedir. Avrupa’nın 1989 yılında Berlin
Duvarı’nın yıkılmasıyla başlayan bütünleşmesi ya da en azından
siyasi Manikeizm’den vazgeçmesi bu süreci kolaylaştıracak değildir...” *Guernica, Viscaya Toprağı’nda, kıralların, çattığı bir anıt tarafından kutsalmışçasına korunan, 1860’da yenisi ile değiştirilen, Viscaya Arması’nda bir Latin Haçı’na işlenmiş olarak da bulunan (zaten tüm Batı Avrupa’nın kutsal ağacı olan) meşenin altında Fueroslar’a saygı andı içtikleri, ilkel çekirdeği olan küçük bir kasabadır. (Basklılar,
Jacques Allieres, İletişim Yayınları)
|