Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Araplar İspanya’ya ne zaman ve nasıl gitti?

“Araplar Avrupa’da en büyük ve devamlı fetihlerini İspanya’da gerçekleştirdi. 709 yılında bir Berberi birliği, asi Vizigot valisinin daveti üzerine Algesiras’a çıktı. Ertesi yıl Berberi kumandanı Tarijf, hâlâ onun ismiyle anılmakta olan Algesiras ve Tarîfa arasındaki bölgeye hücum etti. Bu ilk teşebbüslerin başarısından cesaret alan Kuzeybatı Afrika’nın Arap valisi Musa b. Nusayr’ın Berberi azatlısı Tarık, yedi bin kişilik bir ordu ile 711 yılı ilkbaharında Vulianus’un gemilerinin yardımıyla İspanya’ya çıktı ve Gibraltar (Cebel-i Tarık), Carteya ve Algesiras’ı fethetti. Buradan memleketin içlerine girdi, Vizigotlar’ı mağlup ederek Kurtuba (Cordova) ve Tuleytule’yi (Toledo) zapt etti. O zamana kadar Müslüman kuvvetleri hemen hemen yalnız Berberiler’den meydana geliyordu. 712 yılında bin kişilik kuvvetli bir Arap ordusunun başında bizzat Musa İspanya’ya geçerek Sevilla ve Merida şehirlerini zapt etti. Bundan sonra ilerlemeler hızlandı ve 718 yılına doğru Araplar yarımadanın büyük bir kısmını ele geçirdi. Pireneler’i geçtiler ve Güney Fransa’yı istila ettiler. Burada Charles Martel kumandasındaki Franklar 732 yılında Poitiers Savaşı’nda onları durdurdu.

Arap fethinin arifesinde İspanya çok kötü bir durumda bulunuyordu. Eski bir tarihçinin dediğine göre ‘eskiden sahip olduğu şeylerden ona yalnız ismi kalmıştı.’ Sayıları az olan arazi sahipleri sınıfı geniş topraklar üzerinde efendi olarak hüküm sürüyordu. Halkın geri kalan kısmı serflerden ve kölelerden ibaret sefil bir kitleden ve fakirleşmiş orta tabakadan meydana geliyordu. Vergilerin çoğundan muaf olan imtiyazlılar yahut clarissimi lüks içinde yaşayan ahlaksız kimselerdi. Halkın diğer kısmı ancak açlığı ve memnuniyetsizliği biliyordu. Serflerden ve kaçan kölelerden meydana gelen eşkıya çeteleri köyleri kasıp kavuruyordu. 616’da yarımadada yerleşmiş bulunan Yahudiler’e zulüm başladı. Bu hareket, herhangi bir karışıklıkta kaybedecek bir şeyi olmayan ve her şeyi kazanacak olan memnun olmayanlar kalabalığına yeni bir unsur kattı. Vizigotlar’ın ordusu çoğunlukla zorla askere alınmış olan serflerden meydana geliyordu. Bu orduya güvenilemeyeceği açıktı. İlk Arap zaferleri, Vizigot Devleti’nin sarsılmış yapısının aniden çöküşüne neden oldu. Serfler ayaklandı, Yahudiler istilacılarla birleşti ve Tuleytule şehrini onlara teslim etti.

Yeni yönetim hürriyetçi ve toleranslı göründü; bizzat İspanyol tarihçileri onu, memleketin kuzeyine hakim olan Frank idaresinden daha üstün tutuyordu. Yeni idarenin başarısı, asilerden ve papaz sınıfından meydana gelen eski idareci sınıfı ortadan kaldırması, onların topraklarını fakirler arasında dağıtması ve bu sayede Müslüman İspanya’nın zirai refahının sebepleri olan küçük arazi sınıfını ortaya çıkarması idi. Bu yeni düzende serfler daha iyi bir durumdaydılar. Burjuvazi ise büyük gruplar halinde İslamiyet’i kabul edip Araplaşarak ortaya çıkan karışıklıklardan bir kurtuluş yolu buldu.

Fetihten sonra Müslüman askerler İspanya’da kaldı, oraya yerleşti ve İspanyol kadınlarıyla evlendi. Sekizinci yüzyıl boyunca doğudan ve özellikle Kuzey Afrika’dan gelen yeni göç dalgaları birbirini takip ediyordu ve bu şekilde birçok Arap ve Afrikalı yarımadaya yerleşmiş oluyordu. 741 yılında Berberiler Araplar’a karşı genel bir ayaklanmayı sahneye koymak için yeteri kadar kuvvetli idiler. Halife, Araplar’dan ve özellikle Suriyeliler’den meydana gelen bir orduyu Bele b. Bişr kumandasında Berberiler’e karşı gönderdi. Uzun ve maceralı bir yolculuktan sonra 742’de Berberiler’in bulundukları bölgeye ulaşan bu ordu, isyanı bastırdı ve buna ödül olarak İspanya’nın Akdeniz sahilini ikta olarak elde etti. Suriye’den gelen bu yeni kolonizatörlere, kendi memleketlerindeki gibi yerleşme imkanı verildi, her ordugahın (cund) mensuplarına ayrı bir eyalet verildi. Dımaşk ordugahı mensupları Sevilla’ya ve Kınnesrîn ordugahı mensupları da Jaen’e yerleştirildiler. Mısır Ordusu Beja ve Murcia’yı işgal etti, bu ikta sahipleri Arap başşehri Kurtuba’da yerleşmiş hükümetin emirleri üzerine askeri hizmette bulunmak zorunda idi, aksi halde topraklarında yaşamak mecburiyetinde idiler. Ancak henüz ziraata karşı bir ilgi duymuyorlardı. Onların çoğunluğu, İspanyol serilerinin yahut çiftlik kiracılarının çalışması sayesinde kendilerine verilen kazançlarla topraklarının bulunduğu bölgelerin başlıca şehirlerinde yerleşmeyi ve buralarda yaşamayı arzu ediyordu. Yeni şehir nüfusunu meydana getiren ve kendi geliriyle geçinenleri, ilk akınlar sırasında gelmiş olan eski kolonizatörlerden ayırmak için onlara Şâmi yahut Suriyeli deniyordu.”

(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.174)