|
|
Araplar Avrupa’da “İslamiyet’ten önce Araplar tam anlamıyla denize yabancı değillerdi. İslam’ın doğuşundan önceki yüzyıllarda Güney Arabistan halkları gemiler inşa ederek Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda önemli sayılabilecek bir deniz ticaretini devam ettiriyorlardı. Fakat kuzey Arapları ve özellikle Hicaz, Suriye ve Irak sınırında yaşayanlar, deniz ve denizcilikle çok az irtibatı olan kara hayatı yaşıyorlardı. Büyük İslam fetihlerinin en dikkate değer özelliklerinden birisi, fatihlerin denizcilik faaliyetine süratle alışmış olmalarıdır. Suriye ve Mısır sahillerinin fethini takip eden birkaç yıl, Arabistan çöllerinin sakinlerine büyük harp filoları yapmak ve donatmak, Bizans’ın kuvvetli ve tecrübeli deniz filolarıyla karşı karşıya gelmek ve onları yenmek, halifeliğin yayılma ve emniyeti bakımından önemli şart olan Akdeniz’de üstünlüğü elde etmek için yeterli oldu. Suriye ve Mısır’ın fethiyle Akdeniz’in uzun bir sahil şeridi, birçok liman ve denizci halkıyla Araplar’ın hakimiyeti altına girmişti. Araplar, o zamana kadar yalnız Bizans’ın kara ordularıyla karşılaştıkları halde şimdi Bizans donanmasının karşısına çıktılar. 645 yılında İskenderiye’nin denizden Bizans tarafından kısa süreli geri alınması onlara deniz gücünün önemi hususunda ilk tehlike işareti oldu. Müslümanlar buna çok çabuk cevap verdi. Bir Müslüman donanmasının meydana getirilmesinin önemini ilk kez Halife Muaviye ile mısır Valisi Abdullah b.Sa’d b. Ebî Şerh anlamıştı. Müslümanlar Suriye sahil şehirlerinde olduğu gibi İskenderiye’de de kara orduları kadar parlak zaferler kazanacak olan bir donanma kurarak bunu teçhiz etti. İlk büyük deniz savaşı 655 yılında Anadolu sahilleri açığında yapıldı ve iki yüz gemiden meydana gelen Arap donanması sayıca kendisinden üstün olan Bizans donanmasını ağır bir yenilgiye uğrattı. Abbasiler’in hilafet merkezini Suriye’den Bağdat’a nakletmelerinden itibaren merkezi hükümet Akdeniz’e daha az ilgi göstermeye başladı. Fakat Mısır ve Kuzey Afrika’daki bağımsız Müslüman devletleri, bir uçtan diğer ucuna kadar Akdeniz’e hakim olan donanmalarını uzun müddet devam ettirdi. Rivayete göre belirli bir zaman içinde Mısır Fatımî halifelerinin emrinde beş binden fazla kaptan faaliyet halinde idi. Dokuzuncu yüzyıl boyunca önemli bir Müslüman ticaret filosu Akdeniz’de Müslüman limanlarını hem birbirine ve hem de kuzeydeki Hıristiyan limanlarına bağlıyordu. Yeni kurulan harp filolarının ilk faaliyetleri, Doğu Akdeniz’de Bizans Donanması’nın başlıca üsleri arasında yer alan Kıbrıs, Rodos ve Girit adalarına karşı oldu. Arap tarihçilerinin verdiği haberlere göre ilk halifeler deniz yoluyla yapılacak akınlar hakkında tereddüt ediyordu. Halife Ömer, kumandanlarına deve ile varamayacakları yerlere gitmelerini yasak etmişti. Halife Osman, 649 yılında Muaviye’nin Kıbrıs’a karşı sefer yapmasına istemeye istemeye izin vermiştir. Bunu Rodos ve Girit’in kısa süreli işgalleri izledi. Emeviler Devri’nde Araplar kısa bir süre için Marmara Denizi’ndeki Kapıdağ (Cyzicus) Yarımadası’nı ellerinde tutmaya muvaffak oldu. Bu yarımada İstanbul7a karşı yapılan kara ve deniz hücumlarında harekat üssü görevini gördü. Doğu Akdeniz’deki adaların işgali, çok daha önemli olan Sicilya’nın fethi hariç kısa süreli ve geçici oldu. Sicilya’ya karşı ilk akınlar Muaviye’nin girişimiyle Yakındoğu ve Libya’dan yapılmıştır. Daha sonraki zamanlarda yapılan akınlar ise daha çok Tunus’taki üslerden geliyordu. 700 yılı dolayında Pantellaria Adası’nın zaptı Sicilya’nın fethine yardımcı olmuştur. Fetih için ilk ciddi girişim 740 yılında Habîb b. Ebî Ubeyde’nin Sirakuza’yı kuşatması ve vergiye bağlamasıyla gerçekleştirilmiştir; ancak onun Afrika’da Berberiler’in çıkardığı bir isyanı bastırmak için geri dönmek zorunda kalmasıyla bu girişim başarısızlığa uğramıştır. 752-753’te yapılan yeni bir akını, adanın Bizans yetkilileri ile bu sırada bağımsız olan Tunus hükümdarları arasında kararlaştırılan birkaç ateşkesle kararsız bir barış devresi izledi.” (Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.167) |