|
|
Karmatî Hareketi nasıl oluştu? “Bahreyn bölgesindeki (bugünkü el-Hasa) Karmatî hareketi çok daha önemli idi. Burada arazi, ihtilalci hareketlere elverişliydi ve bölge çevreden soyutlanmıştı; giriş çıkış zordu. Çok karışık bir nüfusa sahipti ve zenci isyanının kalıntıları da bunlar arasında bulunuyordu. Onuncu yüzyılın başlarında Karmatî misyonerleri bölgede hâkim güç oldu ve merkezi hükümetin temsilcilerini kovdular. Onların kurdukları rejim hakkında maalesef çok az bilgiye sahibiz. Bu konudaki bilgimiz bölgeyi ziyaret eden iki İsmailî gezginin yazdıklarından kaynaklanmaktadır. Onuncu yüzyılın ikinci yarısında bu havaliye gelen birincisi, Karmatî Devleti’ni bir nevi oligarşik cumhuriyet olarak göstermektedir. Zorba hükümdar, kendisiyle denk olanlar arasında ilk sırayı işgal ediyor ve yakınlarından meydana gelen bir komitenin yardımıyla devleti idare ediyordu. Bu durum on birinci yüzyılda Bahreyn’i ziyaret eden ve Karmatî cumhuriyetinin müreffeh bir hayat yaşadığını nakleden İranlı bir İsmailî tarafından onaylanmaktadır. Merkez Lahsa’da, yirmi binden fazla silah taşıyacak durumda olan insan yaşıyordu. Halk, adalet ve eşitlikle hükmeden, kendilerine yumuşak ve alçak gönüllülükle davranan altı kişilik bir heyet tarafından yönetiliyordu. Oruç tutmuyor ve namaz kılmıyorlardı. Sünni hacılar için özel olarak yalnız bir cami inşa etmişlerdi. Ülkede vergi adıyla para alınmıyordu (Birinci gezgin vergilerden birçoğunu saymıştır.) Yönetici heyet tarım işlerinin yürütülmesi için otuz bin köle kullanıyordu. Bir kişi fakirleştiği veya borçlandığı zaman, toplumun yardımları sayesinde eski haline geliyordu. Lahsa’ya gelen yabancı bir zanaatkar yerleşmesi için gerekli parayı derhal alabiliyordu. Fakirlerin evlerinin tamiri devlet tarafından gerçekleştiriliyordu. Buğday devletin değirmenlerinde bedava öğütülüyordu. Ticari muameleler, yalnız kendi aralarında geçen kağıt para ile yürütülüyordu. Son zamanlarda yapılan arkeolojik kazılar komite adına basılan paraları ortaya çıkarmıştır. Bu arkeolojik buluntular rejim hakkında iki gezginin verdiği bilgileri doğrulamaktadır. İsmaililer’in başarı kazandıkları bölgelerden biri de 901 yılında bir misyonerin iktidarı ele geçirdiği Yemen idi. Buradan adamlarını Hindistan, Kuzey Afrika ve muhtemelen diğer ülkelere gönderdi. Kuzey Afrika’ya giden grup Tunus’ta büyük bir başarı kazandı. İmam Ubeydullah 908 yılında birinci Fatımi halifesi olarak tahta geçti. Bu hanedan iktidarı ele geçirmede belirli bir noktaya kadar Abbasiler’in taktiğini kullandı; gizli olarak teşkilatlandırılmış sapık bir mezhebin propagandasından yararlandılar ve iktidarı ele geçirmek için imparatorluğun uzak bölgelerinden birinde harekete geçtiler. Abbasiler’den birbirine bağlı iki noktada ayrılıyorlardı: Bunlardan birincisi Fâtımîler’in bütün İslam dünyasına hakim olamamaları, ikincisi de kendilerini iktidara getiren mezhebin reisi olarak kamalarıdır. Fatımi halifelerinin ilk üçü birçok zorlukla karşılaştıkları yalnız Kuzey Afrika’da hüküm sürdü. Böyle ihtilalci muhalif bir mezhebe bağlı olanların bir devlet ve bir hanedan kurmaları için farklı şartlar gerekiyordu. Başlangıçta bu uzlaşmaz kişiler İsmailî fikirleri yumuşattıkları ve bu inanca ihanet ettikleri için yeni halifeleri suçluyor ve onları istemiyorlardı. Daha sonra Fâtımîler aşağı yukarı aynı nedenlerle Bahreyn Karmatîleri ile anlaşmazlığa düştü. Yeni hanedanın doğuya doğru yayılması, başarısız üç denemeden sonra 969 yılında Mısır’ı zapt eden dördüncü halife Mu’izz tarafından gerçekleştirildi. Bu hareket, uzun zamandan beri Mısırlılar’ın direnişini kırmakla görevlendirilenlerin faaliyetleri ve özellikle bu işle vazifeli olanların çalışmaları sayesinde hazırlanmıştı. Mısır’ın zaptını yeni rejim için gerçek bir tehlike meydana getiren Karmatîler ile anlaşmazlık izledi. Daha sonra Karmatîler, Fâtımîler ile ittifaka yönlemiş görünmektedir.” (Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.158) |