|
|
Siyah kölelerin isyanı “Zenc adıyla bilinen siyahi kölelerin 869-883 yılları arasındaki isyanı çok farklı bir karakter taşıyordu. İslam cemiyeti kölelerin kullanılmasına izin veriyordu ve hâlâ bazı bölgelerde köleler kullanılıyordu. Siyah köleler Roma İmparatorluğu’nda olduğu gibi daha çok serbest ve yarı serbest köylüler ve zanaatkarlara bağlı olarak üretimin başlıca temelini teşkil etmiyorlardı. Köleler özellikle hizmetçilik ve askeri işlerde istihdam ediliyordu; bu sonuncu durumda olan ‘memlûk’ diye isimlendiriliyordu. Bunlar daha sonraları devlet işlerinde sözü geçen imtiyazlı bir sınıf meydana getirdi. Bununla beraber bazı istisnai haller de vardı; köleler maden ocaklarında, denizcilikte, bataklıkların kurutulmasında ve diğer önemli teşebbüslerde kullanılıyordu. Büyük kapitalist ve müteşebbislerden meydana gelen bir sınıfın yayılması tarım işlerinde çok miktarda kölenin satın alınması ve kullanılması sonucunu doğurdu. Köleler barakalarda barınıyordu. Yalnız bir arazi sahibi onlardan binlercesine sahipti. Bu kölelerin büyük bir kısmı Doğu Afrika’dan esir ve satın alma yoluyla temin edilen zencilerden yahut tâbi devletlerden vergi karşılığında alınan kimselerden meydana geliyordu. Doğu Basra tuzlalarında çalıştırılan çok sayıda köle bu kategoriye dahildi. Burada köleler, tarım yapılabilmesi için toprağı hazırlamak, tuzlalardan tuz elde etmek için işlerinde zenginler tarafından çalıştırılıyorlardı. Köleler, sayıları 500 ile 5000 arasında değişen gruplar halinde çalışıyorlardı; 15 bin kişilik bir gruptan da bahsedilir. Onların yaşama şartları son derece kötüydü, ağır çalışma karşılığında çok kötü besleniyorlardı. Arap kaynaklarına göre onların gıdaları ekmek, irmik ve hurmadan ibaretti. Afrika’dan yeni gelmiş olan kölelerin çoğu Arapça bilmiyordu, liderleri de onları anlamak için tercüman kullanmak ihtiyacını duyuyordu. Muhtemelen Arap asıllı olan Ali b. Muhammed adıyla bilinen bir İranlı lider Hz. Ali soyundan geldiğini iddia ediyordu. Binbir güçlükle hapisten kaçabildiği Basra da dahil, çeşitli bölgelerde birçok başarısız isyan teşebbüsünden sonra Eylül 869 tarihinde köleleri ayaklanmaya sevk ettiği güherçile ocaklarının bulunduğu bölgeye gitti. Meşhur tarihçi Taberî’nin belirttiğine göre Ali b. Muhammed kölelere yaşama şartlarının perişanlığını hatırlatarak onları ‘Allah’ın köleleri kendisinin aracılığıyla bu durumdan kurtaracağına ve onlara zenginlik ve güzel evler verilmesi suretiyle hayat seviyelerini yükselmesini arzu ettiğine’ inandırdı. Bu son sözler, gerçek bir reform programı olmaktan uzak, köleliğin kaldırılmasını hedef almayan ve bur grup köleyi, durumlarını düzeltmek için isyana sevk etmekle yetinen hareketin zayıflığını göstermektedir. Ali, esir ettiği Müslümanlar taraftarlarına köle olarak vermeyi mümkün kılan zaferlerini kazandıkça vaatlerini yerine getiriyordu. Bu yarı barbar hareket bile dini ifade aramak bakımından İslam cemiyetinin hakim eğiliminin yeteri kadar etkisi altında kalmıştır. Zencilerin lideri her ne kadar Hz. Ali soyundan geldiğini iddia ediyor ise de Şia’ya bağlı değildi, fakat insanların en mükemmelinin, Habeşli bir köle dahi olsa, halife olacağını kabul eden eşitlikçi anarşist Hariciler7in mezhebini benimsemişti. Bu hususta Hariciler’in fikirleriyle uyuşan Zenci hareketi bütün diğer Müslümanları imansız gözüyle görüyor ve onların ele geçirilmesini kabul ediyordu. İsyan birbiri arkasından yeni grupların katılmasıyla süratle gelişti ve daha sonra muhtemelen şehir ve köylerden kaçıp gelenlerle kölelerin sayısı oldukça arttı. Halife ordularının siyahi birlikleri de isyancılara katıldı ve böylece asilerin silah ve talimli asker ihtiyacını karşıladılar. Diğer yandan yağma imkanının doğması, komşu bedevi kabilelerin onlara destek olmasını sağladı. Bölgenin hür köyleri Zenciler’in liderlerinin tarafını tutup onu zahire bakımından destekledi. Her ne kadar kaynaklar Ali’nin iki kumandanından birinin değirmenci, diğerinin de şerbetçi olduğunu bildirmekte iseler de şehirlerdeki gayri memnunlar arasından bu hareketi destekleyenlerin bulunduğuna dair pek az işaret vardır. Zencilerin askeri harekatı çok parlak oldu; halifenin birlikleri birbiri arkasından mağlup edildi ve böylece Zenciler yeni köleler, ganimet ve özellikle silah ele geçirdi. Ekim 869’da Basra’ya karşı hücuma geçti, fakat şehri zapt edemediler. Bu sırada Basra halkı’nın bir karşı taarruzu püskürtüldü ve kısa zaman sonra Zenciler tuzlaların ortasında kuru bir bölgede el-Muhtârâ adı verilen yeni bir merkez kurdu. Onların idare tarzı hakkında maalesef hiçbir şey bilmiyoruz. Zenciler, 19 Haziran 870 tarihinde zengin ticari liman olan Ubua’yı ele geçirdi ve şehri yağma ederek halkını kılıçtan geçirdi. Serbest bırakılan kölelerle daha da kuvvetlenerek kısa zaman sonra İran’ın güneybatısını ve bu bölgede yer alan Ahvâz şehrini zapt ettiler. Bu hareket imparatorluk için ciddi bir tehlike halini aldı. Zenciler Güney Irak’ın Güneybatı İran’ın önemli bölgelerini hakimiyetleri altına aldı, birçok şehri zaptettiler, merkezi eyaletin önemli şehri Basra’yı baskı altında tuttular ve Bağdat’ın güneydoğusundaki ulaşım yollarını işgal ettiler. 7 Eylül 871 tarihinde Basra’ya girdiler ve yerinde bir hareketle şehri yağmaladıktan hemen sonra geri çekildiler. Bu arada halife ordusunu mağlup ederek 878 yılında eski ordugah şehri Vâsıf’ı zapt ettiler. Ertesi yıl Basra’nın 17 mil yakınına kadar akınlarını devam ettirdiler; bu hareket onların başarılarının zirvesini teşkil eder. Halifenin kardeşi ve naibi el-Muvaffak, büyük masraflar yaparak sefer hazırlığına girişti. 881 Şubatı’na kadar Zencileri zapt etmiş oldukları bütün yerlerden kovdu ve onları, merkezleri el-Muhtârâ’ya sığınmaya mecbur etti. Zencilerin lideri, el-Muvaffak’ın aman ve ölümüne kadar belirli bir para verileceği teklifini reddetti. Uzun bir kuşatmadan sonra 11 Ağustos 883 tarihinde el-Muhtârâ teslim oldu. Aynı yılın kasım ayında Zencilerin lideri Ali b.Muhammed’in başı kesilerek mızrağa takılı olduğu halde Bağdat’a getirildi.” (Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.152) |