Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

İbn-i Fadlan Türkler’in arasına niçin gidiyor?”

Bulgar hükümdarı müslüman olunca Bağdat halifesine elçiler gönderip müslüman olduğunu haber veriyor. O dönemde bir de Hazarlar var bugünkü Volga’nın Hazar Denizi’ne döküldüğü yerde başşehirleri Etilvar bulunmaktaydı. Hazarlarla Bulgarlar’ın arası açıktır. 

Bulgarlar Müslüman olunca düşmanlıkları artıyor Hazarlar’ın. Hazarlara karşı bir kale yaptırmak isteyen Bulgar hükümdarı halifeden yardım istiyor. Kitabında söylediği gibi bu yardımı istemesi para olmadığı için değil de halifenin parası daha bereketli olduğu içindir. 

Yani hem para hem uğur istiyor. Bulgar elçilik heyeti 920 yılında Bağdat’a geliyor. Elçilik heyeti gelince halife de elçilik heyetine bir cevap vermek istiyor. O zaman Nezirli Harami diye bir saray ağası var onu elçilikle görevlendiriyor halife fakat Abbasiler’de görev verilen kişi kendisi gitmez başkalarını gönderir, o da kendi gitmiyor, Farisi Saklani ve Sersenü Rassi’yi gönderiyor. Elçilik heyetinde İbn-i Fazlan da bulunuyor. Şimdiki Tahran bölgesinden geçerek Buhara’ya varıyorlar. 

Oradan Harezim’e dönüyorlar, Harezim’de kalıp kışı geçirerek Kuzeye şimdiki Kazakistan’ın batısından Hazar bölgesinin güneyindeki Bulgar Devleti’nin bulunduğu yere varıyorlar. Oraya giderken Oğuzlar, Peçenekler, Başkırtlar, Hazarlar arasından geçiyorlar. İbn-i Fazlan geçerken gördüğü şeyleri devlet yönetme şekillerini, inanışlarını, yaşayışlarını anlatıyor bu kitapta. 

Oradaki Bulgarlar’ın yaşayışları, adetleri nasıldı, hükümdar nasıl karşıladı bu gibi meselelerden bahsediyor. Kitapta diyor ki kadınlar, erkekler hepsi çırılçıplak nehre girer yıkanırlar, müslüman oldukları halde. 

Orada görevini yaptığı esnada gördüğü enteresan şeyleri de anlatıyor. O arada bilhassa Volga kıyısında bir çarşı var ki daha sonra Bulgar şehri arada kuruluyor. O çarşıya gelen Ruslar’la da görüşüyor. Hatta orada bir Rus prensinin öldüğünü de anlatıyor. Cariyelerinden birisiyle evlendiriliyor bu prens. Hatta buluğa ermeden ölen çocuklar dahi evlendirilirdi sonradan bu Moğollar’da da vardır, Türkler’de de vardır. 

Ölü düğününü ayrıntılarıyla anlatmıştır. Düğünün nasıl yapıldığını soruyor Ruslar’a tercüman vasıtasıyla. Orada işlerini bitirdikten sonra Bağdat’a dönüyor. Bu gördükleri hakkında halife ve Nezirli Harami İbn-i Fazlan’dan bir rapor istiyorlar. Bu eserini o maksatla yazıyor. Bu eserden bir çok kişi faydalanmış alıntılar yapmış, sonra kaybolmuş.”

(Prof. Ramazan Şeşen, ODTÜ Tartışmaları Bölüm 37, 5.11.2000)