Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Arap sözcüğü bir zaman Türkmen ve Kürt kökenliler için de kullanıldı

“Bu devirde toplumları sınıflandırmanın başlıca ölçütü dindi. Çeşitli azınlık inançları, her biri kendi reisleri ve kanunlarına tâbi olarak, dini-siyasi cemaatler halinde örgütlenmişlerdi. Çoğunluk İslam Ümmeti’ne mensuptu. Üyeleri kendilerini her şeyden önce Müslüman olarak kabul ediyordu. Daha başka sınıflandırmalar gerektiğinde Mısırlı, Suriyeli, Iraklı gibi bölgesel veya şehirli, köylü, göçebe gibi sosyal sınıflandırma yapılıyordu. Arap terimi bu sonuncu gruba aittir. Terim etnik manasından o kadar uzaklaşmıştır ki, bazen Kürt veya Türkmen kökenli Arap olmayan göçebeler için bile kullanılmıştır. İslam Ümmeti içinde egemen sınıf başlıca Türkler olduğu zamanlarda –bu durum Ortadoğu’da yüzyıllarca devam etmiştir- Arapça konuşan şehirli ve köylü tabakasına Ebnâ’ül-Arab veya Evlâd’ül-Arab adı verilmiştir ve bunlar böylece bir taraftan idareci Türk sınıfından diğer taraftan da göçebeler veya öz Araplar’dan ayırt edilmiştir.

Egemen sınıf olarak Türkler’in yerine başkaları geçmesine rağmen, halk Arapçası’nda bu durum günümüze kadar aynen kalmıştır. Ancak Arapça konuşulan ülkelerin aydınları arasında, esaslı neticeleri olacak bir değişiklik meydana geldi. Bu ülkelerde Avrupalıların faaliyet ve etkilerinin hızla artışı, ortak anavatan, dil, karakter ve siyasi gayeye sahip bir halk topluluğu şeklinde tasavvur olunan Avrupai millet fikrini getirdi. 1517’den beri, Osmanlı İmparatorluğu Yakın ve Ortadoğu’nun Arapça konuşan halklarından çoğunu idare ediyordu. Batı emperyalizmi yüzünden şiddetli bir sosyal değişiklik buhranı geçirmekte olan bu halk üzerine milliyet fikrinin tesiri, bir Arap uyanışının ve müstakil devlet veya devletler kurulmasını amaç edinen bir Arap milli hareketinin ilk tezahürlerini doğurdu. Hareket Suriye’de başladı; sanıldığına göre, ilk liderler yalnız bu ülkeyi istiklale kavuşturmayı düşünmüşlerdir. Daha, sonra, hareket Irak’a yayıldı ve son yıllarda, Mısır’daki, hatta Kuzey Afrika’nın Arapça konuşulan ülkelerindeki mahalli milliyetçilik hareketleriyle sıkı ilişkiler kurdu.”

(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.20)