|
|
Arabistan ne zaman medeni dünyadan koptu? “Bu devirdeki gerilemeye rağmen Arabistan medeni dünyadan henüz tamamıyla soyutlanmamış, fakat kenarda kalmış bulunuyordu. İran ve Bizans kültürleri, maddi ve manevi unsurlarıyla, en çok Arabistan üzerinden geçen ticaret vasıtasıyla nüfuz ediyordu. Yabancı göçmenlerin yarımadada yerleşmesi, bu hususta oldukça önemlidir. Pek çok Yahudi ve Hıristiyan göçmeni Arabistan7ın çeşitli bölgelerine yerleşmekle Arami ve Helenistik kültürlerini yaydı. Güney Arabistan’da başlıca Hıristiyan merkezi olan Necran’da nispeten ileri bir siyasi hayat gelişti. Yahudilere ve Yahudileşmiş Araplara her tarafta, özellikle Yesrib veya sonraki adıyla Medine’de rastlanıyordu. Bunların çoğu ziraatçı ve zanaatkârdı. Kökenleri kesin olarak bilinmeyip, bu hususta birçok kuram ileri sürülmüştür. Diğer bir nüfuz yolu sınır devletleri üzerinden geçiyordu. Romalıları Nabati ve Palmira krallıklarını kurmaya zorlayan zaruret Bizans ve İran imparatorluklarını da Suriye ve Irak kenarlarında Arap sınır devletlerinin gelişmesine izin vermeye yöneltti. Gassân ve Hîre devletlerinin ikisi de Hıristiyan’dı; ilki monofizit, diğeri Nesturi mezhebindendi. İkisi de Arami ve Helenistik kültürlerinin damgasını taşıyor, bu kültürler bir noktaya kadar iç bölgelere nüfuz etmiş bulunuyordu. Gassani tarihinin ilk devri karanlık olup, ancak Arap rivayetleri sayesinde az bir şey bilinir. Kesin tarih bilgisi Haris b. Cebele‘nin (Yunanca’da Aretas) Sasani İmparatorluğu’nun Arap tâbilerini yenişinden sonra, M.S. 529’da Justinianus tarafından philarchos ve particiliğe yükseltilmesiyle başlar. Gassaniler Yermuk Irmağı dolayında oturuyor ve Bizanslılarca sınır muhafızlığına tayin olunmaktan çok, varlıkları onlarca tanınmış bir topluluk oluşturuyorlardı. İslamiyet7in doğuş arifesinde, Sizanslılar’ın o zamana kadar Gassaniler7e ödedikleri yardım parasının ödenmesi, Heraklios tarafından, yıpratıcı sasani savaşlarından sonra bir iktisat önlemi olarak durduruldu. Bunun sonucunda, Müslüman istilacıları, Gassaniler7i Bizans7a karşı kin dolu ve ihanete hazır bir durumda buldu. İran hakimiyetindeki Irak eyaleti sınırında, Sasani İmparatorlarının bir tabii olan Hîre devletçiği yaşıyordu. Bu devletçik, imparatorlar kuvvetliyken itaat gösterir, onlar zayıfken de serkeş bir tavır takınırdı. Hîre Araplarının Sasani İmparatorluğu’nda vazifesi, Bizans İmparatorluğu’nda Gassaniler’inkinin aynıydı. Sasaniler’in Bizans’a karşı giriştikleri savaşlarda, Hîre Arapları genellikle yardımcı kuvvet olarak hizmet ederdi. En bağımsız oldukları devir, Gassani Hâris’in çağdaşı ve düşmanı olan 3. el-Munzir’in hükümdarlığı zamanıdır. Arap geleneğine göre, Hîre daima Arap topluluğunun, Arabistan’ın geri kalan yerleriyle doğrudan temasta bulunan aslî bir parçası sayılmıştır. Sasaniler’in bir tâbisi olmalarına rağmen, Hîre Arapları’nın kültürü başlıca batıdan, Suriye’nin Hıristiyan ve Helenistik medeniyetinden beslenmiştir. Bunlar, başlangıçta putperset iken, sonraları esirlerin getirdiği Nesturi Hıristiyanlığı kabul etti. Burada hüküm süren Lahmî Hanedanı, bir isyan sonunda, Sasani İmparatoru 2.Hüsrev tarafından yok edildi. Bu imparator bir Sasani valisi göndererek, alkeyi bir kukla Arap emiri vasıtasıyla idare ettirdi. 604’te Sasaniler yeni gelen Arap kabileleri tarafından yenildi. Bu kabilelerin bölgeye yerleşmesi üzerine Hîre Devleti sona erdiği gibi, Kuzeydoğu Arabistan’da Sasani yayılışı da durdu. Dışarıdan gelen nüfuzun başka bir kaynağı yabancı hakimiyetiydi. Yemen’de ve Kuzey Arabistan’ın İran ve Bizans sınır eyaletlerinde kısa ömürlü Habeş ve Sasani hakimiyetleri, zamanın daha ileri askerlik tekniklerini Araplara tanıtan yollar oldu. Diğer bazı maddi ve kültürel tesirler de bu yollardan nüfuz etti. Bu dış etkilerin Araplar üzerindeki izleri birçok hususta görülebilir. Maddi sahada Araplar silah edindi, bunların kullanılışını ve askeri teşkilatlar ve strateji prensiplerini öğrendi. Kuzeydeki sınır eyaletlerinde Arap yardımcı askerleri geniş ölçüde yetiştirildi. Vesikalar, yiyecek maddeleri, şarap ve muhtemelen de yazı sanatı aynı yoldan Araplara ulaştı. Manevi sahada ise, Ortadoğu dinlerinin tek ilahlılık ilkeleri ve ahlaki fikirleri Araplara bir kültür ve edebiyat çeşnisi getirerek, daha sonra Hz. Muhammed’in peygamberliğinin başarısına esaslı zemin hazırladı. Bu etkilerin iz bırakışı başlıca belirli bölgelere, özellikle Güney Arabistan ve Hicaz’ın yerleşik halklarına özgüydü”. (Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.44) |