Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

İslamiyet’ten önceki toplum nasıl yaşıyordu?

“İslamiyet’in doğuşundan az önceki kritik devirde, Orta ve Kuzey Arabistan’da yaşayan halkın hakim vasfını bedevi kabileliği oluşturur. Bedevi toplumunda toplumsal birim birey değil topluluktur. Birey mensup olduğu topluluğun bir üyesi sıfatıyla hak ve görevlere sahiptir. Topluluk bütünlüğünü dıştan çöl hayatının güçlükleri ve tehlikelerine karşı kendini savunma gereksinimi sayesinde, içten de aslı sosyal bağlantı olan erkek koldan gelenler arasındaki kan bağı sayesinde koruyordu. Kabile geçimini sürü ve davarlarından, ayrıca komşu ülkeler yerleşik halkının ve Arabistan Çölü’nü eskisi gibi aşmayı göze alan kervanların yağmasından sağlardı. Yerleşik halkla meskun ülkelerin malları, bir çeşit birbirini takip eden yağmalar neticesinde, sınırların en yakınındaki kabileler vasıtasıyla iç bölgelerde yaşayan kabilelere intikal ederdi. Kabile çoğu zaman özel toprak mülkiyeti tanımaz ve otlaklar, su kaynakları vb. ortak mülkiyet altında bulunurdu. Sürülerin bile bazen kabilenin ortak malı olduğuna ve sadece menkul eşyanın mülkiyete bırakıldığına dair deliller mevcuttur.

Kabilenin siyasi örgütlenmesi ilkeldi. Reis, eşit hak sahipleri arasından seçilen “seyyid” veya “şeyh” idi. Şeyh kabile halk efkarına yol göstermekten çok, buna uygun hareket eder, vazife yükleyemez ve ceza veremezdi. Hak ve görevler kabile içinde farklı ailelere ait olup, bu hususta dışarıdan bir kimse iddiada bulunamazdı. Şeyhin idarecilik vazifesi emretmekten çok, hakemlik yapmaktı. Şeyh zorlama kudretine sahip olmadığı gibi, makam salahiyeti, hükümdarlık, kamu cezası vb. kavramları da göçebe Arap toplumunda nefret uyandırırdı. Şeyh kabilenin yaşlıları tarafından Ehlü’l-beyt adıyla tanınan tek bir ailenin üyesi arasından seçilirdi. Kabile içindeki aile reisleri ve klan temsilcilerinden oluşmuş bir ayan heyeti, yani meclis, şeyhe müşavirlik ederdi. Meclis kamuoyunun sözcüsüydü. Asil sayılan bazı klanlarla diğerleri arasında fark gözetildiği sanılıyor”.

(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.41)