|
|
Avrupalı bilim insanlarının İslam ile ilgili zorlukları “İslam tarihine dair
eser hazırlayan her Avrupalı yazar özel bir güçlükle karşılaşır. Bu yazar bir
Batı dilinde yazdığından, eserinde mecburen Batı terimleri kullanır. Fakat, bu
terimler Batı kültürüne ait olan, çoğu Batı tarihinin ürünü fikir ve tahlilleri
ifade eder. Bunların ayrı etkiler altında oluşarak ayrı hayat tarzları yaşayan
başka bir toplumun şartlarına uygulanması sadece bir benzetme olabilir ve insanı
aldatabilir. Bir örnek gösterelim: Son çağlara gelinceye kadar, Kilise ile
Devlet, uhrevi ile dünyevi, ruhbani ile laik gibi ikili kelimelerin Arapça’da
gerçek karşılıkları yoktu; çünkü bu kelimelerin ifade ettiği ikili kavramlar
Ortaçağ Müslüman toplumunda mevcut değildi ve Ortaçağ Müslümanı’nın zihninde
belirmemişti. İslam Cemaati din ve devlet birliğiydi ve bu ikisi birbirinden
ayrılmayacak bir bütündü; baştaki halife hem dünyevi, hem dini reisti. Bunun
gibi, ‘Feodalizm’ terimi, dar anlamda, Roma İmparatorluğu’nun yıkılışıyla
Yeniçağların başlangıcı arasında Batı Avrupa’da var olan toplum şeklini ifade
eder. Yeni anlamı dikkatle tarif olunmadan, terim başka sahalar ve başka
devirler için kullanıldığı taktirde, kast edilen toplum şekli Batı Avrupa
feodalizminin aynı veya hiç olmazsa benzeri olduğu izlenimi zorunlu olarak
doğar. Fakat, iki toplum hiçbir vakit tamamıyla aynı olamaz ve İslamiyet’in
sosyal düzeni belirli devirlerde Batı Avrupa feodalizmi ile pek çok önemli
benzerlik gösterirse de bu, terimin sınırlandırılmadan kullanılışının işaret
ettiği tam ayniliğe hak verdirmez. Din, devlet, hükümranlık, demokrasi gibi
kelimelerin İslam aleminde çok farklı anlamları vardır. Bunların anlamı
Avrupa’da bile bir yerden diğerine değişir. Bununla beraber, bir Avrupa dilinde,
hatta yüz yıldan beri Batı düşünce ve sınıflandırma usullerinin kuvvetli
tesirinde kalmış olan modern Doğu dillerinden birinde yazarken böyle kelimeleri
kullanmak zorunludur.” |