Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

İslam öncesi dönemde ölüler nasıl gömülürdü?

“İslam öncesi Arapları’nda öldükten sonra dirilmeye inananlar ölülerini yıkayıp kefenlerler. Gömüldükten sonra bir deveyi bağlarlar ve ölenin mezarı yanında ölünceye kadar bırakırlar yahut mezara gömerlerdi ve buna ‘beliyye’ derlerdi. Tenasühe inananlarda ise ölenlerin cesedinden her yüzyılda bir kumaş hasıl olduğuna ve bu kuşun ölünün gömülü olduğu mezarın başucuna geleceğine inanılırdı.

İslami dönemde ölenin mezarının üzerine çadır kurdurulduğu ve bir kişinin başına bırakıldığı görülmektedir ki bu da İslam öncesi inançların bir bakiyesi olsa gerektir. İslamiyet’le birlikte bu âdet de kaldırılmıştır.

İslam öncesi Arapları’nda cenaze sahibinin yemek verdiği, İslamiyet’le birlikte terk edilen bir âdet olduğu ve komşuların cenaze evine yemek getirerek, cenaze sahiplerinin yemelerini sağladığı ve hatta zorla yemek yedirttiği bilinmektedir.

Matem esnasında üst baş yırtılır, yüzler yaralanır, saçlar kesilir veya tıraş edilir, çığlıklar atılırdı. Bu özellikleriyle tanınan ünlü matemciler de vardı.

Kadınlar birbirlerinin yasına yardımcı olarak giderlerdi. Bu gelen yardımcı kadınlar koro tutmak ve beraber ağlamak gibi görevler alıyordu. Birisinin yasına giden kişinin karşılığını beklediği görülmekteydi. Bu bir nevi borçlandırma idi. Matem şarkısı veya mersiyeyi söylemek öncelikle kız kardeşlerin göreviydi.

Mersiye bir yası ortaya koymakla başlar, gözyaşlarının akışına engel olunamadığını söyler, sonra ölenin erdemlerini sayar, artık böyle bir insanın bulunamayacağını ileri sürer. Bedevî Araplar’ın temel geleneklerinden olan cömertlik ve  iyilikten söz eder ve sonra da ölünün öcünün alınacağını söyler.

Mersiye türünün en önemli şairi, şair bir aileden gelen ve yedi askı şairleri arasında olduğu söylenen Zuheyr bin Ebi Sulma’nın kızı El-Hansa es-Sülamiye’dir. Onun babasına ve iki erkek kardeşine söylediği mersiyeler günümüze kadar gelebilmiştir.

Burada kardeşlerinden Sahr için söylediği mersiyeyi veriyoruz.

(Türkçesi)

Ey gözüm niçin yaşlarını akıtmıyorsun

Akıp giden zaman onu saklıyor sanki

Kardeşiyin dul ve yetimlerine ağla

(Kardeşiyin) başucuna vardığında ağla

Sancağı yüklenmiş vadileri aşıyor

Şahadet şerbetini içmek için

Düşmanlarını yardı, zorlukları yendi

Fakat cenge girerken ölümden kurtuluş yoktu.”

(Erdoğan Altınkaynak, Azerbaycan Türkleri Kayseri Avşarları ve Araplarda Ağıt Söyleme Gelenekleri İle Bunların Mukayesesi, Türk Dünyası dergisi, Sayı 21, Yıl 2001)