Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Halife Mu’tasım’ın Türk severliği neden kaynaklanıyordu?

“Halife Mu’tasım (833-841/842), annesi İran asıllı olan kardeşi Me’mun’a karşı İranlılar’ın aşırı bağlılığına şahit olmuş ve bu etnik grubun tehlikesini sezmişti.

Gerçi Me’mûn kendinden sonra hilafete kardeşi Mu’tasım’ı tavsiye edip değişik bölgelerde görev yapan idarecilerine de bu durumu bildirmişti.

Buna rağmen sarayda bulunan İranlılar bu vasiyetin yerine getirilmemesi ve Me7mun’un oğlu Abbas’ın hilafete getirilmesi için ellerinden geleni yapmaya çalışmışlardı.

Biat işlemleri tamamlanır tamamlanmaz yeni halife Mu’tasım, İranlılar’ın kötü niyetlerini gördüğünden sarayda artık onlara güvenemeyeceği kararına varmıştı.

Çok geçmeden Mu’tasım, Araplar’a yönelmeye başlamış Mısır’dan ve Kays kabilesinin yaşadığı bölgelerden insanlar getirtip eğitmiş ve oluşturduğu bu güce Mağaribe adını vermiştir.

Arap asıllı olmalarına rağmen, (bu kişilerde, b.n.) Mu’tasım aradığını bulamamıştır. Çünkü o zamanlar Arap ırkına bir rehavet çökmüştü. Mu’tasım da cesaret ve kahramanlık gibi, Türkler’de mevcut olan birçok özelliğe bizzat sahip olmakla tanınıyordu.

Buna binaen Mu’tasım çok sayıda Türk getirtmiş çok para harcayarak onları satın alma yoluna gitmiş, sonunda sayıları binleri –meşhur olan görüşe göre on sekiz bini- bulmuş ve onlar için Sâmerrâ şehrini kurmuştur.

Bu Türkler sadece askerlik ve özel güvenlik işlerinde istihdam edilmemiş, aynı zamanda Mu’tasım onları idari işlerinin birçoğunda da görevlendirmişti. Türkler’i ordu kadrosuna alan ve askeri kütüklere (divan) kaydeden ilk halife Mu’tasım’dır.”

(Saîd Abdülfettâh Âşûr, Araplar ve Türkler Arasında İlk Tanışma, Türk-Arap Münasebetleri, s.302)