13.yüzyılda Mısır, Suriye...
"On üçüncü yüzyıl ortalarına doğru Türk
Memlükleri Kahire'de iktidarı ele geçirecek güce erişmişlerdi. Böylece Mısır ve
Suriye'yi 1517 yılına kadar idare edecek olan yeni bir rejim, Memlük Sultanlığı
doğuyordu. 1260 yılında son Eyyübi hükümdarlarının ölümünü izleyen bir fetret
devrini müteakip bir Kıpçak Türkü olan Baybars, sultan oldu. Onun yükselmesi
birçok bakımdan Selahaddin ile benzerlikler göstermektedir. Baybars Suriye ve
Mısır'ı bir devlet halinde birleştirdi ve bu seferki beraberlik daha uzun ömürlü
oldu. Doğudan gelen Moğol istilacılarını ülkesine sokmadığı gibi, Suriye'de
yerleşmiş olan bütün Haçlıları da yok etti. Dahice bir fikirle Abbasi ailesinden
bir üyenin halife unvanı ile Kahire'ye yerleşmesini sağladı. Kahire'deki Abbasi
halifeleri ancak Mümlük sultanlarının yanında sarayın memurları durumundaydılar.
Mısırlı tarihçi Makrızî
(öl.1442) şöyle demektedir:
'Türk Memlükleri Kahire'de halife olarak tayin ettikleri şahsa otorite ve
fikrini açıklama hakkını vermeksizin yalnız isim ve unvanını vermekle
yetindiler. Halife günlerini askeri şefler,yüksek rütbeli subaylar, memurlar ve
kadılarla arkadaşlıkla geçiriyor ve onlarla ziyafetlerde bulunuyordu.'
Kahire halifeleri halifelik kurumunun son dönemini oluşturuyorlardı. Baybars ve
haleflerinin feodal rejimi Eyyübiler'in Suriye ve Mısır'da uyguladıkları
Selçuklu idare tarzı idi. Kumandanlara ve emirlere ücret yerine rütbelerine göre
beş ile yüz arasında değişen memlük bulundurmak şartıya toprak imtiyazı
veriliyordu.Bu toprakların gelirinin üçte ikisi askerlerin bakımına
harcanıyordu. Bu imtiyazlar her ne kadar miras olarak devredilmek istenen
bir hak haline getirilmeye çalışıldı ise de mirasa dahil değildi. Bu sistem
memlük subaylarından Araplaşmış olanları yeni gelen memlüklerin yararına kanuni
bir şekilde devamlı olarak mallarından mahrum etmeye dayanıyor ve böylece ırsi
olarak bir toprak aristokrasisinin ortaya çıkmasını önlüyordu. Arazi imtiyazı
hayat seviyesini en üst derecede tutuyordu. Arazi imtiyazı sahibi olan askeri
şahıs, genellikle kendisinin olan arazinin başında değil, Kahire yahut tımarının
bulunduğu bölgenin merkezinde oturuyordu. Onu mülk değil, geliri
ilgilendiriyordu; ne saray ne de köşk yaptırıyor ve ne de Batı'daki gibi mahalli
otoriteler ortaya çıkıyordu. Bir derebeylik haklarına sahipdeğildi ve hatta
zaman zaman değişikliklere uğruyordu. Mısır'da t5ımar ad-razisinin değıtımı
devamlı olarak değişiyordu."
(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları,
s.225-226)