Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

İslam'ın parçalanmaya başlamasının ilk otuz yılında ne oldu?

"İslam Dünyası'nın parçalanması ilk otuz yıl zarfında Filistin'e kadar Suriye dahil sahil şeridini süratle zapt edebilen, Antakya, Urfa, Trablusşam ve Kudüs'te feodal Latin prenslikleri kuran bu istilacıların işlerini kolaylaştırdı. Bu başlangıç bir kolonizasyon ve asimilasyon devresi oldu. İstilacılar ve Hıristiyan hacılar Suriye'ye yerleşiyorlar, adetlerini benimsedikleri yerli halk gibi giyiniyorlar ve yerli Hıristiyanlar ile evleniyorlardı. Birinci Haçlı Seferi tarihçisi Fulcherius Carnotensis şöyle demektedir:

'Batılı olan bizler şimdi doğulu olduk. İtalyan yahut Fransız olan birisi şimdi bu memlekette Galilei yahut Filistinli oldu. Rheims yahut Chartres'in eski vatandaşı Sur yahut Antakya vatandaşı haline geldi. Doğum yerlerimizi unuttuk. İçimizden çoğu artık oraları bilmiyor ve haber alamıyor. Sanki miras yoluyla babasından kalmış gibi bir eve eşyaya sahip oluyor, diğeri evlenmek için hemşerisini değil, bir Suriyeli, bir Ermeni hatta Hıristiyan olmuş bir Arap'ı alıyordu. Bir yabancı şimdi yerli olmuştu, göçmen şimdi yerli haline geldi. Her gün yakınlarımız, dostlarımız Batı'da sahip oldukları her şeyi terk edip büyük bir şevkle bizim yolumuzu takip ediyordu. Zira Batı'da fakir olanlar burada zengin oldu. Orada birkaç kuruşa sahip olanların şimdi burada sayısız altın parası vardı. Orada bir köyü olmayan burada Tanrı'nın lutfuyla bir şehre sahipti. Madem ki Doğu bizim için yaşanılacak güzel bir yerdir, o halde niçin Batı'ya dönelim.'

Bu düşünceleri, 12.yüzyılda Suriye'de yaşamış olan Usame b.Munkız tarafından ileri sürülen fikirle karşılaştırabiliriz:'Memleketimize yerleşip Müslümanlar arasında yaşayan Franklar vardır, onlar yeni gelen yabancılardan daha iyi durumdadırlar.

Bu başarılı ilk devrede bile Haçlılar Akdeniz ve Batı Dünyası ile bağlantılarını devam ettirmek için sahil ovalarında ve bu ovalara bitişik yamaçlarında yerleşmeye mecbur oldu. Ülkenin iç kısımlarında, çöle ve doğuya uzanan bölgelerde Haçlılara karşı bir hareket hazırlığı başlamıştı. 1127'de bir Selçuklu kumandanı olan Zengi Musul'u zaptetti ve daha sonraki yıllarda Kuzey Mezopotamya ve Suriye'de gücü devamlı artan bir devlet kurdu. Onun gelişmesi başlangıçta diğer rakip Müslüman devletler, özellikle ortak düşmana karşı Kudüs Latin Kırallığı ile anlaşmak hususunda tereddüt etmeyen Dımaşk tarafından engellendi. 1147'de Haçlılar ittifakı bozmakla hatta etti, Zengi'nin oğlu ve halefi Nureddin 1154 yılında Dımaşk'ı almaya ve Suriye'de tek bir devlet kurmaya muvaffak oldu. Haçlılar onun şahsında ilk defa çetin bir rakip ile karşılaştı. Her iki tarafın da gizli hedefi Fatmi hilafetinin yıkılmaya yüz tuttuğu Mısır'ı almaktı. Batı'da Saladi diye bilinen Selahaddin Mısır'a geldi ve orada Nureddin'in menfaatlerini koruyarak vezir sıfatıyla Fatımiler'e hizmet etti. Selahaddin 1171'de Fatımi hilafetinin sona erdiğini ilan etti. Hutbe ve sikkelerde Bağdat Abbasi halifesinin isminin geçmesini sağladı.

Mısır'ın gerçek hükümdarı haline geldi ve Nureddin ile iğreti bir ittifak yaptı. 1174 yılında Nureddin ölüp de halef olarak küçük bir çocuk bırakınca Selahaddin onun Suriye'deki yerlerini de ele geçirerek Mısır ve Suriye'de bir Müslüman imparatorluğu kurdu. 1187'de Haçlılar'a hücum etmek için yeterli derecede kuvvetli olduğunu biliyordu. Selahaddin Kudüs'ü Haçlılar'dan geri aldıktan ve onları Akka, Sur, Trablusşam ve Antakya şehirleri arasındaki sahil şeridi hariç, her taraftan kovduktan sonra 1193'te öldü."

(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.219)