Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Hasan Sabbah ve Haşişinler

"Bu geçiş devresinde sosyal karışıklıklar kaçınılmazdı. Eski rejimin toprak sahipleri dışarıdan gelen bu yeni sınıfın ortaya çıkmasıyla ağır bir sarsıntıya uğradı. Ticaret tehlikeye girdi ve azaldı. Belki de ticaretin bu çöküşünün en açık belirtileri İskandinavya'da bulunan paralarda görülür. Dokuz ve onuncu yüzyıllarda Arap ve İran paraları İskandinav ülkelerinde pek bol ve revaçtaydı. On birinci yüzyıl boyunca bu paraların sayıları azalıyor ve sonra da tamamen ortadan kalkıyordu. Bu devirde da esas muhalefet bir defa daha ve fakat yeni bir görüş altında İsmaililer'den geldi, 1078 yılında İranlı bir İsmaili lideri olan Hasan Sabbah Fatımiler'in merkezi Kahire'yi ziyaret etti. Orada zayıflamış olan imamlar adına Fatımi Devleti'nin gerçek hakimleri olan askeri şeflerle mücadeleye girişti. Fatımi Halifesi Mustansır'ın 1094'teki ölümü üzerine Hasan Sabbah ve İranlı taraftarları, halefini tanımayı reddettiler ve Kahire'nin eski teşkilatı ile olan bağlarını kopardılar. Doğulu İsmaililer veliahtlıktan azledilmiş olan Mustansır'ın büyük oğlu Nizar ile beraber olduklarını ilan ettiler. Selçuklular'ın hakimiyeti altındaki ülkelerde gizli bir ihtilalci hareket olan çetin bir faaliyet devresi başlattılar. Hasan Sabbah'ın yeniden teşkilatlandırdığı İsmailiye diye bilinen yeni mezhebin taraftarları Haşişiler diye adlandırılıyordu. Bu isimlendirme muhtemelen bağlı vecde getirmek için kullandıkları vasıtadan kaynaklanmaktadır. Kelimenin Avrupa dillerindeki (Assassins) manası ise mezhebin kullandığı taktikten ileri geliyordu.

Hasan Sabbah 1090 yılında İran'ın kuzeyinde bulunan erişilmez Alamut Kalesi'ni ele geçirdi. Orada, daha sonraki asırda Suriye'de kurulmuş üslerde olduğu gibi mezhebin büyük üstatları diye isimlendirilen Dağın ihtiyarı bir fanatikler çetesine kumanda ediyor, gizli esrarengiz bir imam adına İslam hükümdar ve beylerine karşı terör ve cinayet kampanyası yürütüyordu. Büyük üstatların özel görevlileri bir seri cinayet işledi ki, kurbanları arasında devlet adamları, kumandanlar ve hatta 1092 yılında bir cinayete kurban giden bizzat Nizamü'l-mülk de bulunuyordu. Batılı haçlı tarihçiler Haşişiler'in Suriye'de Haçlılar ile Müslümanlar arasında saldıkları dehşeti canlı bir şekilde tasvir eder ve bunların Avrupa'da bile tanınarak kendilerinden korkulduğunu belirtirler. Haşişiler'in terörü ancak 13.yüzyılda Moğol istilası sırasında son buldu. İsmaililik bundan sonra da küçük sapık bir mezhep olarak devam etti."

(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.217)