Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Araplar’da bireysellik

“Bu son özellik bizi, Arap nesrinde tekrarlanan bir özellik olan başka bir noktaya, yani ferdiyetçi değil, kolektivist bir özelliği götürür. İlk Araplar’ın ateşli ferdiyetçiliği tüm gücüyle yalnız Bedeviler arasında devam etti. Medeniyet merkezlerinde ise bu ferdiyetçilik yerini pasif ve hatta anonim bir tutuma bıraktı. Çoğu zaman bir kitap, yazarın ferdi ve şahsi eseri olarak değil, nakletme zincirinde bir halka olarak ortaya çıkar. Yazar, kendi kişiliğini otoritenin prestiji ve kendisinden önceki nakilcilerin safı arkasında gizler. Hatta aslında ferdi bir ifade olan şiir bile şahsi ve samimi değil genel ve sosyaldir. Bu insani olmaktan çok kolektivist tavır, İslam düşüncesinin ve kurumlarının her yönde, belki de en açık bir şekilde Müslümanların ‘mükemmel insan’ ve ‘mükemmel devlet’ idealinde görülen, herkesin kendi içindeki ferdi gücünü geliştirmesi yerine taklit ederek uymaya çalışması gereken modeller biçiminde belirir.

Hayatın bu atomistik görünüşü, çok parlak başarılar ortaya koyan daha bağımsız spekülasyon ve araştırma ruhuna karşı tepkinin son zaferini şu ya da bu şekilde belirten dogmatik teolojinin belli sistemlerinin genel olarak kabul edilmesinde tam ifadesini bulur. Bu teoloji, determinist, faydacı ve otoriterdir. İlahi kanunun ve vahiylerin bilakeyf, yani nasıl olduğunu sormaksızın, sorgusuz kabul edilmesini ister. Bütün tali nedenleri inkar eder ve Allah’ı birinci sebep olmaktan çok bütün bunların planlayıcısı olarak kabul eder. Mecburi sonuçlar ve tabii kanunlar ya da nedenler yoktur. Yiyeceğin olmamasının açlığa neden olması gerekmez, yalnızca alışkanlık nedeniyle acıkınca yiyecek aranır. Her şey doğrudan doğruya bir arada bulunma veya birbirini takip etmeyle ilgili belirli alışkanlıkları düzenleyen Allah’ın iradesiyle yürür. Zamanın her parçasında her hadise, doğrudan ve ferdi bir ortaya çıkarma hareketinin sonucudur.

Bir zamanlar genel olarak kabul edilen bütün nedenliliğin bu son ve kasti olarak reddi, hem felsefe ve hem de tabiat bilimlerinde serbest düşüncenin ve araştırmanın sona erdiğini gösteriyordu ve Arap milliyetçiliğinin ümit verici gelişmesini engelledi. Bu durum büyük bir ticaret döneminin daha hür sosyal ve iktisadi hayatının yerini yüzyıllarca değişmeyecek durgun bir feodalizme bıraktığı İslam toplumunun ihtiyaçlarına daha iyi uyuyordu. Eski kavramlar çatışması sürdü, ama İslam’ın yeni izahı bin yıl kadar ciddi biçimde tehlikeyle karışlaşmadı. Ancak 19. ve 20. yüzyıllarda Batı’nın tesiri, İslam toplumunun bütün geleneksel yapısını ve onun fikri paraleli olan düşünce tarzını tehdit etti.”

(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.206)