|
|
Arap yayılmasının başarısı neye bağlıydı? “Arap yayılmasının gerçek mucizesi, onların askeri fetihlerinden ziyade fethedilen bölgelerin Araplaştırılmasıydı. On birinci yüzyıla kadar Arapça, İran’dan Pireneler’e kadar kullanılan anlaşma aracı olarak kalmamış, aynı zamanda Koptca, Aramice, Grekçe ve Latince gibi eski kültür dillerinin yerini alan en büyük kültür vasıtası olmuştur. Arapça yayıldıkça fatih Arap ile Araplaştırılmış kişi arasındaki fark azaldı ve Arapça konuşan, İslam dininden olan herkes tek bir cemaatten sayıldı. Arap deyimi bir kere daha Bedeviler için kullanılır oldu ve ayrıca ekonomik ve sosyal önemi olmayan bir aristokrat unvanı olarak kaldı. Arapça’nın tamamen Araplaşmış geniş bölgelerin de ötesinde diğer Müslüman diller üzerinde büyük etkisi görülmektedir. Farsça ve Türkçe, daha sonra da Urduca, Malaya ve Svahili, Arap harfleriyle yazılan yeni dillerdi. Bu diller, İngilizce ve Fransızca’daki Grekçe ve Latince unsurlarda olduğu gibi bütün kavram ve fikir alemini içine alan pek çok Arapça kelime ihtiva ediyordu. Arapça’nın canlanması ve yayılması dilden de öte bir olaydı; belki de örneğin Orta Çağ Avrupası’nda Latince’nin devam eden kullanılmasından da öte. Dille birlikte temaların seçiliş ve işlenişinde de Arap zevk ve geleneği yayılıyordu. On birinci yüzyıla kadar İranlılar tarafından Arapça yazılan şiirle daha sonra Müslüman İran’ın müstakil kendine özgü İslam Kültürü’nü geliştirdiği devrede Farsça yazılan şiirin tezadı buna bir örnektir. İran’daki Arap şiiri pek çok önemli yönüyle Araplar’ın kendi ilk dönem şiirlerinden farklıdır; lakin esasta arap zevkine uymaktadır ve Araplar tarafından hâlâ kendi mirasları olarak kabul edilmektedir. Daha sonraki İran şiirinin destanı ve subjektif lirizminden mahrumdur.” (Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.193) |